ALKAN AVCIOĞLU YAZDI: İSTANBUL FİLM FESTİVALİ İÇİN 34 ÖNERİ

0 Posted by - 27 March 2015 - KÖŞE YAZISI

Tüm sinemaseverlerin iple çektiği an geldi. 04-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 34. İstanbul Film Festivali’nin biletleri yarın satışa çıkıyor.

45 Yıl (45 Years): Bu sene Berlin Film Festivali’nin tartışmasız en iyi filmlerinden biriydi.

A Most Violent Year: J.C. Chandor’dan taş gibi bir film. Kendi kuşağının en iyi görüntü yönetmenlerinden biri olan Bradford Young ise filmin en önemli artısı.

Azrail (Kosac): Festival programından hazineler çıkarmayı seviyorsanız, tercihinizi ‘Azrail’den yana kullanmaktan çekinmeyin.

B Filmi: Batı Berlin’de Şehvet ve Müzik (B-Movie: Lust & Sound in West Berlin): Sadece arşiv görüntüleri nedeniyle bile kaçırılmaması gerek.

Baba Beni Yakalasana (Catch Me Daddy): Oyunculuk performansları, boğucu ve güçlü atmosferiyle dikkat çeken bir film.

Bataklık (La Isla Minima): Bu seneki festivalin hazinelerinden biri. Yönetmeninin atmosfer yaratmaktaki maharetiyle dikkat çeken ‘Bataklık’, geçtiğimiz yılın en iyi İspanyol filmlerinden biriydi.

Bodrumda (Im Keller): Günümüzün en aykırı yönetmenlerinden biri Ulrich Seidl, bu belgesel ile köklerine geri dönüyor.

Burgundy Dükü (The Duke of Burgundy): Sadece festival programının değil yılın en iyi filmlerinden birisi.

Caligari’den Hitler’e (From Caligari to Hitler: German Cinema in the Age of Masses): Weimar dönemi Alman sinemasını mercek altına alan film, ilk filmi gibi sinefiller için bir hazine niteliğinde.

Ders (Urok): Margita Gosheva’nın performansıyla dikkat çeken ‘Ders’, son derece etkileyici bir ilk film.

Dış Ses (La Voz En Off): En son olarak ‘Bonsai’ ile bizi kendine hayran bırakan Christian Jimenez’in son filmi.

Eisenstein Meksika’da (Eisenstein in Guanajuato): Greenaway’in filmi, yönetmenin isminden beklediğimiz kadar sıradışı.

Gerçeklik (Réalité): Kült filmlere imza atan Quentin Dupieux bir kez daha festival programının açık ara en acayip filmiyle karşımızda.

Gizli Kusur (Inherent Vice): Festival sayesinde Paul Thomas Anderson’ın filmini perdede izleme şansına erişmişken bu fırsatı geri tepmek mümkün mü?

Güeros: Geçtiğimiz sene Berlin’de çıkan film, etkileyici yönetmenliği sayesinde festival takipçileri için bu uzun bekleyişe değecek.

H. : Bu alegorik bilimkurgu filmi, yüksek bütçe ve özel efektler yerine sizi düşündürtmek istiyor.

Hayal Ülkesi (Jauja): Lisandro Alonso toplu gösterimini ve de haliyle son filmi ‘Hayal Ülkesi’ni kaçırmayın.

Hayatını Yaşa (Choone Chali Aasman): İzleyici ilgisi ne düzeyde olur bilinmez ama bu film festival programındaki pek çok hit filmden rol çalabilecek potansiyele sahip.

İşçinin Ölümü (Workingman’s Death): Bazı seçkilerde 2000’lerin en iyi filmleri arasında gösterilen belgesel, pek çok sinemasever için hala kapalı bir kutu. İzlemek için bundan daha iyi bir fırsat olamaz.

Kayıp Nehir (Lost River): Ryan Gosling’in adı nedeniyle bu filme gidecekseniz yandınız. Ancak Lynch, Carpenter, Malick ve Gaspar Noe hayranıysanız doğru adrestesiniz.

Kelebek (Mariposa): Arjantinli yönetmen Marco Berger’in son filmi, ‘Rastlantının Böylesi’, ‘Kör Talih’, ‘Koş Lola Koş’ gibi filmlerle akraba.

Kim Korkar Hain Kurttan? (Who’s Afraid of Virginia Woolf?): Beyazperdenin bugüne kadar gördüğü en iyi tiyatro oyunu uyarlaması.

Kızıl Ordu (Red Army): Geçtiğimiz yılın en iyi belgesellerinden.

Kuş İnsanlar (Bird People): Tuhaf bir masal niteliğindeki film kusursuz olmasa da son derece etkileyici.

Küçük Serseri (P’tit Quinquin): Mini seri olarak çekildiğine aldanmayın bu tam anlamıyla bir Bruno Dumont filmi.

Leopar (Il Gattopardo): Sinema tarihinin en görkemli klasiklerinden birini perdede izlemediyseniz bu sene ilk biletinizi bu filme alın. İzlediyseniz, zaten bir daha izlemek isteyeceksiniz.

Mahkeme (Court): Bol ödüllü film, zeki anlatısıyla mahkeme filmi alt-türüne yeni bir soluk getiriyor.

Peşimdeki Şeytan (It Follows): Korku sineması tarihine adını altın harflerle kazıyacak bu filme gitmek için gerekirse tüm programlarınızı iptal edin.

Postacının Beyaz Geceleri (Belye nochi pochtalona Alekseya Tryapitsyna): Andrei Konchalovsky’nin filmi, sıkı festival takipçilerinin kesinlikle kaçırmaması gerekenlerin başında geliyor.

Şeytan (Lucifer): Dairesel “tondoskop” formatında çekilen sinema tarihindeki ilk film. Deneysel tarzıyla dikkat çeken yönetmen Gust Van Den Berghe’nin üçlemesinin son halkası.

Toprağın Tuzu (The Salt of the Earth): Wim Wenders adeta ilk dönemindeki formuna yaklaşıyor.

Ulusal Müze (National Gallery): Londra’daki National Gallery’i sinema tarihinin en iyi belgeselcilerinden Frederick Wiseman’ın gözüyle izlemeyi kim istemez?

Virunga: Oscar adayı belgesel hakkında kulağımıza sadece iyi şeyler çalındı ve merak etmemek elde değil.

While We’re Young: Baumbach’ın bir kez daha senaryosuyla ışıldadığı film, yönetmenin bugüne kadarki en eğlenceli işlerinden biri.

* Alkan Avcıoğlu’nun bu yazısı 27 Mart 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply