Bir dönemin özeti (ve sonu)

0 Posted by - 19 May 2018 - KÖŞE YAZISI

Pozitif ve Babylon’un kurucularından Ahmet Uluğ geçen hafta şirketinden ayrıldığını duyurdu. Mektubu İstanbul’un son 30 yılının özeti gibi.

Uzun uzun anlatmak yerine Ahmet Uluğ’un geçen hafta Facebook’ta yaptığı açıklamadan önemli bölümleri alıntılıyorum. Şunları yazmış Uluğ:

– 1989’da başladığımız bir yolculuğun sonuna geldim. Mehmet Uluğ ve Cem Yegül ile 1989’da Pozitif’i, 1998’de Doublemoon’u ve 1999’da Babylon’u kurduk, büyüttük ve yaşattık.

– 1989’da tek tek konserler yaparak başladık. Her konser kendi içinde çok emek ve maliyet gerektirdiğinden, çabalarımızı festival yapmaya yoğunlaştırdık. 1990 sonunda da, pek de tanınmayan bir müzik türü olan blues’u, İstanbul’un alışık olmadığı bir düzende, yüksek enerjili beş saatlik bir maraton olarak tasarladık. Efes Pilsen Blues Festival’i önce sadece İstanbul’da yaptık. Formülün başarısı festivali zaman içinde Türkiye’de 25 şehir ve Rusya, Romanya, Ukrayna, Kazakistan ve Sırbistan’ı da kapsayan iki aylık turneye dönüştürdü ve İstanbul ile Moskova’da üç gecede 10 bin kişi izledi. 2010’da Amerika’da The Blues Foundation’dan “Keeping the Blues Alive” ödülü aldık.

– 1991’de birincisi yapılan Akbank Caz Festivali ile rüyalarımız gerçek oldu. Caz dünyasının derinliklerine ulaştık, sağlam ilişkiler, güzel dostluklar kurduk. Hayalimizde kim varsa Türkiye’ye getirdik. Europe Jazz Network’ün parçası olduk.

– 1994’de nihayet Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda konser yapmaya başladık. Biletlerinin tamamı satılan Parliament Jazz Festivali konserleri ilk yılında dört gün dört gece süren yağışa rağmen dopdoluydu. James Brown, Ray Charles, Joe Cocker, Al Jarreau gibi isimleri bu sayede dinleme fırsatı yakaladık.

– 1995’de Açık Radyo’nun kuruluşunda rol aldık. 1997 yılında Açık Radyo bir açılım peşindeydi. Beraber, Müzik Şenliği’ni Türkiyeli tüm müzikleri kapsayacak iki günlük fuar şeklinde tasarladık. Festival’in ikinci yılında Kürt ve Ermeni grupların konserleri de vardı. Mekan Harbiye Askeri Müze kompleksiydi ve bu konserler için izin çıkmadı. Bu bizi çok üzdü ve ne yazık ki üçüncüsü gelmedi çünkü bu tarz bir etkinliği yapacak başka uygun yer bulamadık.

– 1997’de festival ortamını kulüp ortamına yakınlaştıran, FujiFilm World Music Days’i farklı mekânlarda düzenledik.

– 1998’de Doublemoon’u kurarak müzik yapım işine girdik, plak şirketi kurduk, proje geliştirdik.

– Babylon da bir ihtiyaçtan doğdu. O zamanlar konserlerden sonra müzisyenler bir kulübe gidip jam-session yapmak, çalmaya devam etmek isterdi. Baktık ki İstanbul’da bu tarz bir mekan yok ve biz kendi mekanımız olsun hep istedik, kolları sıvadık. 1999 Babylon’u Asmalımescit’de açarken buraya insan gelir mi diye çok düşündük. Dünyayı İstanbul’a taşıdık, İstanbul’dan dünyaya açılacakların mutfağı olduk. Ahalimizle güçlendik, tüm dünyanın gözlerinin kentin üzerinde olduğu yıllarda, İstanbul’un sesini açtık.

– 2002’de diğer bir rüya gerçek oldu. Manu Chao’yu Türkiye’ye getirmek için Efes Pilsen’i One Love Festival’a sponsor olmaya ikna ettik. Tüm Beyoğlu’nun Manu Chao çaldığı dönemdi, konser dört saat sürdü, gelen herkes tek vücut olup çıktı oradan. One Love daha sonra Moby, Pulp, Morrisey, Black Eyed Peas ve nicesi ile devam etti, ta ki kanunlar bizi durdurana kadar.

– 2003’de Rock’n Coke ile kamplı festival dünyasına girdik. Rock dünyasının, The Cure, Iggy Pop, Korn, Prodigy gibi sanatçılarını büyük sahnelerde sunduk.

– 2006’da insanlar yazın iç mekânlara girmiyor, Alaçatı’da hem iş hem de tatil yaparız kafasıyla Çeşme macerasına giriştik. Yazlık ve plaj gibi kavramlar girdi hayatımıza.

– Rock’n Coke’da edindiğimiz deneyim ve kurduğumuz ilişkiler, bize İstanbul’un beklediği stadyum konserlerini yapabilecek kapasiteyi verdi. 2010’da U2’yu Olimpiyat stadında yaptık ve bir daha orayı kullanmamaya karar verdik. 2012’de Red Hot Chilli Peppers için stadyum bulamayınca, Santral İstanbul’a sıkıştık, çok zorlandık. 2013’de İnönü Stadı yıkılacağı için tutabildik, Rihanna ve Iron Maiden konserleri yaptık.

– Stadyum konserleri yaptık yapmasına ama bu boyut beraberinde büyük risk ve zorluklar da getiriyordu. Üstelik aldığımız ivmenin gazıyla gerçekleştirecek başka hayallerimiz de vardı. 2013 yılında, Pozitif ve tüm girişimlerinde Doğuş Holding ile ortaklığa girdik, hisseleri teslim ettik.

– 2014’de Volkswagen Arena’yı açtık, 2015’de Memo’nun son projesi Cappadox Festival’i hayata geçirdik. 2015’de Babylon’u Bomontiada’ya taşıdık, oranın bir kültür durağı olması için çaba gösterdik.

– Aynı dönem, 2013 Gezi olaylarıyla başlayan, 2013 Soma faciası, 2015 bombalar ve 2016 darbe teşebbüsü ile devam eden sürece denk geldi. Konser yapmaktan çok iptal eder olduk. Ne kadar dertli bir coğrafyada ne kadar zor bir iş yaptığımızı bir daha hatırladık.

– 2013’te kendi trajedimizi yaşadık. Memo’nun eksikliği bana hayatta bir takım ince ayarlar yapma ve önceliklerimi gözden geçirme fırsatı verdi. Hayattaki en büyük şansımın Memo ve Cem (Yegül) kombinasyonu olduğunu ve yaptıklarımızdan hiçbirini hiçbir şeyi tek başıma gerçekleştiremeyeceğimi biliyorum.

– 10 Mayıs, Pozitif’te son günüm. Şimdi kendime zaman ayırmak, bir mola vermek, ardından da enerjimi yükseltecek insanlar ve ortamlarda bulunmak, üretmeye devam etmek istiyorum.”

Ahmet Uluğ bu şekilde özetlemiş. Daha anlatılmayan neler neler var. Pozitif sadece bir şirket değil. Bir firma değil. İstanbul’un kendisi. Onun başından geçenler İstanbul’un başından geçti. Bu hikaye İstanbul’un hikayesi. Benim gibiler dönemleri, iktidarların gelip gitmesiyle, ekonomik ya da siyasi gelişmelerle değil burada bahsedilen konserlerle festivallerle, mekanlarla, insanlarla hatırlar. İstanbul’un bir dönemi böyle geçmişti. Uluğ’un ayrılmasıyla o dönem kapanmış oldu. Umuyorum ki yine güzel işler/haberler gelecektir kendisinden. Pozitif’e de Uluğ’a da başarılar diliyorum. Geleceğe dair her zaman umudumu koruyorum.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply