Çeşit çeşit insan

0 Posted by - 22 September 2015 - KÖŞE YAZISI

mtezNew York’tan bildiriyorum. Hava güneşli, insanlar neşeli. Pazar günü Brooklyn’in göbeğinden geçen Bedford Avenue’yü baştan başa dolduran insan kalabalığını görecektiniz. Her yanda ufak tefek kafeler, ıvır zıvır, giysi, ayakkabı, plak, kitap bulabileceğiniz irili ufaklı dükkânlar, lüks ya da salaş mağazalar, sokak satıcıları…

Hepsi dolu, her yer canlı. Herkes her yerde bir şey satıyor ya da satın alıyor. Lokantalar dolu, kafelerde insanlar cumartesi gecesi eğlencesinin “yaralarını” sarıyor, mahmur gözlerle kahvelerine ya da “çivi çiviyi söker” içeceklerine uzanıyor.

Omletli, hamburgerli kahvaltı tabakları önümden geçip gidiyor. Bahçede yayılıp bira içebileceğiniz mekânlar, “bira bahçeleri” burada revaçta. Konsept bu. Duvarları şahane grafitilerle bezeli bahçelerde uzun tahta masalar ve banklarda bira içmek, sohbet etmek. Akşam saatlerinde ağaçlardan sarkan ampullerin altında kalabalıklaşan bu mekânlarda muhabbet hemen parti kıvamına geliyor. Herkes herkesle tanışıyor, herkes herkesle arkadaş oluyor, herkes herkesle konuşuyor, muhabbet ediyor .

Lüks yer pek yok. Her yer mahalle kahvesi tadında. Manhattan Nişantaşı, Cihangir, Taksim, Asmalımescit, Karaköy, Galata, Bebek’se eğer Brooklyn de Kadıköy, Moda. Köprüden karşıya geçtin mi (burada köprü Manhattan adasıyla Brooklyn’i bağlayan Williamsburg Köprüsü oluyor) her şey daha bir sakin, daha rahat.

Sahile doğru yürüdüm. Kuzey 9. Cadde’nin sahil tarafında Rough Trade var. Rough Trade 1976’da İngiltere’de kurulan küçük bir müzik mağazası ve bağımsız plak şirketi. Küçük salaş bir yerken The Smiths, Buzzcock, The Libertines gibi sevdiğimiz punk ekiplerinin evi olmuş, alternatif ve bağımsız müziğe, müzik kültürüne katkıda bulunmuş bir yer. Bugün onlarca sanatçısı olan önemli bir firma. Son 10 yılda dünyanın farklı şehirlerinde müzik dükkânları açarak büyüme kararı aldı. Dünyada dev müzik mağazası zincirleri albüm satamıyoruz diye kapanırken onlar dükkân açmaya girişti. Şu an önünde durduğum mağaza 2013’te açıldı. New York’un en büyük müzik ve plak dükkânı. İçinde bir performans alanı ve çay kahve içebileceğiniz bir mini kafe var. Yüksek tavanlı bu dev hangar ağzına kadar plak ve CD’yle dolu. Kendimi kaybettim.

Bir parantez; kapının önünde bir bisiklet parkı var. Ve bisiklet pompası. Evet bunu bile düşünmüşler. Detaylar işletmeler hakkında yapılan milyonlarca dolarlık reklamdan daha etkili olabiliyor bir markanın ya da kuruluşun felsefesini anlatmakta. Kapa parantez. Yolun biraz aşağısında East River sahili var. Nehir kıyısındaki Bushwick Inlet Park, oyun oynayan çocuklar, çimlere serilmiş kalabalık gruplar, her yaştan çiftler, onlarca köpek ve bir futbol maçına ev sahipliği yapıyor. Güneş yüzümü tatlı tatlı gıdıklarken, karşıdaki Manhattan’ın siluetini İstanbul’u vapurdan seyreder gibi seyrettim bir süre.

Burada o kadar çeşitli, o kadar değişik, birbirinden o kadar farklı kökenden ve geçmişten gelen, o kadar fazla insan var ki…

Bakıyorum bakıyorum, bu kadar çeşitli insan bizde olsa birbirini boğazlamanın yollarını illa arar ve bulurdu. Herkes hoşgörüden bahseder ama neticede karşısındakinin kuyusunu kazardı. Sadece kendinin var olacağı, diğerlerinin yok olacağı bir düzeni kurma peşinde olurdu. Daha
doğrusu bunun mümkün olabileceğine inanırdı.

Kültür mozaiği falan diyoruz da inanın bizde böyle bir renklilik yok. Bizimki bunun yanında “mermer”. Bu insanların çoğu Türkiye’nin en modern semtinde yanınızdan geçse illa yadırgar, dönüp dönüp bakarsınız.

Bizim milletçe en önemli özelliğimiz farklılıklara saygı göstermek, uyum sağlayarak bir arada yaşamak değil.

Manhattan’daki odamdayım. Saat sabahın beşi. Türkiye’de yazı yollama zamanı. Ekrana bakıyorum boş boş. Önümde kahve. Sağ gözüm bakıyor, sol gözüm daha bakamıyor, uyanamamış. Bugün nelere çemkiriyoruz acaba milletçe, bugünü neyle geçiriyoruz, neyle oyalanıyoruz diye uykulu uykulu aşağılara iniyorum Twitter’da.

Hep aynı şeyler… Hep yeni bir şey olmuş sanıyoruz ama aslında yeni hiçbir şey olmuyor.
Dünyanın farklı bir şehrinin farklı bir mahallesinden sıradan
bir pazar gününden bildirmek istedim. Hepsi bu.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply