Camianın gündemi

0 Posted by - 04 September 2016 - KÖŞE YAZISI

Müzik âleminde ne zaman üç kişi buluşsa konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Yalın’ın albüm lansmanı sırasında da yine aynı şey oldu…

İtiraf etmem gerekirse çoğu zaman sözün dönüp dolaşmasına da gerek yok, insanlar “Merhaba, n’aber” dedikten iki saniye sonra konunun içinde buluyor kendini. Konu dediğim “Bu ortamda nasıl ayakta kalacağız?” sorusu ve yanıtlama girişimleri.

“Bu ortam”dan kasıt, elbette siyasi kamplaşmalar, terör, şiddet ve toplumdaki etkileri arasında müzik yapmak, insanları eğlendirmeye keyiflendirmeye çalışmak. Zor iş. Ama hepsi bu değil. Müzikteki dertler ve sıkıntılar keşke sadece bundan ibaret olsaydı.

Geçenlerde Yalın’ın, dört yıl aranın ardından bu hafta sonu yayınlanan yeni albümü “Bayıla Bayıla”nın lansmanı için müzik camiasından yazarlar, Yalın ve ekibi ile bir aradaydı. Alp Ersönmez ve Volkan Öktem’le ayaküstü sohbet etmek güzeldi. Yalın da katılınca konu yine malum yerlere geldi.

yalın

“Bizim işimiz hiçbir şey olmamış gibi yapma sanatı” dedi Yalın: “15 Temmuz gecesi ekipçe Marmaris’teydik ve albümün bitişini kutluyorduk. Darbe oldu, helikopterler uçmaya başladı tepemizde. O günden beri, yayınlayıp yayınlamama arasında gittik geldik, bu ortamda kim ne yapsın dedik. Ama bu kadar emeğin boşa gitmesini istemedik neticede.”

Yalın’ınki kadar doğrudan olmasa da sanırım pek çok müzisyen şu veya bu şekilde aynı durumda.

Muhabbet ilerleyince konu müziğin diğer meselelerine geldi. Yalın yeni müzisyen çıkmadığı gibi yeni prodüktör de çıkmadığını düşünüyor (bu albümde yeni bir isimle, Özgen Akçetin’le çalışmış). Katılıyorum. Farklı zevklere ve vizyona sahip yeni isimler gelmediği için şarkılar ve albümler hep birbirini andırıyor. Burada var olan prodüktörleri değil, bence yeni prodüktörler yetiştiremeyen sistemi sorgulamak gerek.

“Ben bir şarkının gerçekten beğenilip beğenilmediğini artık anlayamıyorum” dedi Yalın: “Çünkü kriter yok. Youtube’a baksanız, o kadar fazla tıklama mümkün değil. Bunun sahte olduğunu herkes biliyor. Ortalıkta şu kadar paraya şu kadar tıklatırız, şu kadar like yaparız diye tarifelerle dolaşanlar var. Bana da geldiler. Güvenmek mümkün değil.”

Yalın o kadar haklı ki. Bakın bugün radyo ya da televizyon kanallarındaki görünme/çalınma frekansları bir şey ifade etmiyor. Çünkü tamamen yöneticilerin keyfine bağlı klip yayınlamak. İnsanlar müziğe para vermiyor ki artık, ne çıksa dinliyorlar. Seçmek yok.

Elimizde başka ne var? Konserler mi? Hepsi bedava olduğundan insanların gerçekten neyi beğenip beğenmediğini bilemezsiniz ki. Bakmaya mı geldi, yoksa şu şarkıyı mı seviyor?

CD satışı deseniz, MÜYAP’ın bandrol rakamları satışa değil, firmalar tarafından satın alınan bandrol sayısına göre veriliyor. Müzik mağazalarının satış rakamları da hiç açıklanmaz. Sadece en çok satanlar rafı vardır. Kaç tane satılmış, hayal kurmak serbest. Geriye güney sahillerindeki bir-iki sahil işletmesinin DJ’nin çalma frekansı kalır ki o da ölçü değil.

Eskiden fiziksel albümler varken kolaydı. Kaç satmış, şu kadar, demek ki halk beğendi denirdi. Hatta korsanının basılma çoğaltılma oranlarına bakıp görürdünüz hangi şarkının tuttuğunu. Şimdi elbette o da yok.

Peki bir sanatçının yeni çıkardığı albümün ya da şarkının sevildiğini beğenildiğini kesin olarak anlamasının kriteri nedir? “Bence bilet satışı” diye yanıtladı Yalın.
Katılıyorum. Bilet alıp konsere gitmek. Bir de müzik platformlarındaki dinlenme ve dijital satış rakamları eklenebilir (Youtube değil).

Sanatçı bu yozlaşan sistem yüzünden dinleyicisiyle bağını kaybediyor. Geriye prodüktörlerin ve bir- iki firma sahibinin zevki kalıyor. İnternette milyonlarca tıklanan bir sanatçı 30 tane bilet satamıyorsa nedeni bu sahte dünyadır.

Yoksa, 90’larda Grup Vitamin’den Cartel’e, Cankat’tan Cemali’ye, Teoman’lar, Şebnem’ler, Özlem Tekin’lerden Ciguli’ye, çeşitli müzik türlerini seven, dinleyen, satın alan bu memleketin insanı nereye gitti? Buharlaştı mı sizce?

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply