Benim sevgili ekonomik krizlerim!

0 Posted by - 22 May 2018 - KÖŞE YAZISI

Sokağa bir fuel oil tankeri girdiğinde ahali camlara üşüşürdü. Tanker durur, çoluk çocuk sokakta. Yan kapaktan çıkan uzun hortumu çeke çeke sürükleyen pompacı bir apartmana yönelince diğer apartmanlarda homurdanmalar olur: “Görüyor musun Hilmi Bey’i, ne yaptı etti kamyonu kapıya getirdi.” “Şu havalara bak.” “Bizim yönetici daha uyusun.” “Biz bu kış takırdarız bu gidişle.”

Hafta sonları favori etkinliğimiz babam ve kardeşimle turuncu Anadol’umuza atlayıp depoyu doldurmak için benzin kuyruğuna girmekti. Gazeteler, kitaplar, annemin hazırladığı yolluklar alınır. Benzinciye doğru uzayan kuyruğun sonuna girilir. Bir süre sonra bekleyenler hemen kaynaşır. Çocuklar arkadaş olur. Arabaların kapıları hep açık olduğundan biz çocuklar farklı arabalara alınır, bu arabaları incelemeye bayılırız. Akşama doğru sonunda sıra gelir. Bazen de benzin bitti derler. Kös kös dönersiniz. Ama depo dolduysa zaferle eve varılır, yemeğin ardından yorgun bedenler hop yatağa. Müthiş bir pazar faaliyeti. Bu, 1970’lerin meşhur petrol krizi.

1994’teki krizi ben Cihangir’de kiraladığım sandık büyüklüğündeki odanın depozitosunu enflasyonda erimesin diye dolarla verecekken fark ettim. Doları hesapladım şu kadar. Almaya gittim para yetmiyor. O arada devalüasyon olmuş. Öğrenciyiz, garibanız dedik, yalvardık, kalanını sonra vermeye razı ettik ev sahibini. Biliyor musunuz, tavuk döner 1994 krizinin sonucuydu. Hayatımızda tavuk falan yoktu. Özal döneminde çıktıydı tavuk. Döneri de işte Çiller’e nasip oldu. Gariban fakir fukara istavrit yerdi o zamana kadar; tavuk döner değil. 1994 krizi beni çok etkilemedi çünkü zaten o kadar parasızdım ki daha fazla parasız olamazdım. Sayın Başbakanımız geçenlerde “Dolar çıkar iner, size ne” demişti ya. Aynen öyle takıldım.

2001 krizinde çalışıyordum. Dolar 677 bin liradan 1.2 milyon liraya çıktı (sıfırları siz hesaplayın). Kimi tanıyorsam, ben dahil, işten atıldık. Aktüel’de iş buldum ama oradan da maaş alamıyorduk. Patronun bankası Etibank’a el konmuştu. Sekiz dokuz ay maaşlar yatmadı. Kimsede para yok. Teneke mahallesinde üç kişi kirayı zor denkleştiriyoruz. Dergide öğlenleri simit alıyoruz, çayları da yazdırıyoruz. Ekonomimiz bu kadardı. Bir yandan da “Yeni trend: Takas ekonomisi” haberleri yapıyoruz. Haberi yaşayarak yapmak budur. 2001 krizinin hediyesi, Beyoğlu’nda mini taburelere oturup ucuza bira içilen mekânların türemesidir. Kriz vardı ama bira ucuzdu. Ha bir de “Çincede kriz ve fırsat aynı kelimeymiş abi” bu krizin lafıdır. Bunu söyleyenin ağzına ağzına vurasım gelir.

2009 krizi geldiğinde Rolling Stone’u çıkarıyorduk. Büyüklerimiz “Teğet geçti” dediydi ya, işte o kriz. Bizi teğet geçmedi, hemen dergiyi kapattılar. “Tazminatımızla bir iki ay takılırız, sonrası Allah kerim” dedik, her işten çıkarılan medya mensubu gibi. İşsizlikten sıkılıp blog yazmaya başladım ve birkaç ay sonra şu an bu satırları okumakta olduğunuz köşem başladı.

Her şeyi krizlerle hatırlıyorum. Krizleri düşündüğümde hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Hayatımdan ekonomik krizleri çıkarsam geriye bir şey kalmayacakmış gibi geliyor. Soruyorlar “Kriz geliyor, ne diyorsun?”

“Buyursun gelsin” diyorum. Başka türlü nasıl yaşanır ki?

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply