Komşuluk bienalde güzel

4 Posted by - 12 September 2017 - KÖŞE YAZISI

16 Eylül’de başlayacak 15’inci İstanbul Bienali’nin teması “iyi bir komşu”. Eğer böyle bir şey varsa, onun ne olabileceğine dair bir tartışma açıyor Bienal.

Ha bire komşuluk güzellemeleri yapılması bir âdet Türkiye’de. Eski komşuluklar özleniyor, “İnsanlar hal hatır sorardı” deniyor. Elinde bir tabakla “Annem size dolma yolladı” diye gelen küçük çocukların insanda yarattığı sıcaklık duygusundan bahsediliyor. “Kapılar kilitlemezdi” falan…

Bunlar güzel sıcak hikâyeler ve sinemada ya da içinde ha bire çay demlenen Türk dizilerinde etkili olacakları muhakkak. Ama gerçek hayatta ve günümüzün toplu konut/apartman yaşantısında bunların yeri yok. Buna ihtiyaç da yok.

Bütün gün ofiste kafası patlayıncaya kadar çalışan, trafikte saatlerce cinnet geçirdikten sonra sonunda evine gelen biri komşu falan düşünemiyor. Televizyona bakıp uyumak istiyor.

Ayrıca komşular da sırf sizinle aynı apartmanda oturuyorlar diye hoşunuza gidecek müthiş karakterli birer Münir Özkul, Adile Naşit, Nubar Terziyan, Hulusi Kentmen değil.

Akdeniz tipi kalabalık aile nostaljisini öven birisi evine çıkarken karşı dairenin kapısının önündeki ayakkabı yığınının üzerinden atlamaktan ve genzini yakan kavrulmuş soğan kokusundan mutlu olup “Komşuluk ne güzel” demiyor.

Kalabalık aile, bekâr adamın ya da kadının devamlı arkadaşlarını evine davet etmesinden memnun değil.

Giriş katında oturan yaşlı teyze size pötibör bisküvi ve çay eşliğinde bilgece hikâyeler anlatıp ufkunuzu genişletip içinizi ısıtmıyor. Gelen gideniniz çok olduğundan artık tek kişilik değil en az iki kişilik su parası vermeniz gerektiğini kapıcıya fiştekliyor.

Üst katınızdaki iş kadını evde sabah 05.45’te topuklularla dolaşıyor ve mermer zemine topuğunu tok tok diye vururken asla aşağıdakiler acaba bu sesten rahatsız olabilir mi diye düşünmüyor. Çünkü aklında sadece sabahın 7’sindeki toplantısına yetişmek ve köprüdeki trafiği atlatmak var.

Komşularımdan bir tanesi arka balkondan aşağı onun bahçesine sigara izmaritleri attığımı iddia ediyordu. Sekiz katlı binada bunu sadece ben yapabilirdim çünkü bekârdım. İçmem, atmam. Bunu anlatamadım. Ne ona ne de başka bir komşuma. Bu komşuluğun nesini seveyim?

Bir diğer evimde üst katımdaki komşum sabaha kadar yüksek sesle televizyon izliyordu. Hiçbir şey yapamıyordum çünkü bu yasalara aykırı değil. Ama evde huzur kalmadı. Rica ettim, uyardım, yalvardım. Hiçbir şey değişmedi.

Bir komşum eve televizyon anteni bağlatmama izin vermiyordu. Apartman çatısına sadece onun dairesinden çıkılabiliyor ve kadın da evine girilmesini istemiyor. Defalarca kendisiyle konuşup sözleşip rica minnet uygun olacağı zaman için randevu aldık. Her defasında kapıda kaldık.

Hangimizin böyle (veya daha beter) bir hikâyesi yok? En iyi komşu görünmez olan. Size ve ortak yaşama saygılı olan. Varsın adını bilmeyeyim, varsın kapıma dolmayla gelmesin. Merdivende asansörde günaydın diyelim, selamlaşalım, saygılı olalım mesafeyi koruyalım. Komşuluk eski kitaplarda, dizilerde ve sanırım bienalde güzel.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply