Bertolucci ve eski sinemalar üzerine

1 Posted by - 27 November 2018 - KÖŞE YAZISI, SİNEMA & TV

Varşova şehrinin tam merkezinde bulunan Kültür ve Bilim Merkezi, şehrin ikonik yapılarından biri. Stalin tarafından yaptırılan bina 1955’te hizmete açıldığında rejimin görkemini temsil etmenin yanında fiilen de zaten rejimin bütün aygıtlarının kumanda odasıydı. Ülke tek binadan yönetiliyordu. Göğe yükselen dev bir gotik rokete benzeyen 237 metre yüksekliğinde dimdik bir yapı bu. Sanki işler sarpa sardığında motorlarını çalıştırarak ortalığı sarsa sarsa büyük bir gürültüyle gökyüzüne doğru yükselecek ve gözden kaybolacak.

Böyle olmadı. Rejim yıkılınca bu binayı ne atabildiler, ne satabildiler, ne de yıkabildiler. Kültür ve bilim merkezi yaptılar. Şimdi içinde tiyatrolar, müzeler, sinemalar var. Bana yeniden sinemaya gitme keyfini kazandıran Kinoteka işte bu binanın doğu cephesinde yer alıyor.

Dev bir kapıdan içeri giriyor, avluyu geçip gişelerin olduğu dairesel salona varıyorsunuz. Biletinizi aldıktan sonra filminizin popülerliğine ve seansa göre ya aşağıdaki küçük salonlardan birine, ya da üst katlarda bulunan çeşitli büyüklüklerdeki büyük salonlara geçiyorsunuz.

Veya mesela Varşova Film Festivali zamanıysa, ellerinde programlarla sağa sola koşturan bir sürü insan oluyor burada. Kırmızı halılar, devasa fuayeler, gotik süslemelerle bezeli yüksek tavanlar, dev avizeler. Bana her şey Emek’i hatırlatıyor burada. Kokusu, dokusu, girişindeki kafe, insanlar…

Eski Türkiye ve eski Beyoğlu burada, Varşova’da, bu binada yaşıyor ve yaşatılıyor. İnanın bana. Burada olmak sadece sinemaya gitmekten fazlası gibi. Ne zaman gelsem mühim bir şey yapmış gibi hissediyorum. İnsanların heyecanla film ve sanat tartıştığı fuayede bir köşeye oturup etrafı izlemeye en az filmi izlemeye bayıldığım kadar bayılıyorum. Cuma akşamı 19.30’da, özenle giyinip kuşanmış bir kalabalığın bir sanat filmini izlemeye geldiğini görmek beni heyecanlandırıyor.

Bu sinemada izlediğim filmleri diğerlerinden daha farklı kazıyorum hafızama. Bazen bir festival filmi, bazen sıradan eğlencelik bir Hollywood yapımı. Fark etmez. Diğer sinemalarda izlediğim filmler silinip giderken bu sinemada gördüklerim hafızama daha bir güzel, daha bir detaylı işleniyor.

Büyük yönetmen Bernardo Bertolucci’nin hayatını kaybettiğini öğrenince 1900 (“Novecento”) adlı muhteşem filmi hatırladım. 1976 tarihli bu film, İtalyan yakın tarihini anlatır. İki savaş arası dönem ve tarihin gördüğü en büyük yıkımlardan biri olan İkinci Dünya Savaşı’na gidişte toplumsal sürece odaklanır. Bu süreçte İtalya’da bir grup insanın hayatlarına yakından bakarız. Sınıfsal çatışmaları, ideolojileri, ekonomiyi, savaş ve barışı, günlük hayatı görürüz. Belgesel yönü ağır basan, gerçekçi, bu yönüyle de zaman zaman rahatsız edici bir filmdir. Ama kesin olan şudur ki insanın hayatını değiştiren, insanda iz bırakan epik filmlerdendir. Hele ki bu filmi benim gibi lisedeyken sinemada izlediyseniz etkisinden uzun süre kurtulamazsınız.

Bertolucci hikâyesini doğru anlatmak için sivri olmaktan kaçınmayacak biriydi. İnsanları rahatsız etmekten korkmadığını pek çok filmiyle kanıtlamıştır. İnsanın doğasını, karanlık taraflarını da yansıtarak ortaya koymuştur. Tarih boyunca büyük sanatçıların yaptığı da zaten bu değil mi?

Bir büyük sanatçı hayatını kaybettiğinde bizde bıraktığı izleri hatırlar, o izlerin üzerinden geçeriz. Ben içeriğiyle hâlâ güncel olan bu filmi yeniden izlerken hem bize anlatmaya çalıştıklarını, hem de eski sinemaları, eski sinemaların atmosferini ve sinema sevgisini anımsadım. Anımsamadan edemedim.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply