BİR ELİTİZM HİKAYESİ

0 Posted by - 12 April 2015 - KÖŞE YAZISI

mtezBugünlerde azıcık kültürden veya sanattan bahsetseniz, müzik zevkinizden ya da mimari ve estetik değerlerden laf açsanız yafta hazır: Elitist misin?
Alın o halde size elitizm…

Halid Ziya Yeşilköy’deki köşkünde hastadır. Peyami Safa onu ölümünden
bir ay önce ziyaret eder. Geç kalmış olduğunu anlar. Adeta Uşakizade Halid Ziya olarak tanıdığı kişi gitmiş, yerine ölmek üzere olan, kendi deyişiyle bir “vekil” bırakmıştır. Yüzü ve gözlerinin ruhuyla bağlantısı kesilmiş, başı 79 yılın ağırlığıyla yastığa gömülmüştür. Ancak Halid Ziya birden canlanır: “Evladım Peyami, gazetede bir yazı yaz da sor bakalım, ‘Meyhane mi bu, bezm-i tarabhane-i Cem mi?’ şarkısının güftesi kimindir?”

Safa yazıyı yazar, Yenişehirli Avni, Ziya Paşa ve Leskofçalı Galip arasında tereddütler devam etmektedir. Yazı yayımlandıktan sonraki ziyaretinde bu meselenin hastayı canlandırdığını görür. Her ilaçtan daha iyi gelmiştir
bu tartışma.

Safa şöyle aktarıyor: “Biraz canlandı. Uzviyetinin toparlanır gibi olduğu bu anı kaçırmamak için gerçekleşmesini özlediğim ümitleri ona aşıladım:

– Bakınız, dedim, tansiyonunuz ondört buçuk. Ateşiniz yok. Mevzii ağrılarınız yakında geçer. Bahar geliyor. Hani bir gün bana Latince isimlerini söyleyip teker teker gösterdiğiniz çiçekler arasına yine çıkacaksınız. Ben de gelirim. Daha uzun görüşürüz. Yakında iyileşirsiniz. Çünkü mükemmel bir bünyeniz var.

– Evet, dedi, hekimler daima bende ‘inepuisable’, bir ‘vitalite’ bulurlar. Bünyem iyidir, sağlamdır.”

Safa, Uşaklıgil’in bunu aslında çevresindekileri mutlu etmek için söylediğini fark eder. Zira kendisi artık öleceğini bilmektedir ve kendi deyişiyle fedakar eşi Memnune’yi bir an olsun mutlu etmek istemiştir. Bir ay sonra 27 Mart 1945’te ölür.

Önceki hafta onun ölüm yıldönümüydü. “Aşk-ı Memnu”nun yazarı olarak biliyor çoğunluk. Ama hiç düşündünüz mü acaba kimdi, nasıl biriydi?

Latince çiçek isimlerine meraklı, ölüm döşeğindeyken bir şarkının bestecisini merak eden ve bu konuda bir tartışma başlatmaya girişen, hastalığıyla kendisine hayatı zehir ettiğini düşündüğünden eşi Memnune’ye üzülen birisi. Ben Safa’nın aktardığı sahneyi bir Visconti film izler gibi okudum. İçine girmek, bir süre orada takılmak istedim.

Her şey siyasetten ibaretmiş, tarih halkı gaza getirip iktidara gelen insanların tekelindeymiş gibi davranıyoruz. 1945 yılında yaşanan bu diyalog bu yüzden çok iyi.

Eğitim diyenin, çevre diyenin, ifade özgürlüğü diyenin, estetik diyenin, sanat diyenin elitist ilan edildiği, bu leş siyaset bataklığından bahsetmeyen herkesin uzaylı gibi algılandığı bir ülke olduk çıktık.

Ama işte çağdaşlık betonla, binayla, hamasi nutuklarla falan değil, Halid Ziya gibi insanların varlığıyla oluyor. İnsanlığın buna ihtiyacı var.

İnsan yetiştiremeyen, insana ve yarattığı değerlere geçit vermeyen bir zihniyetin gelecekte yeri yok. Mevcut hakim siyasi düşüncenin zaten ilelebet başarısız olacağının kanıtı budur. Zengin yaratmak kolay ama insan yaratabiliyor musunuz? Düşünen, kendi kararlarını veren bağımsız birey olmadıkça gelecekte var olmak zor. Para var ama insan yok. Bu formül ne zaman tuttu ki bundan sonra tutsun.

İster elitist de, ister üç-beş beyaz Türk de, ister ayyaş… Senin yüzleşmen gereken
acı gerçek budur.

Mehmet Tez – Milliyet

FacebookFlipboardShare/Bookmark

No comments

Leave a reply