“Konserde bizi dinlemiyor, sohbet ediyorlar”

0 Posted by - 11 January 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezGeçen hafta pek çok yerde karşıma çıkan bir yazı vardı. Aylin Aslım sanatçı arkadaşları Ceylan Ertem, Cem Adrian, Melis Danişmend ve Çiğdem Erken’den de görüşler alarak bir sıkıntıyı dile getirmiş

Konserlerde müzik dinlemeyen, kendi aralarında konuşan insanlar. Evet bu bir sorun ve eski bir sorun. Ama anladığım kadarıyla artık ipin ucu kaçmış ki sanatçılar içlerini döküyor, resmen isyan ediyorlar. Haklılar.

Neler mi oluyor? Siz şarkınızı icra ediyorsunuz, önceki iki tip “Naber kanka, iyidir senden n’aber kanka” tadında bağıra çağıra muhabbet ediyor. Şişeleri tokuşturuyor, yandaki kız grubu hakkında derin bir sohbete giriyorlar. Ses zaman zaman sahneyi bastırıyor.

Bu manzaraya ya da benzerlerine ben de defalarca tanık oldum. İnsan sanatçı adına o kadar utanıyor ki yerin dibine geçmek istiyor. “Beni alın bu salondan çıkarın, başka yere ışınlayın yeter ki ben bu rezalete tanık olmayayım” hissi geliyor insana. Kabul edersiniz ki bu his, konser izlemek için iyi bir psikolojinin habercisi değil.

Kesinlikle yazılanlara katılıyorum. Ve tartışma yürüsün, dallanıp budaklansın boyut kazansın, belki bir faydası olur ümidiyle biraz da seyircinin bakış açısına odaklanmak istiyorum.

Bir kere bahsedilen konser mekanları çoğunlukla belli müşteri kitleleri olan barlar. Dünyanın her büyük şehrinde barlarda kulüplerde konserler verilir. Burada da aynı. Durum böyle olunca oranın müdavimleri ağırlıkta oluyor ve insanlar muhabbete, ona buna bakmaya, kesişmeye, tanışmaya geliyor. İnsan zaten gece dışarı bunun için çıkar. Yani kitle oraya konsere değil bara, mekana geliyor aslında.

Durum böyle olunca sahne hep ikinci planda oluyor. Fonda çalan bir şeyler gözüyle bakılıyor. Sanmıyorum ki numaralı koltukların olduğu bir mekanda bu sorun bu boyutta yaşansın.
Yani biraz da bile bile lades. Yanlış yerde yanlış insan olmak.

Milletin büyük bir açlık ve susuzlukla iş gününün bitmesini bekleyip birbiriyle kaynaşmaya muhabbete geldiği bara, kulübe cuma akşamı sen mekan işletmecisi olarak X sanatçıyı akustik gitarla sahneye koyarsan, o sanatçı da “Yemen Türküsü” söylerse saat 22:30’da, insanlar birbiriyle konuşabilir. Yani bu doğrudur demiyorum. Ama olabilir demek istiyorum. Öngörülecek bir şey. Şaşırmamak, şoka girmemek lazım.

Zavallı Kaki King’i bir Rolling Stone gecesine davet etmiştik. Kızcağız konuşmaları nasıl susturacağını şaşırdı. Ben neredeyse tek tek susturdum insanları. Ama hata konuşanda değil bizdeydi. İyi niyetliydik ama saftık. Indigo’da cuma akşamı Rolling Stone partisinde Kaki King olmaz. Bunu göremedik.

Yorumlarda, sanki konuşma ve sahneye ilgisizlik sadece Türkiye’ye özgü bir saygısızlık, görgüsüzlük, bilgisizlik şekli gibi anlatılıyor. Halbuki doğru değil. Bu durumda kim olsa, hangi milletten seyirci olsa ters köşede kalır. Coachella’da Sufjan Stevens kalpleri dağlayan şarkılarını söylerken devamlı durup durup yan sahneden gelen seslerle ilgili ezik şakalar yapmıyor mu sanıyorsunuz? Yapıyor. Çünkü o akustik gitarla takılırken ileride dans müziğiyle coşanlar var. Peki bir işe yarıyor mu? Hayır. Bütün Coachella susup seni mi dinlesin?

The xx’i 2012’de Rock Werchter’de ana saneye koymuşlardı. Mumford & Sons’ın adından, Editors’ın öncesine. Şahaneydi ama çoğu yerde yan sahnelerden ses geliyordu, insanlar devamlı bağırıp çağırıyor, sessizliği bölüyordu. Yani o ortamda çok normal şeyler bunlar. The xx belki daha küçük bir sahnede daha rahat edecekti.

2013’te İngiltere’de 2000 kişi üzerinde yapılan bir ankete göre müzik festivallerine katılanların sadece yüzde 45’i müzik dinlemeye gittiğini söylemiş. Geri kalanlar seks, uyuşturucu alkol ve normal hayatta yapmadıkları şeyleri yapmak amacıyla (!) festivale gittiklerini ifade etmiş (Kaynak NME, 11 Haziran 2013, MSN’in yaptığı anket).

Sanırım sorun akustik sound’u baskın olan ekiplerin konserlerinde tavan yapıyor. Zira bir rock grubunu, dans ekibini, DJ’i sahnede kimse Berlin Filarmoni izler gibi izlemez ki. Herkes konuşur coşar. Konserde de böyle olur festivalde de, barda da.

Yaşı tutanlar eski Hayal Kahvesi’ni, Mojo’yu hatırlasın. Kimse konuşuluyor diye şikayet etmiyordu. Aksine kimse konuşmadığı, tepki vermediği ve sahneye baktığı zaman ortam bir garip oluyordu.

Kimi sanatçılar, şarkılarını yarıda kesip susar mısınız diyecek kadar çaresiz kalıyorlar. Bülent Ortaçgil bunu 90’larda Caz Stop’ta yapardı. Öyle güzel laf sokardı ki kıpkırmızı olurdu konuşan. Eski bir gelenektir bu. Ortaçgil’de işe yarıyordu ama genellikle sinirleri germek dışında bugün işe yarayacağını sanmam. Roger Waters bir Pink Floyd konserinde sahneden öndeki seyricilere tükürmüş, bilmiyorum belki bu iyi bir çözüm olabilir.

Asmalımescit’teki eski Babylon’da Erlend Oye sahnede gitar çalıp arada güzel hikayeler anlatırken, orada işyerinde kendisine “kaltaklık yapan” (ifade konuşan kişinin) arkadaşını dır dır dır çekiştiren bir kadın vardı. Karşısındaki adam belli ki kadınla ilgileniyor ve “Susar mısın artık rezil oluyoruz” diyemiyor. “Hı hı, evet, hıhı” diye utana sıkıla dinliyordu. Yani bütün salon dinliyorduk. Bu tip durumlar artık bireyin kendi eğitim ve görgüsüyle alakalı. Nerde olsa yapılmaz bu, bırakın konseri, otobüste de olmaz metroda da olmaz.

Amaç sanatçıyı ve seyirciyi bu şekilde karşı karşıya getirmemek, onların arasında olumsuz bir diyalog ortamı yaratmamak olmalı. Bu da bence öncelikle işletmenin görevidir. Babylon sessiz konser uygulaması başlatmıştı. “Bu tip bir konser olacak ona göre” uyarısı çok yerindeydi.
Oslo’da bir iki konser izledim geçen yıl, inanın bana böyle seyirci yok. Sessizce sonuna kadar izliyorlar. Sıkıntıdan kalp krizi geçirse, sıkışıp altına yapsa sesi çıkmaz kibarıktan, konseri bozmaktansa ölür daha iyi. Adamlar böyle. Ama bu konserlerden biri ulusal tiyatronun konser salonundaydı, diğeri bir kilisede.

Barında konser sırasında şakır şakır içki satılan, garsonların sahnenin en önüne kadar gelip evet buyrun ne içersiniz diye dolandığı yerler değildi bu mekanlar. Sen böyle yaparsan millet de konuşur.

Çoğu yerde ve durumda insanların tavrı, konuşma ihtiyacı aslında müziğe saygısızlıktan, müziği beğenmemekten değil. İnsanlar konserleri böyle izliyorlar. Konuşuyorlar, şakalaşıyorlar, telefonlarıyla takılıyorlar. Yazıda görüş ifade eden sanatçılar telefonla fotoğraf çekmek, video çekmek gibi alışkanlıklara da karşılar. Ben katılmıyorum. Bugün konser izlemek böyle bir deneyim. Evet rahatsız edici olabiliyor ama bunu önlemenin bir yolu yok.

New York’da da böyle, Berlin’de de böyle, Amsterdam’da da böyle, Barcelona’da da böyle. Primavera Sound’da adam Arcade Fire’da en önde bir metrelik monopodun ucuna taktığı Go Pro’yu sahneye şarkı söyleyenlerin burnuna kadar uzatıyordu. Orada da var görgüsüz. Orada da var elindeki iPad’i şak diye kaldırıp senin görüntünü mahveden münasebetsiz.

Sanırım konuyu dağıtmaya başladım. Benim demek istediğim şu; konserlerde konuşuluyorsa bu durumda işletmecilerin de, sanatçının da sorumluluğu var.

Her şey doğru olsa bile gene konuşan, konseri sabote eden, sanatçıya saygısızca davranan çıkmaz mı? Çıkar maalesef. Ama biraz ön çalışma ve önlemle en azından sıkıntı en aza indirgenir belki.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply