ALPER BAHÇEKAPILI YAZDI: “2015’İN EN İYİ ALBÜMLERİ”

0 Posted by - 28 July 2015 - KÖŞE YAZISI

alper bahçekapılı2015’in sona ermesine daha çok var. Ama bu, yılın şimdiye kadar geçen kısmında yayınlanan en iyi albümleri seçmemize engel değil. 2015’in ilk yarısında yayınlanan bu harika albümleri keyifle dinleyin.

Sufjan Stevens – “Carrie & Lowell”
Elini dokundurduğu her yerde mucizeler yaratan bir isim Sufjan Stevens. Piyano, obua, davul, banjo gibi onlarca farklı enstrümanı vücudunun bir uzvu gibi kullanabilen müzisyenin çok yönlü albümlerinde yeni ve farklı olmayan bir şeye rastlamak pek mümkün değil. “Carrie & Lowell”, annesinin ölümümün ardından karanlık bir dönemde bestelediği, hiçliğin ortasındaki bir gaz lambası gibi sizi aydınlatan şarkılar barındırıyor. Stevens’ın bu alternatif folk şaheseri sadece onun kariyerinin değil, yılın en iyi albümlerinden biri.

Tame Impala – “Currents”
Son 10 yılın en etkileyici topluluklarından biri Tame Impala. Elektronik müzikle gitarları buluşturdukları o zihin açıcı, astral seyahatlere fon müziği oluşturabilecek kadar garip tınlayan, atmosferik müzikleri eşsiz bir yapıya sahip. Bu yeni albümlerinde dümeni dans pistine doğru hafifçe kırmışlar. Dinlenmeye doyamadığınız, her yeni şarkıda iştahınızı biraz daha kabartan “Currents”, doyumsuz müzikseverler için yaratılmış olağanüstü bir çalışma.

Everything Everything – “Get To Heaven”
IŞİD’e, II. Elizabeth’e göndermeler yapan politik bir tavrı ve dans ettiren, sanatsal alternatif rock anlayışını aynı anda barındırıyor “Get To Heaven”. Ele aldığı depresif konulara rağmen, müzikal açıdan hayli “mutlu” bir tona sahip olan albüm, deneysellik açısından da çok yerinde bir kıvam tutturmuş. Baştan sona eksiksiz ve kusursuz bir çalışma “Get To Heaven”.

Father John Misty – “I Love You, Honeybear”
Father John Misty, gerçek adıyla Josh Tilman’ın Amerikan folk grubu Fleet Foxes’tan ayrılışının ardından yayınladığı ikinci stüdyo albümü bu. Saykodelik bir folk anlayışını benimseyen müzisyenin, karısıyla ilişkisinin parodisini yaptığı bu eğlenceli albüm, yorulmayan detaycılığı ile bu sene aşka ithaf edilmiş en renkli, tuhaf ve duygusal çalışmalardan biri.

Tobias Jesso Jr. – “Goon”
Ürkek bir şekilde, hiçbir şeye yetişmeye çalışmadan, dünyanın sonu hiç gelmeyecekmiş gibi acele etmeden söylüyor şarkılarını Jesso Jr. Paul McCartney’nin solo dönemlerini de fazlasıyla anımsatan, folka yatkınlığıyla dikkat çeken “Goon”, 70’lerde kaydedilmiş gibi tınlıyor. The Black Keys’ten Patrick Carney, Girls’den Chet White ve Grammy’li Ariel Rechtshaid’ın prodüktörlüğünde kaydedilen “Goon”, insanı sakinleştiren muazzam bir sadelik yakalamış.

Belle and Sebastian – “Girls in Peacetime Want to Dance”
19 yıllık kariyerleri ve yayınladıkları dokuz albüm boyunca müziklerindeki temel öğeleri korumaya devam ederken, bir şekilde yeni tınlamayı da başardı Belle and Sebastian üyeleri. Dönemlere ya da akımlara bağlı kalmadan kendilerine özgün bir alan yarattılar. Bu yeni albümlerinde de alternatif pop alanında kazandıkları o özel yeri korumaya devam ediyorlar.

Jamie xx – “In Colour”
Meslektaşı Disclosure’la birlikte günümüz elektronik müzik piyasasındaki en sofistike isimlerden biri Jamie xx. The xx’in kurucusu Jamie Smith’in bu ilk solo çalışması bir dans albümünden beklemeyeceğiniz kadar melankoli yüklü. Jamie Smith bu ilk albümüyle elektronik müziğinin geçmişten kalan mirasına konup, geleceğin standartlarını belirliyor.

Blur – “The Magic Whip”
12 yıl aradan sonra yayınlanan ilk Blur albümü “The Magic Whip”. Brit pop’un mimarı olan topluluk bu yeni albümünü o dönemin en etkili prodüktörlerinden olan eski dostları Stephen Street’le kaydetti. Müzikal açıdan birbirlerinden uzak geçirdikleri tüm o yıllar içerisinde biriktirdikleri fikirlerle doldurdukları “The Magic Whip”, İngiliz popüler müziğinin bu çok yönlü dehalarının elinden çıkan zamansız bir albüm.

Courtney Barnett – “Sometimes I Sit and Think, and Sometimes I Just Sit”
Müzik icra etmeyi, şarkı bestelemeyi dünyanın en kolay şeyiymiş gibi gösteriyor Courtney Barnett. Avustralyalı genç alternatif rock müzisyeninin bu ilk albümündeki şarkılarında garip bir basitlik var. Gitar, bas, davul üçlüsünün o sade kullanımı albüme muazzam bir güzellik katmış. Efektlerden ve karmaşadan uzak bir rock’n roll albümü dinlemek isteyenler için ideal.

Björk – “Vulnicura”
Avrupa’nın o uzak ve gizemli adasından çıkan, İzlandalı bir kadının, Björk’ün yaralarına, hırpalanışlarına, hayattaki tökezleyişlerine dair acı dolu şarkılarını dinliyoruz çok uzun zamandır. Bunca albüme rağmen Björk’ün hâlâ orijinal ve heyecan verici fikirlerle karşımıza çıkabilmesi harika. Müzisyenin yaylılar ve elektronik müziği birlikte işlediği –zorlu- albümü herkese göre değil. Ama kapıdan içeri adımınızı atmayı başarırsanız şahit olacaklarınıza hayranlıktan gözleriniz kamaşabilir.

*Alper Bahçekapılı’nın bu yazısı 22 Temmuz 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

1 Comment

  • Yusuf 28 July 2015 - 20:40 Reply

    Merhaba.

    Florence + The Machine – How Big, How Blue, How Beatiful

    Brandon Flowers – The Desired Effect

    Other Lives – Rituals

    Mumford & Sons – Wilder Mind

    Years & Years – Communication

    Bunları da unutmamak lazım dimi 🙂

  • Leave a reply