Kapalı dünyada müzik

2 Posted by - 19 March 2017 - KÖŞE YAZISI

mtezİngiliz caz grubu Yussef Kamaal’ın iki üyesinden Yussef Dayes, Amerika’daki konserine gidemedi, çünkü kendisine Müslüman ve Arap asıllı olduğundan vize verilmedi. Bu artık sıradan bir haber.

Basit bir konser bile skandalsız olaysız verilemiyor. İşler işte bu noktaya kadar geldi dayandı. Emeği geçen herkese bravo. Yussef Kamaal’dan bahsetmiştim burada, okurlar hatırlayacak (“Yussef Kamaal’ın büyüleyen sound’u”, 27 Kasım 2016). İngiliz caz – broken beat ikilisinin İngiliz DJ ve prodüktör müzik gurusu Gilles Peterson’ın firması Brownswood’dan yayımlanan albümü heyecan yaratmıştı.

Yıllarca farklı ekiplerde müzisyenlik yapan iki isim ilk kez kendi müziklerini yapmak için stüdyoya girmişler ve bana kalırsa bu dönemin kendi türünde en nitelikli albümlerinden birine imza atmışlardı. Hip hop, caz, broken beat, afrobeat etkilerindeki bu “Black Focus” isimli albümü beğenerek dinliyorum ara ara.

İkili ve yetenekli enstrümancılardan oluşan ekipleri, bu yıl dünyanın en prestijli kültürel buluşmalarından SXSW’da (South by Southwest) performanslar sergilemeyi planlıyordu. Her şey hazırdı ancak, tam da günümüzün ruhuna uygun bir şey oldu. İkiliden Yussef Dayes, ABD vizesi alamadığından ülkeye sokulmamış. Bu yüzden performanslar iptal edilmiş. Bu durum kendisine son dakikada bildirilmiş.

Brownswood, ABD’nin bu kararını dini ve etnik kökenlere dayalı ayrımcılık olarak tanımlamış açıklamasında. İngiliz vatandaşı da olsanız, adınız, dininiz, kökeniniz alerji yaratabiliyor.

İnsanları dinine ve ırkına göre ayırmak, seçmek, sınıfandırmak dünyada yaygınlaşan bir siyasi ilke, popüler bir kamu yönetimi prensibi haline geldi. Bugün bu düzeni büyük bir iştahla sürdürenler her dinden ve kökenden emeği geçenlere teşekkür borçlular.

Çünkü bu noktaya ne ABD ne de Batı tek başına geldi. Her din ve ırktan siyasetçilerin ortak tavırları bunu mümkün kıldı. Artık sıradan bir konser bile sorunsuz, skandalsız verilemiyor. Ne ABD’de, ne Avrupa’da, ne Türkiye’de, ne de başka bir yerde. Gerisini siz hayal edin.

Göreviniz, işiniz, hayatta inandıklarınız, sevdikleriniz, yazıp çizdikleriniz, ürettikleriniz, hayatı ve dünyayı algılama tarzınız bunlar artık önemsiz.
Yasalara uymak, uymamak da konu değil. Tercihleriniz, hayatta inşa ettiğiniz kimliğiniz önemsiz. Siz, seçmediğiniz, tercih etmediğiniz, içine doğduğunuz ülkeyle, dinle, etnik kökenle, isimle yargılanıyorsunuz. Ve hiçbir suçunuz olmadığı halde suçlu bulunuyorsunuz. Hayatımızdan artık çıkacağını umduğumuz bu ayrımcılık zamanla hortladı ve yeniden meşru hale de geldi.

Hadise “Müslümanlar eziliyor” da değil. İşi buna indirgemek gerçekleri görmemek anlamına geliyor. Herkes eziliyor. Ermeni, Yahudi, Türk, Kürt, Hollandalı, Alman, zenci, beyaz olmanın bu ayrımcılık karşısında bir farkı yok. Yanlış (!) yerdeysen seni doğuştan gelen ve değiştiremeyeceğin özelliklerin için eziyorlar. Sadece müslümanlar mağdur değil. Gücü olmayan, parası olmayan, taraf tutmak istemeyen, kendisine dayatılan menüyü geri çeviren herkes mağdurlaştırılıyor bu yeni dünyada.

Yussef Dayes’in sırf Müslüman ve Arap kökenli olduğu için ABD’ye alınmaması, bir süre önce filmi Oscar kazanan İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin yine aynı ayrımcılık sonucu ödülünü almamaya gidememesi sadece görünen bilinen olaylar.

İşler giderek istenmeyen noktalara giderken ülkeleri yönetenlerin de bu kötü durumu ortadan kaldıracak soğukkanlı önlemler almak yerine yangına körükle gittiğine şahit olduğumuz günlerdeyiz.

Anlık kazanımlar iştah açıcı olabilir. Ama asıl kayıp çok büyük. İnsanlığın yüzyıllar boyu uğraşıp didinip kanla terle bina ettiği medeni dünyayı, birey haklarını ve temel ögürlükleri birkaç yılda darmadağın etmek insanlık için çok büyük bir felaket. Ve sonuçları sanıldığından ciddi. Bu olan biteni giderek normal karşılamamız daha da korkunç.

80’ler World Music patlaması yaşanan yıllardı. Dünyanın dört bir yanından adları sanları bilinmeyen sanatçılar eserlerini Batı’nın büyük şehirlerindeki nitelikli kalabalıklara dinletmeye başlamıştı. Kültürel sınırların kalkmasıyla birlikte müzisyenlerin ve müziğin serbest dolaşımı geldi. Teknoloji, internet bunu kolaylaştırdı. Etkileşimler doruğa çıktı. Afrikalı, Asyalı, Uzakdoğulu, Ortadoğulu gruplar turnelere çıkmaya başladı. Müzik raflarında dünya müziği etnik gibi kategoriler oluştu. Yerel ile global karışımı yeni tarzlar doğurdu.

Etnik müzik sınırsız bir dünyanın müziğiydi. Hatırlayın her yerde, özgürlük, gezmek, dünyayı tanımak, keşif, farklı kültürlerle iletişim içinde olmak gibi kavramlar havada uçuşuyordu.

Bugün işler tersine döndü. Sınırlar kapanıyor, kültürler arası iletişim azalıyor. Öğrenme ve tanışma açlığı ve hevesi yerini korku, endişeye ve düşmanlığa bırakmış durumda.

Bu durum global müziği nasıl etkileyecek hep birlikte göreceğiz.

Mehmet Tez – Milliyet

FacebookShare/Bookmark

No comments

Leave a reply