Beyoğlu’ndan gözlemler, itiraflar

1 Posted by - 30 October 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezKabuk değiştiriyor, sıkıntılı bir dönemden geçiyor evet, ama Beyoğlu eski müdavimleri tarafından tümden terk edilmeyi hak etmiyor.

Geçenlerde uzun zamandır uğramadığımız Beyoğlu’nda bir yemek yiyelim dedik. Her yer birbirinin aynı “meşhur” tatlıcı baklavacı şekerci, çikolatacı olmuş. Bunlar hangi ara meşhur oldu biz kaçırmışız meğer ne çoklarmış. Meşhur olmayan hiçbir şey yok maaşallah. Hepsi de tarihi oldukları iddiasında. Tarihi olmak tarihte hiç Türkiye’deki kadar kolay olmamıştı. Hafıza sıfır. Bir anda ortaya çıkıp gıcır gıcır tarihi tabelayı çaktın mı tarihisin. Kimse geçen hafta ne oldu onu bile hatırlamıyor nasılsa.

Arta kalan dükkanlar, Osmanlıca isimli dönerciler, sulu yemek lokantaları, zincir ayakkabı mağazaları, giyim kuşamcılar bir iki de kahveci. Eli yüzü düzgün bütün binalar otel olmuş, henüz olmayanlar da o yola çoktan girmiş.

Eskiden çok değil birkaç yıl önce İstiklal’de yürüyüp Beyoğlu’nda dolaşan yanımdan geçen insanlara baktığımda az çok kimdir nedir, nasıl biridir tahmin etmeye çalışır mesleklerine dair hayal kurabilirdim: “Şu kesin öğrenci, şu grup sosyal medyacı galiba, karşıdan gelenler beyaz yakalı olmalı işten yeni çıkmışlar sanki, şu karşıdan gelende tasarımcı tipi var, bunlar müzisyen…” Böyle şeyler.

Şimdi bu gördüğüm insanları tanıyamıyorum. Kimdir nedir tahmin bile edemiyorum. Ne giyim kuşamından, ne davranışından ne duruşundan anlam çıkaramıyorum. Üç beş bölge ve sokak haricinde tamamen uzaylıyım. Ben bu insanları tanımıyorum ne iş yapıyorlar bilmiyorum.

Ara sokaklar hareketli ama komple nargileci işgalinde. Elmalı nargile tütününün ucuz kimyasal kokusu üste başa siniyor, genize yapışıyor. Kahveler türemiş. Ufacık taburlerde iki büklüm oturup sigara ve çay içmeyi ne çok seviyoruz. Bir sürü biracı da var ama her yer tenha. Ruh eksik. Her şey dekor gibi. Kimi yeni, kimi terk edilmiş, ama dekor.

Tünel meydanı iki yıl önce canlı gelişen bir yerdi, şimdi simitçi dönerci, çaycı, dondurmacı. Gece vakti gözlerinde güneş gözlükleriyle kolkola beşli altılı gruplar halinde gezen bıçkın delikanlılar ve muhabbeti bol Arap kanka grupları çoğunlukta. Kadın, resmen yok. Herkes erkek. Bu kadar erkeğin olduğu eğlence değil ancak kavga gürültü olur. Eğlenceyi de boşverin durulmaz bile.

Tünel – Taksim yürüyüşümüzde eski bir tanıdık sima Zübeyir’de mola verdik. Aynı leziz kebapları ve sıcak ortamıyla değişmeyen yerlerden. İnsan tanıdık görünce kendini iyi hissediyor. Ancak onlar da dertli. Haftaya Ataşehir’de yeni yerimizi açıyoruz dediler. Nedeni artık Beyoğlu’na kimsenin gelmek istememesiymiş. Dükkan kapanmıyor, ama işler tatsız.

Şimdi son bir cümle yazacağım belki de bütün öncekileri geçersiz kılacak. Ama ne yapayım söylemem lazım. Gene de her şeye rağmen Beyoğlu’na çıkmak diye bir şey var. Ve Beyoğlu hala cazip, maceralı, heyecanlı bir yer. Sokak aralarında tek tük yeni yerler ve oraları yaşatacak yeni insanlar var mutlaka. Kendi kendini yeniden yaratan, dayatmalara hiç kulak asmayan bir yer burası. Evet belli ki kabuk değiştiriyor ve bunun sancılarını yaşıyor. Ama hiçbir şekilde önceki müdavimleri tarafından tümden unutulmayı ve terk edilmeyi hak etmiyor.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply