ALPER BAHÇEKAPILI YAZDI: “FRANSA TÜRKİYE’DEN DAHA CAHİL”

0 Posted by - 05 November 2014 - KÖŞE YAZISI

alper bahçekapılıSene 2010, İstanbul’da konser izlerken en çok keyif aldığım yerde, Aya İrini Müzesi’ndeyiz. Sahnede dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül var. Son yüzyılın en değerli çağdaş müzik bestecilerinden birine, Arvo Pärt’e Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü takdim edecek. Ödülü vermeden önce yaptığı kısa konuşmayı; “Hepimiz biliyoruz ki sanatın ve müziğin dili evrenseldir. Bu evrenselliğe bugün bir kez daha hep beraber şahit oluyoruz” cümlesiyle bitiriyor Gül. Büyük ihtimalle danışmanları tarafından yazılmış ve klişe olsa da, sanatı kucaklamak adına fena cümleler değil. Çok değil, bundan birkaç ay sonra da U2 ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir araya geldiler. Boğaziçi Köprüsü’nde trafiği tıkama pahasına yürüyecek kadar görgüsüz ve politik görüşleri açısından hayli çelişki bir grup olsa da, U2’nun -en azından 10 yıl öncesine kadar- yarattığı müziğin değeri de tartışılmaz. Biz sıradan halka aktarılanlara göre U2 üyeleri ve Erdoğan, sohbet ettikleri o buluşmalarında eski dostmuşçasına gülüşmüşler. Devlet erkanının en büyük iki üyesi, Arvo Pärt ve U2’yla takılıyor. ‘Sanattan’, ‘müzikten’ bahsediyor. Dışarıdan bakan birisi için gayet hoş. İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olduğu 2010’da, devletimizin ne kadar ‘kültürlü’ olduğunu ‘gösteren’ emarelerdi bunlar.

Bir de Fransa’ya bakalım. Sanatın, özellikle edebiyatın toplumun genlerine işlediği ülkeye. Bu seneki sonuncusu Patrick Modiano dahil, 15 yazarın Nobel Edebiyat Ödülü kazandığı Fransa’ya. Fransız Kültür Bakanı geçtiğimiz günlerde Modiano’la ile kahkahalar attığı bir öğle yemeği yemiş. Erdoğan da U2’yla kahkaha atabiliyor. Devlet erkanı ile müzisyenler/yazarlar arasında bu tip kahkahalar evrensel herhalde. Buraya kadar sorun yok. Sorun, Fleur Pellerin bir TV programına katıldığında başlıyor. Canal Plus’nun sunucusu Fransız Kültür Bakanı’na “Modiano’nun en çok hangi kitabını sevdiğini” soruyor. Kısa bir sessizliğin ardından bir itirafta bulunuyor Pellerin; “Son iki yıldır kitap okuyacak zamanım olmadığını itiraf ediyorum. Birçok not, yasa tasarısı ve haber okuyorum. Ama roman okumaya vaktim kalmıyor”. Eğer Pellerin röportaj konusunda bizdeki bazı devlet adamlarının sistemini izleseydi, başına bu talihsizlik gelmezdi. Nedir o sistem? Röportajı yapacak arkadaş soracağı bütün soruları önceden Pellerin’e teslim edecekti. Pellerin de -eğer ki politik açıdan aynı saftalarsa- “Tabii Modiano bizim ecdadımızdır, çok değerli bir yazar, kitaplarını da okudum” ekseninde cümleler kuracaktı. Konu kapanacaktı.

İlginç olan şu (ya da bizim için ilginç), Pellerin bu açıklamasından sonra ciddi bir eleştiriyle karşılaştı. Birçok Fransız, gazeteciler dahil, Pellerin’i “Büyük edebiyat eserleri yerine bakanlıktan gelen not kağıtlarını okuyan bir kültür bakanı olamaz” diye yerden yere vurdular. Dahası, onu sert bir şekilde istifaya davet ettiler. İstifaya çağırdıkları bu bakan, daha önceki röportajlarında Baudelaire’in Kötülük Çiçekleri’ni en çok etkilendiği kitaplar arasında sayan, edebiyatla ilişkisi pek de kötü olmayan bir isim aslında. Yine de, Fransa’ya yetmemiş belli ki. Kitap okumadığı için Fransa Kültür Bakanlığı’ndan istifa etmeyecektir elbette. Ama sadece bunun konuşulabiliyor olması bile değerli bir durum.

Bizim Kültür Bakanı Ömer Çelik’in durumu ne acaba? Bakanlığı Türkiye’deki sanat kurumlarını devletin ‘himayesi’ altına alacak olan TÜSAK’ın hazırlık çalışmalarına o kadar önem veriyor ki, herhalde onun da kitap okumaya pek fazla vakti olmuyordur? Ama arada onun da ödüller vermesini, U2 olmasa da hallice müzisyenlerle kahkaha atamasını isteriz. Zira, Türkiye’de sanatın bağımsızlığını, devletin himayesi altına girmemesi gerektiğini savunan birçoklarının Ankara’dan ambargo yiyor oluşundan anladığıma göre, sanatın kendisinden ziyade sanatçıyla kahkaha atmak, fotoğraf çektirmek daha önemli. Ama mümkünse o sanatçı da ‘muhalif’ olmasın, ya da en azından fotoğraf anında sussun. Kitap falan önemli değil. Bizimkiler öyle Fransa Kültür Bakanı gibi affedersin cahil değil. Gerekirse girerler Google’a, ‘Fransız edebiyatında kardeşlik, nankörlük, bilmem ne diye ‘search’ yaparlar, hepsi çıkar. Oradan beğenip bir tane, özellikle Cuma günleri sallarlar’. Yine de, bir gün soru gelirse diye ben buraya onlar için Google’dan bakıp not düşeyim; Orhan Pamuk’un son kitabının adı Yeni Hayat. (Onu da yanlış baktı). Edebiyatlı günler dilerim.

Alper Bahçekapılı’nın bu yazısı BirGün gazetesinde yayımlanmıştır.

No comments

Leave a reply