Dikkat çekici bir albüm ve sanatçı

5 Posted by - 17 March 2018 - KÖŞE YAZISI

Kerem Akdağ’ın kendi adını taşıyan ilk albümü caz, soul breakbeat, hip hop etkileri taşıyor. Sonar İstanbul kadrosunda da yer alan sanatçının albümünü dinleyince kendisine bir iki soru sormadan edemedim.

Kerem Akdağ’ı ilk 2016’da yaptığı “Steppin Out” ile tanıdım. Bu single’ın caz arka planı ve özellikle ritim anlayışı ilgi çekiciydi. Bu başarılı prodüktörün ve müzik adamının işlerini takip etmeye karar verdim. Aynı yıl gelen ve Darker Than Wax adı altında yayınlanan “Loungin’” adlı EP, Akdağ için önemli bir adım oldu. Akdağ’ın kendi adını taşıyan 8 şarkılık ilk uzunçaları ise geçen haftalarda Dimensions Recordings tarafından yayınlandı.

Albüm, caz, soul, breakbeat, hip hop gibi tarzlar ve etkiler arasında dolanan, zaman zaman vokallerle güçlenen, ama genel olarak beat üzerine yoğunlaşan bir müzikal perspektife sahip. Davul ve basların birbirinin içine geçtiği yapılar üzerine kurulu melodiler, inişler çıkışlar. Akdağ’ın dünyası böyle bir şey. Keyboard ve piyano, sound’un ağır basan diğer unsurları.

İnsan kendini bazen bir havuz partisinde, bazen sigara dumanıyla dolu bir caz kulübünde, bazen Güney Amerika’da bir barda veya bir hip hop konserinde hissedebiliyor. Kerem Akdağ’ın ilk albümünü dinlerken tek olumsuzluk, albümün çok çabuk başlayıp bitmesi. 29 dakika çok hızlı geçiyor.

Kerem Akdağ, 23 Mart’ta Kadıköy Arkaoda’da ve 6-7 Nisan tarihlerinde Zorlu PSM’de yapılacak Sonar İstanbul’da canlı performanslar sergileyecek. Ben albümü dinledikten sonra merak ettiklerimi kendisine sormadan edemedim.

– Müziğe nasıl başladın?

13 yaşındayken okulun müzik odasında davul çalmaya başlamıştım. İlerleyen zamanda gitar ve piyanoyla haşır neşir olduktan sonra lisede prodüksiyon yaparak müzik üretmeye başladım.

– Çocukken evde neler dinlenirdi? Müzikal açıdan üzerinde nasıl etkileri oldu?

Ben daha bebekken doktorum anneme çocukların küçük yaşlardan itibaren kulaklarının çok hassas olduğunu ve eğer bana bol bol müzik dinletirlerse yabancı dil konusunda ileride çok rahat edeceğimi söylemiş. Babam müzik tutkunu bir insan olduğu için fırsat bu fırsat deyip her dakika müziğin sesini açmaktan çekinmemişler. Bu vesileyle ben de bol bol Motown, soul, raggae, blues, funk dinleyerek büyümüşüm. Bence büyüdüğüm ortamda çalan müzikle şu an yaptığım işlerin arasında muazzam bir bağ var yani etkisi büyük.

– Tarzını oluştururken nelerden ve kimlerden etkilendin?

Çok fazla çeşit müziğe maruz kaldığımdan ve müzik yapmayı çok sevdiğimden kendimi tek bir tarz ile bütünleştiremedim. Aslında bu kopukluk kendiliğinden bir sound doğurdu bence. Birçok farklı tarzdan ve müzisyenden etkileniyorum ve bunu müziğime yansıtmaya çalışıyorum. Ama kimseyi kopyalamaya da çalışmıyorum. O aradaki ince çizgiyi bulmak bence işin en zor kısmı.

– Müziğini ve tarzını sen nasıl tanımlamayı tercih edersin?

“Broken soul” yazmışlar bir yerde, benim çok hoşuma gitti nedense. En çok etkilendiğim tarzlar; Hip hop, funk, her türlü caz ve broken beat diyebilirim.

– Yeni albümün hakkında neler söyleyebilirsin? Müzikal temalar ve hazırlık sürecini anlatabilir misin?

Albüme aslında bir kısa çalar olarak başlamıştım, o kadar uzun süre geçti ki üzerinden biraz parçalardan sıkılmaya başladım. Hatalarımı fark ettim. Ama plak şirketim parçaları değiştirmek istemedi. Bir sürü yeni şey öğrenmiştim ve bunları uygulamak istiyordum. O zaman yeni parçalar yapayım dedim. Ekledikçe ekledim derken bir bütünlük oluştu gibi hissettim. Özellikle ritmik olarak çok çeşitlendirmek istedim. Beni en çok etkileyen müzisyenlerden ikisi Pharrell Williams ve Chad Hugo. Çok zengin bir ritim skalaları var ve ben de bu doğrultuda bir hedef koymuştum kendime. Baker Aaron miksledi ve muazzam bir etkisi oldu diyebilirim, albümün sound’unda katkısı büyük.

– Çalıştığın label’lar hakkında bilgi verebilir misin? Senin için bu süreçler nasıl gelişti?

İlk Apparel Music ile başladı maceram, ama asıl benim için dünyanın kapılarını aralayan Darker Than Wax oldu diyebilirim. Singapur’un en çok saygı duyulan elektronik müzik label’larından biri. Beni soundcloud’dan buldular, mesajlaştık ve sonrasında beraber çalışmaya başladık. Bir yandan da Dimensions Recordings’le çalışmaya başladım. Son albümümü onlar bastı. Onlarla da soundcloud üzerinden tanıştım hatta plak şirketinin A&R’larından Andy Lemay İstanbul’a geldi bir dört sene evvel.

– Çağdaşlardan kimleri beğeniyorsun? Kimler sana esin kaynağı oluyor?

Anderson .Paak, Dwele, 2000Black, Kaidi Tatham, Theo Parrish beni çok etkileyen, müziğime yön veren isimler.

– Prodüktörlük ve artist olmak arasında nerede duruyorsun?

Ben her zaman kendimi stüdyoda daha rahat hissetmişimdir. Sanırım prodüktör yanım daha ağır basıyor çünkü kendi işlerim dışında da tam zamanlı prodüktör olarak çalışıyorum ve bana en çok keyif veren şey diyebilirim.

– Birlikte çalışmak istediğin, kayıt yapmak istediğin müzisyenler kimler?

Anderson.Paak ile çok çalışmak isterim, imkansız da değil sanki, internetin varlığı bana çok umut veriyor açıkçası.

– Önümüzdeki günlerde programında neler var?

Bol bol EP yapacağım, çok güzel bağlantılarım oldu. Artık daha istikrarlı bir şekilde müzik çıkarmak istiyorum.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply