ALPER BAHÇEKAPILI YAZDI: HAYIRSEVER FESTİVALLER, MEKANLAR

0 Posted by - 22 January 2015 - KÖŞE YAZISI

alper bahçekapılıDünyanın en büyük müzik festivallerinden biri Glastonbury. Michael Eavis’ın 900 dönümlük Pilton, İngiltere’deki çiftliğinde -verdiği araları saymazsak- her yıl gerçekleştiriliyor. 40 yılı aşkın süredir devam eden festivalde Stevie Wonder’dan Radiohead’e, U2’dan Metallica’ya kadar irili ufaklı binlerce isim sahne aldı. Sadece müziğe dair bir festival değil Glastonbury. Sanatsal açıdan da birçok faaliyetin döndüğü, onlarca tiyatro sahnesine ev sahipliği yapan, içinde bir sirkin dahi olduğu, benzerini dünyada belki de hiçbir yerde göremeyeceğiniz fantastik bir şehir burası. Öyle ki, yüzün üzerinde sahnenin olduğu arazinin bir ucundan diğer ucuna yürümek saatler alabiliyor. O yol boyunca gördüğünüz her şey sizi ayrıca etkiliyor. Her yıl haziran sonunda, birkaç günlüğüne kurulan bu muazzam şehirde ciddi bir ekonomi de dönüyor elbette. Festivalin sahibi Michael Eavis bilet satışlarından her sene yaklaşık 33 milyon pound gelir elde ediyor. Masraflar ve maaşlar düşüldükten sonra geriye kalan tutarın tamamı da hayır kuruluşlarına gidiyor. Bu kuruluşlar arasında Oxfam ve Greenpeace başta geliyor.

Buraya kadar anlattıklarım içerisinde festivale dair bilinmeyen, yeni bir şey yok. Yeni olan başka bir şey. Geçtiğimiz günlerde festivalin sahibi Michael Eavis kendisine ne kadar maaş ödediğini açıkladı. Festivalin yarattığı 32 milyon poundluk ciroya rağmen kendisine, senede sadece 60 bin pound ödüyormuş. Hatta geçenlerde bir önceki festivalden 250 bin pound artınca, Eavis o parayı da hayır kuruluşlarına vererek ‘sıfırlamış’. Kendi çiftliğinde giriştiği bir işte, gelirin neredeyse tamamını başkalarına vermek… Etkileyici değil mi?

Warpaint-Greenpeace-Glastonbury-12

Tesadüf bu ya, Eavis’in Glastonbury’yi gerçekleştirdiği Pilton’ın yakınlarındaki Bristol’da da benzer bir oluşum var. The Canteen isimli bir mekândan bahsediyorum. Bahçesindeki duvarda Banksy’nin Mild Mild West eseri olan, hayli sıcak bir ortam burası. Bir restoran ve bar olmanın dışında Canteen müzik adına da ciddi bir misyon üstlenmiş. Haftanın her günü Bristol’daki yeni yetenekleri sahnelerine taşıyorlar. Bu bağlamda Türkiye’nin dört bir yanından yeni müzisyenlere kapılarına yıllardır açan Peyote’ye benziyorlar. Ama Canteen elbette Peyote’den ve İngiltere’deki benzerlerinden bir özelliğiyle ayrılıyor. Mekân aylık gelirinin yüzde beşini çalışanları arasında eşit bir şekilde bölüştürüyor. Dahası, yıllık net gelirinin yüzde 90’ını bulundukları mahalledeki sosyal sorumluluk projelerine ve benzer oluşumlara bağışlıyorlar. Gerekçeleri de şu; ‘Parçası oldukları topluma, mahalleye olumlu bir katkı sağlamak.’ Bu da etkileyici değil mi?

Bizdeki festivallerin ya da Beyoğlu’ndaki, Kadıköy’deki, Kızılay’daki, Alsancak’taki binlerce restoranın, barın, konser mekânının sadece birkaçı benzer bir şey yapsa oluşabilecek etkiyi düşünebiliyor musunuz? Öyle gelirlerinin yüzde 90’ının bağışlamalarına da gerek yok. Ufak bir kısmını bulundukları çevreyi güzelleştirmek, mahallenin sorunlarını çözmek için harcasalar fena olmaz mı? Bu tip ticari oluşumların topyekûn bir hayır kurumu ya da kültür sanat vakfı gibi hareket etmelerini beklemiyorum tabii ki. Ancak kültür üzerinden (ki bu yemek ya da müzik kültürü fark etmez) kazanılanın en azından bir kısmının karşılıksız olarak kültüre gitmesi gerektiğine inanlardanım. Yerel üreticiyi, müzisyenleri, sanatçıları desteklersiniz… Fark etmez… Bu yaptığınızı da gururla söylersiniz… Üstelik bu şekilde belirli mahalleri ‘ticari’ ağırlıklı alanlar olmaktan da çıkarmış oluyorsunuz. İnsanların mahallenizde daha iyi yaşamalarını, ziyaret ettiklerinde daha mutlu olmalarını sağlıyorsunuz. Var mı benzerini yapan? Ya da yapmayı düşünen? Varsa haber verin yazalım…

Alper Bahçekapılı’nın bu yazısı 18 Ocak 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply