David Bowie’nin ardından

1 Posted by - 12 January 2016 - KÖŞE YAZISI

mtez“David Bowie hayatını kaybetti…” Timeline’a ansızın bir haber düşüyor. Bir iki cümle, bir hashtag, bir link. Trending topic. Hepsi bu… Efsaneler 21. yüzyılda böyle ölüyor.

18 aydır kanser tedavisi görüyormuş. Kimsenin haberi yoktu. Zaten son yıllarında inzivaya çekilmiş, sade, gençlik yıllarının şaşaasından uzak, müziğe ve ailesine odaklı bir hayat yaşıyordu.

David Bowie 20’nci yüzyıl popüler kültür tarihinin temel direklerindendi. Yaptıkları sadece müzikal terimlerle ve sanatsal eleştiri kriterleriyle açıklanamaz. Şarkılarını müziğini, albümlerini, filmlerini, modaya, edebiyata, modern sanata katkılarını hatırlamaya çalışsam, sırf eser isimlerini ve birer cümle açıklama yazarak dahi bana ayrılan yerin dışına çıkarım. Üstelik Wikipedia’da yazanların dışında hiçbir şey de anlatmamış olurum. Affınıza sığınarak bunları başka yazılara bırakmak isterim.

Onun gibi kişilikler tarihi süreçte müziklerinden sanatlarından daha büyük daha farklı bir şey haline gelirler. Bu zaten onların dehasını gösterir. David Bowie bir şarkıcıdan, besteciden, şairden öte, değişen bir dünyanın öncü karakterleriydi. İnsanlığın yeni yaşam halleri, günlük meseleleri, dertleri sevinçleri, bunalımları, tatminsizlikleri ve dinmeyen merakı onun aracılığıyla, onun şarkılarıyla milyonlara tercüme oldu, dile geldi.

Ne kadar uçuk kaçık görünse de toplumun bağrından, sıradan bir evden çıkmıştı.
Bugün çağdaş toplumlarda normal kabul edilen her şey 50 yıl önce tabuydu ve daha güzel, daha özgür bir dünya için bu tabuları onun gibi adamlar yıkmaya çalıştı. David Bowie bu yolda kafa göz de yarmıştır, çarmıha da gerilmiştir, bir sürü kalp de kırmış, yanlış da yapmıştır. Hepsi normaldir. Çünkü Bowie gibi insanlar, toplumsal dönüşüm dalgasının tam kırılma noktasında dengede durmaya çalışmış, kritik, hassas, kırılgan, imkansız bu sörfü cesaretle ve hayatlarını ortaya koyarak başarmışlardır.

David Bowie sağlığında uzaya çıktı (Ziggy Stardust dönemi, “Life On Mars”, “Space Oddity gibi farklı dönemdeki şarkılara gönderme yapmak isterim), ama uzaydan gelmedi.

Annesi Margaret Burns İngiltere’nin Kent Country bölgesinde sıkıntılı fakir bir ailenin altı çocuğundan en büyüğüydü. Babası Haywood Stenton Jones ile tanıştığında, ilk evliliğinden bir oğlu (Terry) ve daha sonraki başka bir ilişkisinden evlatlık verdiği bir kızı vardı.
Jones bir müzik salonu işletmiş ancak iflas etmişti. Çocuk kitapları yayımlamaya çalışıyordu. 1946’da evlendiler. Brixton’da bir yıl sonra bir erkek çocukları oldu. Adını David Robert Jones koydular. David Bowie’nin hayatı böyle başladı.

Bowie’nin çocukluğu Londra’nın güneyinde dar gelirli bir evde geçti. 16 yaşında bir sokak kavgasında sol gözbebeği zedelendi ve ona hayat boyu insan ötesi bir görünüm veren mermer bakışı işte böyle oluştu. O yıl bir sürü göz ameliyatı geçirdi. Depresyondaydı. Üstelik annesinin ilk kocasından olan ağabeyi 22 yaşındaki Terry’nin akıl hastanesine yatırılmasıyla yıkılmıştı. Onu çok seviyor, kendine rol modeli belliyordu.

Bowie, kendisinden altı yaş büyük Terry’den çok etkilendiğini söylemiştir. Broomley Technical High School’da tasarım ve sanat okurken Terry onu cazla tanıştırmış, ufkunu genişletmiştir.
Terry’nin ilerleyen yıllardaki feci intiharı Bowie’nin hayatında önemli duygusal kırılmalardan biri oldu. “Bilmiyorum belki ruh hastalığı bizde bir aile geleneğidir (annesi manik depresifti). Ben kendimi her zaman bir insandan fazlası gibi hissettim” demişti 1976’da Rolling Stone’dan Cameron Crowe’a.

Bir diğer röportajında şöyle diyor: “Psikolojik aşırılıklarımı şarkılarıma koydum. Belki de o yüzden delirmedim”. David Bowie adı Jim Bowie isimli karakterden geliyor. 19. yüzyılda yaşayan Amerikalı öncü kaşif, köle tüccarı, arsa spekülatörü. “O sıralarda televizyonda dizisi vardı. Uçlarda gezinen, iyiyle kötünün içiçe geçtiği bu karakter bana anlamlı gelmişti” diye anlatıyor.

Yani David Bowie 20’lerinde David Jones olarak başladığı müzik macerasında önce kendinden sıkılıp David Bowie oldu, daha sonra yeniden kendinden sıkılarak alter egosu Ziggy Stardust’ı yarattı diyebiliriz.

60’ları 70’ler ve 80’lerde efsaneleşen albümlerin ardından 90’larla birlikte kimilerinin olgunuk dönemi dediği daha durgun bir döneme girdi. Kendisini eşi İman ve 2000 doğumlu kızı Zara’ya adadı.

Son albümleri ölüm ve yaşlanma gibi konuları ele alıyordu. 2002’de Entertainment Weekly’de yer alan Moby ile yaptığı bir sohbette düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“Yaşlı hissetmek’ genellikle gençlerin zihninde oluşmuş bir fikir. Gerçekten yaşlanınca hisler daha farklı oluyor. Her sabah kalktığında tek bir şeyi düşünüyorsun. Ne kadar zamanım kaldı? Bu hayattaki en üzücü duygu. Çünkü sevdiğin ne kadar şey varsa hepsini geride bırakmak zorunda olduğunu ve kesinlikle teslim olacağını çok gerçekçi bir biçimde anlıyorsun. Kızıma bakıyorum ve bir gün onun yanında olmayacağımı biliyorum. Bu bile kalbimi kırmaya yetiyor.”

Doğum günü 8 Ocak’tı. Son albümü, hastalık ve ölüm temaları üzerine yoğunlaştığı anlaşılan “Blackstar” da aynı gün yayınlanmıştı. Ölüm haberini oğlu (ilk eşi Angela’dan olan) Duncan Jones açıkladı.

Kimilerine göre son sözünü bu albümde söyledi ve iki gün sonra aramızdan ayrıldı Bowie.
Her ne kadar “Blackstar” karanlık bir yerleri işaret ediyorsa da Bowie’nin şarkılarında mavi gökyüzü önemli bir pozitif imgeydi. Aşk yeryüzündeki en saf şeydi. Onu yaşamak için kuralları yıkmak, imkansızı kovalamak da dahil her şey yapılmalıydı.

Bowie 2000’lerin başından bu yana ciddi sağlık sorunları yaşıyordu. 2004’te sahnede kalp krizi geçirmiş, önemli bir operasyon atlatmıştı. Yakın dostu ve prodüktörü Tony Visconti bu konuda sanatçının isteği doğrultusunda konuşmak istemediğini 2004’te belirtmiştir.

2002’deki “Heathen” albümünde adeta kaderine hazırlanır gibi “Bu sonun başlangıcı. Hiçbir şey değişmedi. Her şey değişti” dese de ben onu 1980 tarihli “Teenage Wildlife”ta (“Scary Monsters” albümü) yer alan şu sözleriyle uğurlamak isterim:

“Ağaçtan bir yaprak gibi yere düştüğünde, kafanı kaldır. Üzerindeki geniş mavi gökyüzüne bak.”

David Bowie, rock ve popa şiiri ve zarafeti getirmiş, her kuşaktan insanın kalbinde yer edinmiş, onlarca yüzlerce müzisyeni, sanatçıyı, edebiyatçıyı derinden etkilemiştir. Toprağı bol olsun.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply