ALKAN AVCIOĞLU YAZDI: “FİLM TEORİSİ” NİHAYET TÜRKÇE’DE

0 Posted by - 06 April 2015 - KÖŞE YAZISI

Sinema kuramları alanında en önemli kaynak kitaplardan biri olan Siegfried Kracauer’in “Film Teorisi: Fiziksel Gerçekliğin Kurtuluşu” kitabı geçtiğimiz hafta Metis Yayınları‘ndan çıktı.

Memleket gündemi her geçen gün daha boğucu hale geliyor. Belki de pek çoğumuz yaşanan olaylara isyan ederken “bu olanlar sadece Türkiye’de olur” diyecek noktaya geliyoruz. Hayatını ve vaktinin büyük bir çoğunluğunu iktidarın ve devletin ideolojik aygıtlarının sürekli hor gördüğü kültür ve sanat arenasında geçirmeye çalışanlar için yeni bir mefhum değil bu. Daha bu hafta Julianne Moore’un oyunculuğunu kötü bulan ve bunu da hiç çekinmeden kendisine ileten zihinlerin sadece bizim ülkeden çıkabileceğini düşünmedik mi? İki hafta önce de bu köşede, ödül töreni canlı yayınında VTR mozaikleyen, paralı sinema kanallarında filmleri mozaikleyen yeryüzündeki tek ülke olduğumuzu yazmıştım.

Kültür ve sanatı yakından takip edenler benzer durumlara alışıktır. “Şu film sadece bizim ülkede vizyona girmiyor”, “şu kitabın çevirisi sadece bizim ülkede çıkmadı” tarzı serzenişlerimiz boldur. Bu hafta olan nadir güzel şeylerden birisi Metis Yayınları’nın bu tarz cümleleri kurabileceğimiz listeden bir kitap eksiltmesi oldu. Film teorisi alanında kilometre taşı kitaplardan birisi olan Kracauer’in “Film Teorisi” kitabı Türkçe’ye çevrildi. Çevirisini Özge Çelik’in gerçekleştirdiği kitap daha önce de yazarın iki önemli kitabı “Kitle Süsü” ve “Tarih: Sondan Bir Önceki Şeyler”i basmış Metis Yayınları’ndan çıktı. Kendi alanının en önemli kaynak kitaplarından ‘Film Teorisi’nin Türkçe’ye çevrilmesi kuşkusuz ki sinefiller, sinema öğrencileri ve sinema yazarları için son derece iyi bir haber.

Siegfried Kracauer2

Lewis Mumford, fotoğrafın “modern çevremizin karmaşık, birbiriyle ilişkili veçhelerini” layığıyla resmetmesini vurgular. Kracauer de bu görevi filmin devraldığını. Sinemayı neredeyse bir sanat dalı gibi değil de bir bilim dalı gibi ele aldığı bu kuramsal kitap 1960’larda kaleme alınmıştı. Sinema kuramlarının zaman içerisinde aldığı yön postmodernizm ve postyapısalcılık ile bambaşka rotalara doğru çevrildi ve grand teorilerden büyük bir kopuş gerçekleşti. Ancak klasik kuramlar hala önemini korumaya devam ediyor. Bazin’in ve Kracauer’in gerçekçiliği temele yerleştirdiği çalışmaları da bu klasik teorilerin en önemlileri arasındadır. Kracauer’in kitabının önemi sinema üzerine sorgulamalarından ziyade modernizm üzerine kapsamlı düşünmesi ve eleştirel toplumsal teorilere yakın durmasından kaynaklıdır.

ARŞİVLERDE YERİNİ ALMASI GEREKEN BİR KİTAP

Memleketteki sinema literatürü pek iyi durumda değil. Sinema endüstrisinin büyüklüğü düşünülünce aylık ve haftalık dergilerimizin sayısı inanılamayacak derecede az. Gazetelerimizin pek çoğu sinema yazarlığını magazinin bir parçası olarak düşünüyor. Birikimi ve kalemi güçlü pek çok sinema yazarı artık istediği alanlara sahip değil. Neyse ki internet ortamı yeni olasılıklar ve yeni heyecanlar sağlayabilme potansiyeline sahip. Ancak genç kalemler memleketin kültürel erozyonundan haliyle nasibini almış bir ortamda ve de internet çağında yazarlığı tecrübe ederek öğreniyor. İstisnalar şüphesiz ki var, lakin herkesin hemfikir olduğu bir konu yeni kuşak yazarların kuramlarla arasının müthiş derecede kopuk olduğu. Yayınlarımız zayıflarken, üniversitelerin sinema bölümleri teori okumaktan ziyade yönetmen olma sevdasına tutulmuş gençlerle dolup taşmakta. Fikirlerini kuramlara referanslarla güçlendiren ve hatta disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alarak başka kaynaklardan beslenen yazıların sayısı son derece az.

İşte tam da böyle bir ortamda Kracauer’in kitabının önemi bir kat daha artıyor. Elbette ki Türkçe’ye çevrilmiş olan pek çok kuramsal temel kitap var. Fakat Kracauer’in “Film Teorisi” kitabı en düzenli ve en sistematik olan çalışmalardan birisi. Kitabın ilk kısmı bu disiplini müthiş bir şekilde yansıttığı gibi son bölümlerde sinemanın dışına çıkıp modern hayatı da çözümlemeye çalıştığı kısımlar teorik bir sorgulamanın çerçevesinin nasıl kurulması gerektiğine dair ders niteliğinde. Üstelik günümüz şartlarına uymayan, zamana ayak uydurması zor olan pek çok kısmını telafi edecek cinsten güçlü. Sinema üzerine kalem sallayan zihinlerin öncelikle hala genç bir sanat dalı olarak sinemanın imkanlarının nereye kadar uzandığını ve sinemanın ne olması veya ne olabileceği üzerine kafa yorması gerektiğini insana bir kez daha hatırlatıyor. Tam da bu yüzden, sinemaya ilgisi biraz ileri boyuta geçmiş herkesin arşivinde olması gereken bir kitap.

*Alkan Avcıoğlu’nun bu yazısı 3 Nisan 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply