Alkan Avcıoğlu yazdı: Büyük bir ustaya veda

0 Posted by - 06 February 2016 - KÖŞE YAZISI

87 yaşında hayata veda eden Fransız yönetmen Jacques Rivette, geniş kitlelerin tanıdığı bir yönetmen değildi. Ama sinema tarihinin en önemlilerindendi.

1950’lerde Cahiers du Cinéma dergisinde yazan bir grup genç Fransız film eleştirmeni, yönetmenliğe geçerek sinema tarihini değiştirmişti. Tüm dünyada sinemanın gidişatına adeta müdahele eden Yeni Dalga’nın temellerini atmışlardı. Cahiers du Cinéma’da dönemin Fransız sinemasını sert bir şekilde eleştiren bu gençler, sinemanın öyküyle olan ilişkisini yeniden tanımlamak istiyor ve biçimsel olarak çok daha özgür bir film yapma modeline inanıyorlardı. Aralarında Godard, Truffat ve Chabrol’un bulunduğu bu isimler yönetmenliğe geçiş yaptıklarında, her biri uluslararası şöhrete uzandı ve sinema tarihi kitaplarının popüler figürlerinden biri haline geldi. Ama 1952’de dergiye yazmaya başlayan ve hepsinin söylediğine göre Yeni Dalga’nın asıl fikir babası sayılması gereken Jacques Rivette, onlar kadar tanınmış bir hale gelmedi. Belki de Godard’la beraber Yeni Dalga’nın amacını en iyi kavrayanlardan biri olan Rivette, diğerlerinden çok daha ayrıksı ve biçimsel anlamda deneysel bir yol seçmişti. Filmleri ana akım izleyiciyle pek buluşmadı ama dünyanın dört bir yanındaki film yönetmenlerini ve film teorileri üzerine kafa yoran akademisyenleri etkiledi.

Jean Cocteau’nun çekim günlüklerini okuyunca yönetmen olmaya karar veren Rivette ilk kısa filmini (Aux Quatre Coins ) 1949 yılında çekmişti. Ama film çekmeye devam etmeyip Paris’e taşındı. Burada Fransız Sinematek’inde gelecekte Yeni Dalga’yı beraber oluşturacakları Rohmer, Truffaut, Chabrol ve Godard ile tanıştı. Bu grup arasında uzun metrajlı bir film çekmek için kolları sıvayan ilk isim olsa da çekimleri yıllar sürdüğü için ilk filmi ‘Paris Bizimdir’i (Paris Nous Appartient) 1960 yılında tamamlayabildi. Grubun Truffaut ve Godard gibi diğer isimleri ilk filmleriyle çok daha büyük başarılar kazanıp çok daha üretken hale gelirken, Rivette’nin ikinci filmi ‘La Religieuse’ ancak 1966 yılında çıkacaktı.

Rivette bu süre içerisinde eleştirmenliğe ve dergideki işine daha çok eğildi. 1963’te Cahiers du Cinéma’nın editörü olmaya başlayan Rivette, derginin çizgisini salt sinema alanından çıkardı ve çok daha derinlikli bir eleştirmenlik ekolüne kaydırdı. Bu dönemde filmlerin kamera hareketleri gibi biçimsel özelliklerini film gramerini ekseninde masaya yatıran bu ekol sayesinde Roland Barthes gibi isimlerle yapılan röportajlar dergide boy göstermeye başladı.

Bir Diderot uyarlaması olan ve Fransa’da bir süre yasaklanan ikinci filmi ‘La Religieuse’nin ardından Rivette 1968 yılında ‘L’amour fou’yu çekti. 252 dakikalık bu film Rivette ile özdeşleşecek hem biçimsel hem tematik tüm özellikleri üzerinde taşıyan ilk filmiydi. Üstelik alışılmış film sürelerinin çok üzerinde filmler yapacağının da bir habercisiydi. Sinemada dramaturji üzerine en fazla kafa yoran yönetmenlerden biri olan Rivette, filmler ve süre arasındaki ilişkiyi de teorik olarak oldukça önemsiyordu.

Anlattığı hikayelerden ziyade “yaratım süreci”ni önemseyen ve sinemanın anlatı yapılarıyla oynayıp meta-anlatılar yaratmayı seven Rivette, ‘L’amour fou’dan sonra 760 dakikalık ‘Out 1: Noli me tangere’yi çekti. Bir Fransız TV kanalı için çektiği bu film, hiçbir zaman yayınlanmadı ve 2000’lerin ortalarına kadar kayıp film statüsünü korudu. Adeta 2000’lerde keşfedilen bu film, şimdilerde film festivallerinde gösteriliyor ve yurtdışında yeni yayınlanan DVD box set’iyle sinefillerin iştahını kabartıyor.

Céline et Julie vont en bateau

Rivette, pek çoklarına göre en iyi filmi olan ‘Céline et Julie vont en bateau’yu 1974 yılında tamamladı. Sinema tarihinin belki de en hakkı yenmiş başyapıtlarından biri olan bu film, kıymetini her yeni izleyişte arttıran öncü bir klasikti. Rivette’nin yavaşlayarak da olsa 3-4 sene aralıklarla film çekmeye devam ettiği dönemde, 1991’de en popüler filmine dönüşen ‘Güzel Gürültücü’den (La Belle Noiseuse) önce en akılda kalıcı filmi 1988 tarihli ‘Dörtlüler Çetesi’ydi (La Bande des quatre). Yönetmenin kariyerinin son dönemi olan 2000’lerde ise iki filmi formdan düşmediğini ispatlıyordu: 2001 tarihli ‘Va savoir’ ve 2007 tarihli ‘Baltaya Dokunma’ (Ne touchez pas la hache).

Rivette’nin ölümüyle avangard sinema en büyük ustalarından birini kaybetti. Lineer anlatım modellerine meydan okuyan filmleri, titiz dönem uyarlamaları, “oyun içinde oyun” anlatıları biçim açısından her daim kusursuzdu ve izleyicileri sinemanın sınırları üzerine düşünmeye iten eserlerdi. Howard Hawks, Nicholas Ray, John Ford ve son dönemde David Lynch hayranı olmasıyla tanınan Rivette aynı zamanda sinema tarihinin en sinefil yönetmenlerinden biriydi. Her fırsatta yönetmenlerin çok az film izlediğinden yakınan Rivette bir keresinde şöyle demişti: “Bazı genç yönetmenlerin filmlerini izlediğinizde onların etrafındaki sinema tarihinin 1980’lerde başladığını düşünüyorsunuz.” Bu cümle bugün pek çok genç sinemasever için de söylenebilir. Sinema tarihini 1980’lerde başlatmamak için genç sinemaseverlerin yapabileceği en iyi şeylerden biri de bir an evvel Jacques Rivette külliyatına başlamak.

No comments

Leave a reply