Bruce Dickinson Brand Week’te ne anlattı?

1 Posted by - 11 November 2017 - KÖŞE YAZISI

Bruce Dickinson’ın çok yönlü biri olduğu, sadece Iron Maiden’ın solisti olmadığı, sanırım takipçileri tarafından çoktandır biliniyor. Biz bilmeyenlere güncelleme yapalım. Bruce Dickinson dünyanın en büyük rock gruplarından Iron Maiden’ın solisti. Büyük ne demek? Burada şu anlamda kullanıyorum; en fazla hayranı olan, en sadık kitleye sahip, en büyük turneleri gerçekleştiren, dünyanın her yerinde stat dolduran ve bunu tıpkı Metallica gibi yıllardır yapabilen çok ender gruplardan.

Dickinson uçaklara ve havacılığa çocukluğundan beri ilgi duyuyor. Önce pilot oldu ve ticari uçuşlarda kaptanlık yaptı. Bir yandan da Iron Maiden’la devam ediyordu. Ardından Iron Maiden’ın kendi uçağıyla turneye çıkması fikrini gerçekleştirdi.

Bunu lüksten değil, anlattığına göre daha hesaplı olduğu için yapmış. Ed Force One bir Boeing 747 ve Dickinson’ın anlattığına göre normalde gitmesi konser vermesi çok pahalı olan ülkelere, şehirlere bu uçak sayesinde gidebildiler. Malzemelerin nakliye masrafı böylece karşılanabilir oldu.

Bu hakikaten değişik bir bakış açısı. Neticede uçak lüks değil mi? Ama işte kendi havayolunuzu kuruyorsanız değil. Hikayesi şöyle:

Dickinson uçak satın almadan yapmış bunu. Eski uçağı olanları bulup uçaklarını tamir ederek ve ihtiyacı olanlara kiralayarak, hatta onlara anahtar teslim havayolu şirketleri satarak neredeyse sıfır maliyetle bu işi becermiş. Kocaman bir hangarı var uçak bakımı için.

Bugün özellikle dünyanın karışık bölgelerine insani yardım götürmede çığır açacak hava taşımacılığı fikirleri geliştiriyor ve bunları içinde ABD hava kuvvetleri de olmak üzere pek çok yere satabiliyor (sonra da ABD projeden vazgeçince yüzde bir fiyata patentini geri alabiliyor).

Ama Dickinson’ın enerjisi bunlarla tükenecek gibi değil. “Trooper” adındaki birayı (Iron Maiden’ın birası, ama tam da değil anlatacağım) nasıl ürettiklerini anlattı. Önce hazır biraya Iron Maiden etiketini basalım nasılsa satarız demişler. Ama o sırf Iron Maiden’ın birası olsun da ne olursa olsun istememiş. Yeni bir bira üretmiş. Bizzat test etmiş tatmış. İngiltere’nin en eski biraevlerinden biriyle anlaşmış. Belçika’dan kendi deyimiyle çok yakışıklı bir maya getirip İngiliz Ale’i ile bir araya koymuş. Bu iki baba önce konuşmamış. Ama ısıyı hafif değiştirince muhabbete başlamışlar. “Trooper” böyle kendine has tadıyla oluşmuş ve 18 milyon şişe satılmış.

Bunlar ilginç ama asıl önemli bilgi şuydu. “Müşterilerinizi hayranlara dönüştürmek” başlıklı konuşmasında; “Ben müşteriden nefret ederim. Müşteri istediğini alamazsa çeker gider. Ama hayran sonsuza kadar seninledir. Kaybetsen de yanındadır.”

Ama onları tatmin etmelisiniz. Bunun için de cesur olmak, her şeyden önce hayranları önemsemek gerek. Şöyle devam etti Dickinson: “Iron Maiden dünyanın en popüler en fazla kazanan gruplarından biri. İşimizi para için yapsaydık, karaoke grubu olur her turnemizde ‘greatest hits’ şarkılarımızı çalardık -ki bunu yapmak çok kolaydı. Biz yeni müzik ürettik, güncel kalmayı başardık, hayranlarımıza yeni şarkılar ve müzikler verdik. Risk aldık.”

Dickinson’ın “Bizim durumumuzda bir grup için yeni albümler yapmak risktir” demesi çok önemli ve doğru bir saptama. Bu herkesin alamayacağı bir risk. Ama size kuşaklara yayılan bir hayran kitlesi sağlıyor. Iron Maiden’ın hayranlarıyla ilişkisi bu kadar basite indirgenemez ama müziklerde güncel kalmak çok önemli bir etken. Dickinson’ın sektör ve sektörün dijitale geçiş dönemine dair saptamalarını da yarın anlatayım.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply