ALKAN AVCIOĞLU YAZDI: “SİNEMAYA DÜŞMAN MIYIZ?”

0 Posted by - 21 April 2015 - KÖŞE YAZISI

Sansürün kol gezdiği, kültürün var olmasına bile tahammül edemeyen bir coğrafyada, gişe canavarı komedi filmlerinin çok özel bir durumu var.

Son dönemde değişik türden de olsa çeşitli sansür vakaları yaşadığımız için sansürle ilgili pek çok şey yazıp çizildi. Sansürün arkasındaki zihniyete, sansür uygulanan filmlere, neler yaşandığına, kimin hangi açıklamayı yaptığına odaklandık. Sansürü, sansürün kılıflarını, baskıyı ve otosansürü nasıl içselleştirdiğimiz haklı olarak yazıldı çizildi. Son yıllarda olanlara bakınca devlet ve toplumca sanata ve sinemaya adeta düşman gibiyiz. Filmleri kendi içerisinde bir bütünlük taşıyan sanat eserleri gibi algılamaya uzağız. TV ekranlarında filmleri kesiyoruz biçiyoruz, yetmiyor mozaikliyoruz, yetmiyor çevirilerinde otosansüre gidiyoruz. Devlet zihniyetiyse kendince ‘sakıncalı’ olan içerikleri her seferinde yetişkin bireylerin izleyip izleyememesine müdahale eder refleksler geliştiriyor. Benzer durumlar zaten sinema dışındaki alanlarda da mevcut. İktidarı dar anlamıyla düşünmeden para ve güç anlamlarını da içine katarak düşününce sonuç çok net: Çıkarlara ters düşen şeylerin var olma alanları bir bir kapatılıyor, yok olsunlar isteniyor.

Bu hafta yaşanan olaylarda İstanbul Film Festivali’nde gösterilmesi planlanan ‘Kuzey / Bakur’ filminin kayıt-tescil belgesine başvurmadığı için gösteriminin denetleneceğine dair İKSV’ye hatırlatmalar yapıldığına şahit olduk. Festival gösterimlerinde yabancı filmlere zaten uygulanmayan, ne zaman ‘sakıncalı’ bir film varsa o zaman hatırlanan bu kayıt-tescil yönetmeliğinin dünyada bir eşi benzeri daha yok. Benzer olayları ne yazık ki daha yaşayacak gibi gözüküyoruz. Fakat gelin bugün farklı bir şey yapalım; sansüre değil sansürlenme tehlikesi olmayan filmlere bir bakalım. Yani iktidarın, var olmasından hiç rahatsız olmadığı ve alanları kısıtlanmayan şeylere. Belki onlar da bize bir şey söylerler.

KOMEDİ FİLMLERİ PATLAMASI
Sansür, resmi ideolojinin dışarıda tutmaya çalıştığı şeyler için bir sınır çiziyorsa, sınırın iç tarafında neler var? Var olması otorite için rahatsız edici olmayan ve de haliyle popüler kültürün büyük bir kısmını oluşturan filmlere bir bakalım. Gişe filmleri birer kitle iletişim ve eğlence aracı olarak rahatlar; varlıkları rahatsız etmiyor, engellenme tehlikeleri yok. Gişe rakamlarına bakınca şunu görüyoruz: Filmlerin % 80’i komedi filmi. Bunlardan bazıları da tek başlarına milyonlarca izleyiciye ulaşıyor. İlginçtir ki yerli üretim filmlerde komedinin dominant olduğu dönemler ve ülkeler, otoriter yönetimlere veya buhranlara işaret ediyor. Üstelik bunların hiçbirisinde bu durum, devlet eliyle izlenmiş resmi bir politika olmasa da.

Sözgelimi Mussolini dönemi İtalya’sını ele alalım. Geçmiş dönemdeki faşist yönetimlerle ilgili en büyük yanılgı onların sadece propaganda filmleri çektiğini düşünmektir. Evet, İtalya da Almanya da faşist yönetim altında rejim propagandası yapan filmler çekmiştir. Ama bunların sayısı yıllık ortalamalara vurunca çok azdır. Sinema tarihi kitapları İtalyan Yeni Gerçekçiliği öncesindeki dönemden pek bahsetmez. Fakat 1922 ile 1943 arasında İtalya’da 700’den fazla uzun metrajlı film prodükte edilmişti. Bu filmlerin büyük bir çoğunluğu eğlence ve komedi filmleriydi. 1. Dünya Savaşı sırasında İtalyan filmleri yabancı filmlere (özellikle A.B.D. ve Fransız yapımı) karşı rekabet edemiyordu. Ancak özellikle 1930’larda yerli üretim filmler, orta sınıf için düzenli bir aktiviteye dönüşmüştü. Büyük kitlelere eğlence vaat eden bu filmler, Hollywood filmlerini çağrıştıran dramatik formüller izliyor ve politik realitelerden uzak duruyorlardı. Aşk filmleri, komediler ve müzikaller orta sınıfa ‘gerçekten kaçış’ (escapism) sunabildiği için en çok ilgi gören türlerdi. “Re-viewing Fascism: Italian Cinema” adlı kitapta bu dönemin filmlerinin buhranları gizleyen eğlendirici bir kitlesel araç olarak düşünülmesi gerektiği vurgulanır.

Yukarıda bahsettiğimiz dönemde film endüstrisinin tüm karar verici mercilerinde Mussolini’nin adamları bulunuyordu ve rejime ters düşecek filmlerin finanse edilmesi veya gösterilmesi söz konusu bile değildi. Film üretim sayısı hızla artarken, çekilen filmlerin çoğunluğunun sosyo-politik realitelerden uzak komedi filmleri olması bir tesadüf müydü?

TİCARİ SİNEMA HER ŞEYLE UZLAŞABİLİR
Benzer bir soruyu şöyle sorabiliriz: Türkiye’deki filmlerin de gerek üretim adedi, gerek sadece iç pazara seslenen nitelikleri, gerek gişede gördükleri ilgi olarak benzer oranlara sahip olması bir tesadüf mü? Kuşkusuz ki değil. Bunun nedeni evrensel düzeyde aynı: İktidarlar ve otoriter eğilimli rejimler, eğlendirici kitlesel araçları severler. Bir propaganda filmindense orta sınıfa escapism vaat eden bir film daha makbuldur. Çünkü iktidarlar metropoliter kapitalist kalkınmadan faydalanırlar. Eric Hobesbawm faşizmden bahsederken “büyük iş dünyası hakkında belirtilmesi gereken nokta, onun kendisini mülksüzleştirmeyen ve kendisiyle uzlaşmak durumunda olan her rejimle uzlaşabileceğidir” diye yazar. Türkiye’de de ticari sinemanın sinema sanatına dair olan onca olayda “bana mısın” demeden yoluna devam etmesi ve hiç oralı olmaması boşuna mıdır? Filmleri milyonlar tarafından izlenen yapımcıları, yönetmenleri bu haftaki sansür olayında, kendi sektörlerine dair bir fikir beyan ederken gördünüz mü hiç?

Sanırım tam da bu yüzden toplum olarak sinemaya düşman değiliz aslında. Ama ‘sakıncalı’ olanlara, hoşumuza gitmeyenlere düşmanız. İşinize gelirse. Bu ülkede böyle. Sıradaki ilk komedi filmine gider, tüm bu sansür olaylarını da unuturuz zaten.

*Alkan Avcıoğlu’nun bu yazısı 17 Nisan 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply