Gülşah Erol’un başına gelenler

101 Posted by - 06 August 2017 - KÖŞE YAZISI

mtezHangi mazeret, elinde çellosuyla metroya giren masum bir kızı kelepçeleyip bir odaya sokup tekme tokat dövmeyi, hakaret etmeyi haklı çıkarabilir?

Her gün yeni bir kabalık, yeni bir terör, yeni bir akıl almaz şiddet hikayesiyle uyanıyoruz güne. O gün bizim başımıza gelmediyse şanslı sayıyoruz kendimizi. Tabii buna şans denebilirse. Ama bize uğramadıysa bile şiddet, illa bir tanıdığa, bir yakına, bir komşuya uğruyor.

Kollektif vandallığın, kabadayılığın orman kanununun esiriyiz. Trafikten alışveriş yaptığımız markete kadar her kamusal alanda tehdit altındayız. İstenmeyen bir soru sormak, karşıdakinin hoşuna gitmeyen bir ses tonu, ters bir yanıt anında size şiddet olarak geri dönebilir çünkü hukuk sizin yanınızda değil. Kimse ilgilenmiyor sizle. Karşınızdaki vandalla yapayalnızsınız. Yapanın yanına kâr kalacak. Herkes bunu bal gibi biliyor.

Çello sanatçısı Gülşah Erol, Kadıköy Metrosu’na girdi. İki polis tarafından durduruldu. (Emniyet açıklamasına göre Erol çantasını özel güvenlik görevlilerine bırakmak istedi, reddedilince de “Bomba mı var” şeklinde bağırdı. Ayrıca Erol’un polis memurlarından birinin boğazını sıktığı ve hakaret ettiği de iddia ediliyor.) Elleri kelepçelendi, bir odaya sokuldu. Dövüldü, yumruklandı, tekmelendi. Çellosu kırıldı. Suratına bayrakla vuruldu. Annesine, babasına, ailesine akıl almaz küfürler ve hakaretler edildi. “Senin gibi insanlar bu ülkeden gitmeli” denildi. “Vatan haini” denildi. Neden? Soruyorum neden? Ne yaptı Gülşah Erol size? Çello çalmaktan başka. Yıllardır işlerini, müziğini takip ettiğimiz pırıl pırıl, karıncaya zarar vermeyen bir insan bu.

Şöyle yazmış Gülşah, Facebook hesabında paylaştığı kısa bir not ve vücudundaki yara izlerinin fotoğraflarının altına: “Lütfen dikkat edin müzisyen, sanatçı arkadaşlar, size hakaretle ve saldırıyla yaklaşsalar dahi susun ve yanlarından uzaklaşın. Her yerim ağrıyor, çenem, gözüm, yüzüm, bacaklarım ve kollarım darp içinde ama en çok kalbim acıyor. Dün ölebilirdim…”

Bir zamanlar kültür başkenti olan, kültürlerin kavşak noktası, hoşgörü kenti İstanbul’da sanatçıya muamele bu. İnsana muamele artık bu. Gülşah’a yapılan muamele münferit değil. Bugün Türkiye’de kültürlü insana, eğitimli insana, kültüre, sanata karşı duyulan ve körüklenen nefretin, aşağılamanın bir yansıması. Sanatçıya saygı yerine sanatçıdan nefret, kültür sanatı küçümsemek, fuzuli bir şey olarak göstermek, alay etmek, bu alanda da bir yerli – yabancı kamplaşması oluşturmak. Daha da kötüsü, kültür sanata dair her şeyi Batı nefreti şemsiyesi altına alarak bir nefret paketi oluşturmak ve belli kesimlere bunu tüketilecek bir ürün gibi sunmak. Maruz kaldığımız yaklaşım en basit anlatımıyla bu.

Gülşah’a uygulanan şiddet toplumda bugün pek çok farklı nedenden birçok kesime ve bireye uygulanıyor. Ama elinde çelloyla yürüyen bir kızı tekme tokat odaya sokup kelepçeleyip dövmek, çello çalamayacak hale gelene kadar işkenceden geçirmek çok başka bir olay. Çok başka bir vandallık ve şiddet.

Soruyorum, tekrar soruyorum: Gülşah Erol size ne yaptı? Ne dedi? Ne yaptıysa yaptı, ne dediyse dedi, uygar bir devletin polisi masum bir vatandaşına mafya çetesi gibi davranabilir mi? Soruyorum, Gülşah Erol’a yapılan, aslında hepimize yapılmış bu vandallığın, vahşiliğin hesabını kim verecek? Bir kerecik, bir kerecik olsun birileri hesap versin. Birisi çıkıp “geçmiş olsun” desin. “Sorumlular cezalandırılacak” desin. “Bu tür davranışlar kabul edilemez” desin, ona bile razıyız.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply