Beyoğlu nasıl kurtulur?

1 Posted by - 05 June 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezBir ara ne umutlar ne hayaller vardı Beyoğlu ve çevresiyle ilgili. Şimdi yerinde yeller esiyor. Hem hayallerin, hem Beyoğlu’nun.

Beyoğlu öyle bir yer ki her nesle illa şu cümleyi kurduruyor: “Nerde o eski Beyoğlu!” Bakın ben de kurdum. Babalarımız, dedelerimiz de kurmuştu. Muhtemelen onların dedelerinin dedeleri de Beyoğlu’nun kendi zamanlarında çok güzel olduğunu sonradan çok değiştiğini düşünüyordu. Hatta rivayete göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girmiş, Tünel meydanına giderek şöyle bir çevresine bakmış “bu Beyoğlu çok bozuldu” demiş. (“Şaka şaka” yazmak zorundayım burada çünkü Osmanlılığa hakaretteb dava açılabilir hakkımda. Evet böyle bir suç da var artık.)

Kesin olan şu ki Beyoğlu eski halini aratan bir semtimiz ve bu alışkanlığından vazgeçmiş değil. Hadiseye bu perspektiften baktığımızda tarihin tekerrür ettiğini ve Beyoğlu’nun her zamanki gibi bir değişim sürecinde olduğunu ve bunu giderek yaşlanan kuşağın anlayamadığını, dolayısıyla Beyoğlu’nun aslında yok olmayıp her zaman olduğu gibi eski nesillerin gözünde değiştiğini ve gerçekte kendini yeniden yarattığını düşünebiliriz.
Durum bu mu? Pek değil. Evet değişiyor Beyoğlu, ama kendi kendine değil. Bir yöne doğru zorla itiliyor.

Beyoğlu insansızlaşıyor. İnsansızlaştırılıyor. 90’lardan itibaren onu 2000’ler boyunca kültürel hareketin ve dönüşümün merkezi yapan insanlarını ve onların dinamik gücünü kaybediyor. Kaybetti.

Beyoğlu’ndan bir şey yapılmaya çalışıldı ve olmadı. Hala da bunda ısrar ediliyor. Belediye ve resmi makamlar bu semti Taksim’den Galata’ya kadar ehlileştirme, ıslah etme, düzeltme gibi sıfatlarda tarif edebileceğim bir takım işlere projelere giriştiler. Kendilerince önemli ve gerçekleşeceklerine emin oldukları bir vizyonları vardı. Her taraf turistik tesis, turizm alanı olacak.

Benim gözümde “Beyoğlu’ndan bir şey yapma” planının dönüm noktası ve fiili başlama vuruşu Asmalımescit’te masaların kalkmasıdır. Masaların sokakları işgaliyle ilgili haklı şikayet anlaşma ve uzlaşmayla kolayca çözülebilecek bir şeyken bu kriz bahsettiğim vizyon doğrultusunda fırsata çevrilmeye çalışıldı. Bir taşla on kuş hedef alındı.

Hem muhafazakar mesajımızı veririz, hem burayı düzenleriz, şekle sokarız diye bir harekat başlatıldı. Taksim Talimhane’deki oteller adası projesinin bir benzeri Asmalımecit için düşünüldü. Ama bakın gelinen noktada ne oldu? Semtin ilk sakini ve kalbi olan Babylon bile artık orada değil.

Sadece Asmalımescit’ten söz etmeyelim. İstiklal caddesinin Galatasaray-Taksim arasında yer alan mekanlar ve insanları da tarih oldu. Emek malum. Buradaki festival kültürü sizce başka sinemalarda yaşanabiliyor mu? Fare var, koltuklar eski diye diye en önemli şey unutuldu. İnsan ve hafıza. Şimdi üst kattaki maket salonunuzda kendi başınıza temiz temiz oturun.

Taksim’e doğru pek çok müdavim mekanı artık yerinde değil. Ya da yeni yerlerinde eski günlerini aramaktalar. Meydana gelin. Buradaki yayalaştırma faciası halen devam ediyor. Her gün ayrı biryer yıkılıp yeniden yapılıyor. AKM yok. Gezi parkı şantiye.

Entelektüel, beyaz yakalı, sanatçı, öğrenci, zengin, fakir, Kürt, Türk, Ermeni, Yahudi, Rum her kesimi bir araya getirebilen ve herkes için sürprizleri olan bir semt ve çevresi bugün ıssız. Masaları kaldırmakla başlayan hareket, “Gezici”leri Beyoğlu’ndan uzak tutma çabalarıyla farklı bir boyuta geçti. Sonra bombalar patladı ve sonuç olarak insansızlaşma tamamlandı. Şimdi her yer bomboş. Esnaf dertli falan filan hep aynı hikayeler. Bunu elde satırla gençlere efelik yaparken düşüneceklerdi. Artık orta direk Arap turistlere döner satarak geçinebilirler.

Bugün hala Beyoğlu’nun insansızlaşmasını, ıssızlaşmasını teröre bağlayanlar yanılıyor. Bomba patlar, insanlar çekinir, eve kapanır ama bir süre sonra hayat normale döner. Ancak Beyoğlu’nda artık festivalle falan düzeltilecek bir imaj kalmadı. İnsanlar bombadan çok önce zaten Beyoğu’nu terk etmişti.

Festival çabalarıyla geri gelecekler ancak turistler olur. Ve bunun da Beyoğlu’nu geri getirmeyeceğini hepimiz biliyoruz.

Çünkü Beyoğlu her rengi ve sesi temsil eden çeşit çeşit insanıyla değerli ve cazip. Beyoğlu’nu “adam etmenin” sonu her zaman başarısız olmaktır.

Ve Beyoğlu’na hayat vermenin yolu da bellidir. İnsana izin vermek. İnsana huzur vermek, elleşmemek. Elinizi çekin, Beyoğlu kendini yeniden yaratır.

Mehmet Tez – Milliyet

(Kapak görseli: Sun Ra and His Arkestra 15 Nisan 1990’da İstiklal Caddesi’nde caz geçidinde. Beyoğlu’nun yıllar içinde yaşadığı kültürel macerayı anlatan çarpıcı bir görsel. Beyoğlu’nun kültür-sanata aç, büyük bir potansiyele sahip dinamik zamanları.)

No comments

Leave a reply