ALPER BAHÇEKAPILI YAZDI: “TİYATRO SAHNESİNE MESCİT İNŞA ETMEK”

0 Posted by - 30 July 2015 - KÖŞE YAZISI

alper bahçekapılıRumelihisarı Açıkhava Tiyatrosu’na inşa edilen o yeni, devasa mescide bakıyorum. Orijinaline dair elde bir plan ya da fotoğraf yokken, iktidarın çarpık hayal gücüyle neredeyse yoktan var edilen bu yapı, estetik bir restorasyon projesinden ziyade alımsız bir abide olarak karşımızda duruyor. Rumelihisarı’nın yüzlerce yıllık tarihi dokusuyla mimari açıdan ilintisi olmayan, sanat tarihi uzmanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın “Gıcır gıcır bir 21’inci yüzyıl eseri” diyerek eleştirdiği yapının yeri de pek manidar. Rumelihisarı’nın o heybetli surlarının içinde, hisarın tam da ortasına denk geliyor Açıkhava Tiyatrosu’nun konumu. O tiyatronun, eskimiş taştan oturma yerlerinin baktığı sahnesinin tam ortasına kondurulmuş bu mescit. Restorasyonu, siyasi ve dini ideoloji yayma ya da rant sağlama aracı olarak gören bir zihniyetin bu yapıyla verdiği mesaj da mescidin konumu itibariyle hayli özel. “Artık burada tiyatro izlemeyin, müzisyenlerin sesini dinlemeyin. Koltuklarınızda oturup sizin için inşa ettiğimiz mescide bakın” diyor sanki birileri bize. Rumeli Hisarı’nın yukarından çekilmiş yeni fotoğraflarına bakınca, hisarın sanki bu yeni mescidi ve temsil ettiği zihniyeti korumak için inşa edildiği hissine kapılıyorsunuz.

Mesele tarihi değeri olan bir varlığı korumak ya da yeniden kullanıma kazandırmak değil elbette. İdareci konumda olan mevcut zihniyetin mensupları göstermelik bir tarih bilinci üzerinden kendi inanışlarına dair yeniden inşalar yapıyorlar. Özellikle son 10 yılda yapılan kamusal restorasyonların büyük bir kısmı tek bir dinin yapılarını yenilemeye odaklıydı. Tarihi değeri olan dini bir yapının usulüne uygun şekilde yenilenmesinden rahatsızlık duymam tabii ki. Duyduğum rahatsızlık, bu samimiyetsiz duyarlılığın sadece dini (o da baskın olan dine ait) yapılar için gösterilmesi. Bu suni tarih ‘aşkı’ bazen, gerçeklikten kopmuş öyle platonik bir noktaya geliyor ki, şekline dair pek az bilgi olan, konum itibariyle kamusal açıdan fayda da sağlamayacak bir mescit, Rumelihisarı’nın görsel bütünlüğünü bozacak şekilde inşa edilebiliyor. Üstelik bu yapay yapıya milyonlarca TL harcamakta da bir beis görülmüyor.

rumeli-hisarı-mescit

İDEOLOJİK VE RANT ODAKLI RESTORASYONLAR

Ama kamusal açıdan çok büyük bir fayda sağlayacak olan, yılladır atıl konumda duran Atatürk Kültür Merkezi’ni yeniden topluma kazandırmak için bir hamle asla yapılmıyor. AKM’nin hemen yanı başına, yıllar önce yıkılmış Topçu Kışlası’nı Taksim’in nefes alınabilen tek parkını yok etme pahasına, “tarihi değerimizdir” bahanesiyle yeniden yapma sevdasına tutulanlar, aynı hassasiyeti acaba neden AKM’nin kendisi için göstermiyorlar? Nedeni belli. Bizdeki siyasi ekol restorasyonu dinin vurgulanacağı ya da rant sağlanacak bir alan olarak kullanıyor. Tüm o yenileme projeleri buna göre şekilleniyor. Yenilenecek yapı birilerine para getirmeyecekse ya da odak noktasında din yoksa –istisnalar dışında- çürümeye bırakılıyor.

Bu tip bir yaklaşım sebebiyle sadece İstanbul’daki değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki kamusal alanlar, yapılar ve elbette doğanın kendisi de tahribe uğruyor. Dolayısıyla Rumelihisarı Açıkhava Tiyatrosu’nun kullanılmaz hale getirilmesi de, AKM’nin kapısına zincir vurulması da, Yeşil Yol bahanesiyle Karadeniz’in talana açılması da aynı anlayışın bir sonucu. Zaten bin bir dertle yaşadığımız, sıkıntısı hiç bitmeyen bu coğrafyanın ve onun incisi İstanbul’un göstermelik ideolojiler ve para hırsına geri dönülemez bir biçimde sürekli olarak kurban edilmesi, canımı daha da sıktı. Üstelik öncellikli olarak feda edilen şeyler de hep kültürle, sanatla, müzikle ilgili oluyor. Hiç de iyi olmadığımız şu günlerde, bu konu da ayrıca keyfimi kaçırdı. Bir an önce iyileşmemiz dileğiyle.

NOT: Tarihi yapılarda tiyatro, opera, konser gibi etkinlikler gerçekleştirilirken dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunun bilincindeyim. Rumelihisarı Açıkhava Tiyatrosu mevcut haliyle korunabilseydi, -ses yüksekliği gibi- kurallara riayet eden etkinliklerin gerçekleştirilmesi taraftarıydım.

*Alper Bahçekapılı’nın bu yazısı 29 Temmuz 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply