ALKAN AVCIOĞLU YAZDI: TEK KAREDE ‘UMUT’SUZLUK

1 Posted by - 20 March 2015 - KÖŞE YAZISI

Türkiye’nin en prestijli ve en köklü sinema ödüllerinden 47. SİYAD ödülleri geçtiğimiz hafta verildi. Törenin yayınında ortaya çıkan bu kare belki de ülkemizde sinemanın, sanatın düştüğü içler acısı durumu özetler nitelikte.

SİYAD Ödülleri bu ülkede sinema sektörünün nadir güzelliklerinden birisi. Sanat alanında uzun soluklu bir şeylerin var olmasının neredeyse imkansız hale getirildiği bu topraklarda 47.si düzenlenen bu ödül töreni, benzer pek çok törenin aksine neredeyse sıfır bütçeyle gerçekleştiriliyor. Kısıtlı imkanlarla düzenlenen bu ödül töreninde aksaklıklar yok değil mi? Elbette ki var, imkanları çok daha geniş olan törenlerde olduğu gibi. Fakat sinema yazarlarının oylarıyla ortaya çıkan ödüller sinema sektörüne pek çok yönden fayda sağlamakta. Yine de buna rağmen bazı kesimlerce neredeyse düşmanca karşılanır bu tören. Bazı yazarlar kalemlerini her seferinde bu ödül töreni de sonlansın, yok olsun istercesine kuşanır. Sanatın varlığına gitgide katlanamayan ve kültür düşmanı bir iklime doğru sürüklenen bir toplumda normaldir deyip geçelim. Ama SİYAD Ödülleri’nin Türkiye’nin en önemli birkaç ödül töreninden biri olduğu da inkar edilemez bir gerçek.

Bu sene bu ödül töreninde özel derecede önem taşıyan bir seçimin ilk 10 filmi açıklandı. Sinemamızın 100. Yılı vesilesiyle sinema yazarlarının oyları ile “Yüzyılın 100 Filmi” seçildi. İlk 10 film açıklandığında, sahnede olan sanatçılarla birlikte oluşan tablo unutulmaz türdendi. Normal şartlarda bir ülkede, o ülkenin sinema yazarları birliği, 47.si düzenlenen bir ödül töreninde o ülkenin sinemasının yüzyılın en iyilerini açıklarsa bu hangi ülke olursa olsun sektörün en önemli olaylarından birine dönüşür. Tam da bu yüzden “Yüzyılın 100 Filmi” son yılların en saygın seçkilerinden biri.

Şimdi tören yayınından aldığımız kareye dikkatli bakalım ve şöyle düşünelim: Sektörün en prestijli ödüllerinden biri verilmekte. “Yüzyılın 100 Filmi” seçilmiş. 1 numarada Yılmaz Güney’in unutulmaz filmi ‘Umut‘ var. Yayıncı kuruluşun derdi ise sinemamızın en iyisinin seçilmesi falan değil, bu filmden girilen 10-15 saniyelik VTR’yi mozaiklemek. Kendi sinema tarihimizin en iyisinin deklare edildiği bu anda bu en iyi filme neyi layık görüyoruz toplum olarak? Böylesine bir anda o filmden girilen VTR’yi mozaiklemiş olmak toplum olarak sinema sanatına duyduğumuz saygının çarpıcı bir özeti. Elbette ki bahane hazır: RTÜK. RTÜK mevzuatlarında ekrana gelen her sigara görüntüsünün mozaiklenmesi gibi bir ifade yok. Ama iktidarın ideolojik bir aygıtı olarak medyanın baskıyı, sansürü içselleştirdiği ve adeta yeniden üreticisi haline geldiği bir ülkede bunları sağlıklı bir şekilde tartışmak imkansız.

Dahası yayıncının VTR’lerde gösterdiği özensizlik sektörün profesyonel anlamda hangi seviyede olduğunu gözler önüne seriyor. Sinema tarihimizin en iyi filmi seçilmiş; bu film için girilen VTR’deki görüntünün çözünürlüğü/kalitesi inanılacak gibi değil. Başka bir ülkede, o ülkenin tartışmasız klasiklerinden biri haline gelmiş bir filmin Bluray baskısı bile olur, kanalların arşivinde o filmden görüntüler bulunur…

Sinema tarihimizin en iyi filmine neredeyse internetten indirilme dandik bir video kalitesine eşdeğer bir VTR’yi layık bulduk, VTR’deki sigarayı da sanata duyduğumuz saygının bir sembolü olarak mozaikledik. Hadi diyelim tüm bunlar normal, alıştık, kanıksadık bu ülkede. Fakat dahası var. Kullanılan görüntü ‘Umut’ filmine bile ait değil!

‘Umut’ filminden olmayan ve neye ait olduğu belli olmayan bir görüntü bulan, bu görüntüden VTR yaratıp bir de mozaikleyen kültür ve sanat dostu TV kanalı içinde bulunduğumuz durumu en iyi şekilde özetliyor. Buradaki sorun salt olarak ne bu teknik hata ile, ne amatörlük ile, ne yayıncı ile, ne de RTÜK mevzuatlarının fütursuzca uygulanması ile değil. Buradaki sorun hala büyük resme bakarak ne hale geldiğimizi görememekte. Yıllardır sansürün en tuhaf ve gelişmiş bir versiyonu olan mozaikleme olayını TV kanallarında birer sanat eseri olan sinema filmlerine uyguluyoruz. Üstelik bunu paralı sinema kanallarında bile uygulayan yeryüzündeki tek ülkeyiz. Neredeyse RTÜK dahil herkes paralı sinema kanallarına farklı bir mevzuat uygulanması gerektiğinin yıllardır farkında. Ama umurumuzda değil, çünkü sanat ve kültür kendi ülkesinin en eski sinema salonunu yıkmakta bir beis görmeyen bu toplumun umurunda değil. Sanat eserinin bütünlüğünü paramparça eden bu mozaikleme uygulamasını yıllar içerisinde öyle güzel içselleştirdik ki ne zaman görsek normal geliyor. Öyle normal geliyor ki kanalların RTÜK’e karşı durumunu düşünüp “Ee onlar ne yapsın” diyerek hak veriyoruz. Yıllardır sinema sanatını TV kanallarında katletmeye öyle bir alıştık ki bir VTR’ye mozaik uygulamak bile normal, sıradan geliyor. Böyle bir kültürel sarmalın içerisinde sanatın ne olduğunu da unuturuz, sinema tarihimizin en önemli filmlerini de unuturuz, yerlerine başka görüntüler buluruz.

İçinde ‘Umut’ filminin olmadığı bu kare, bu yüzden umutsuzluğumuzun komedi ile vahamet arasındaki ince çizgiyi çoktan geçmiş bir sembolü. Sanırım hepimiz Herbert Marcuse’nin kavramlaştırdığı “Tek boyutlu insan”a dönüştük bile. Tek boyutlu toplumumuzda sanata da vicdana da yer yok.

*Alkan Avcıoğlu’nun bu yazısı 20 Mart 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply