GELECEĞE BETON DEĞİL, İYİ BİR FİLM KALIR

0 Posted by - 19 April 2015 - KÖŞE YAZISI

mtezKültüre hakim olma, kültürü yönetme arzusu her gün yeni boyutlar kazanıyor. Devlet eliyle sanatı yönlendirme meselesi eskidir ama hiçbir zaman tutmamıştır.

Kültür-sanatın üzerinde uzun süredir devam eden bir baskı var. Son örnek; PKK mensuplarının yaşamına odaklanan “Bakur/Kuzey” belgeselinin Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenmesi.

Seksen darbesi döneminde arabeske savaş açan devletin zirvesi, “Bu çok acılı bir müzik, bunun acısızını yapalım” diye toplanmış, sonuçta ortaya Hakkı Bulut’un “Henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum” şeklindeki anlamlı sözleriyle “Kıskanıyorum” isimli şarkı çıkmış ve TRT’de yayımlanmaya hak kazanmıştı.

Bugünlerde olan biten bu durumu andırıyor. Sakıncalı filmsiz festival, sakıncasız yazı, sakıncasız tiyatro… Her şeyi kontrol etmeye yönelik üst kurullar. Tiyatroların başına eski güreşçileri atamalar…

Seçimlerde sadece partileri, milletvekillerini, belediye başkanlarını ve o ara gündeme getirilen vaatleri oyladığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Türkiye’de seçimlerde artık nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi oyluyoruz biz.

Hani deniyor ya istikrarlı ve büyüyen ekonomi için demokratik hukuk devleti şart diye. Ne yani sadece bunun için mi şart bu değerler?

Yerleştirilmek istenen belli bir dünya görüşü var. Bu görüş belli bir tarzı ve insan tipini dayatıyor. Hepimiz biliyoruz. Şu kadar çocuk yapacaksın, karın şöyle giyinecek, sen yüzüğünü şu parmağına takacaksın, bıyığının tipi böyle olacak, şu türküleri dinle, bunlar makbul. Şu şarkıcıları sev. Bu kitapları oku.

Durum böyle olunca, özgür birey diye bir şey olmayınca sanat hiç olmuyor. Büyük müteahhitler yetiştiriyorsun belki ama sanatçı yetiştiremiyorsun. Var olanları da ya ötekileştiriyor ya da zapturapt altına almaya çalışıyorsun.

Kültür ve sanat üzerinde uzun süredir devam eden baskı İstanbul Film Festivali’nin fiilen sona ermesiyle sonuçlanan yeni bir boyuta evrildi. Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenen “Bakur/Kuzey” filmi PKK mensuplarının yaşamına odaklanan bir belgesel. Bunu sansürleyen kafa barış görüşmesi sürdürüyor, bu ayrı bir konu. Ben işin öteki yanına bakmak istiyorum.

İKSV yıllarca işini iyi yapmaya odaklandı, siyasi konularda tarafsız olmaya çalıştı, taviz vermemeye gayret etti. Buna rağmen artık tarafsızlık falan dinlenmiyor.
İlla taraf olmak bekleniyor.

İktidara yakın basında İKSV’yi hedef göstererek yapılan yayınlar bu durumun habercisi. Neden İKSV? Çünkü her zaman Türkiye’de kültürel ve sanatsal hareketin itici kuvveti oldu da ondan.

O konserlere, film festivallerine giderek büyüyen bir nesil var. Bu nesil bir dünya görüşüne sahip, daha fazla özgürlük istiyor, dünyadaki yaşam standartlarını biliyor ve daha azına razı olmak istemiyor. Kısacası kül yutmuyor.

Onlara laf geçiremiyorlar, toptan sistemi ele geçirmeye girişiyorlar. İKSV siyasi partiler, buhranlar ve darbe gördü. Hâlâ hayatına devam ediyor. Sonra da edecektir.

Bu baskılama yöntemi tarihte hiçbir zaman tutmamıştır. Tutmaz. Genellikle iktidarların baltayı taşa vurdukları yer de burası olur. 12 Eylül yönetimi acısız arabesk istediğinde fiilen bitmişti.

İKSV vatandaşına, halkına hak ettiği evrensel kültürü sunmada bir tarihsel misyon sahibidir. Kadınına “Evinde otur, çocuk bak” diyenlerin bunu anlaması zordur. Hiç kızmasınlar, hırçınlaşmasınlar, doğal süreç tamamlandığında taş, toprak ve beton yok olur gider. Geride evrensel değerler, filmler, romanlar, resimler ve sanat kalır.

Mehmet Tez – Milliyet

FacebookFlipboardShare/Bookmark

No comments

Leave a reply