KÖŞE YAZISI // TÜRKİYE’NİN EN GENİŞ TABANA SAHİP PARTİSİ

0 Posted by - 09 December 2014 - KÖŞE YAZISI

mtezHangi sosyal sınıftan olursan ol, hangi gelir düzeyinde olursan ol fark etmiyor.
İster sitede otur, ister rezidansta, ister bahçeli villada, ister konakta, yalıda, ister gecekonduda, kaçak yapıda.
İster dijital iletişim uzmanı ol, ister ajansta kreatif, ister borsacı, finansçı, hipster ol, ister pazarcı, çiftçi, bakkal, güvenlikçi…
Bekâr ya da evli beş çocuklu, şehirli ya da köylü, laik ya da muhafazakâr, örtülü örtüsüz hiç önemli değil.
Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Hıristiyan, Yahudi fark etmez.
İmam hatipliyle kolejliyi, zenginle fakiri buluşturan, inanç farklılıklarını anlamsızlaştıran Türkiye’nin en büyük partisinin adı “düşüncesizler partisi”.
Metroda, metrobüste engelliler ve yaşlılar kullansın diye yapılan asansörlerdeki o kuyruk var ya. İşte o partinin üyelerinin kuyruğu o. Düşüncesizler kuyruğu.
Arka sıralarda bir yerlerde de tekerlekli sandalyede o asansörün gerçek sahipleri bekliyor. Çünkü iki adım yürümeye üşenenler, yürüyen merdivende durmaktan dahi yorulanlar, kan ter içinde tıkış tıkış olmak ve ille de o asansöre binmek için kuyruk oluşturuyor gün boyu.

***

Otobüse metroya binerken itip kakanlar onlar. Trafikte bir karış arkandan selektör yapa yapa gelenler onlar. Emniyet şeridine babasının malı gibi dalanlar onlar.
Dolmuş kuyruğunda arkanda değil, yanında durarak küçük bir hamleyle çakalca önüne sızmanın yollarını arayanlar onlar.
Uçakta arkasına bakmadan garç diye koltuğu dizinin üstüne yatıranlar onlar. Uçak durur durmaz valizine ulaşmak için kafa göz yaranlar onlar.
Işık, şerit dinlemeyen trafik teröristi taksiyi kullanan da o, ineceği zamanı hesaplayıp parasını pulunu hazırlamayı bir türlü akıl edemediği için taksiden inemeyen, bütün yolu kitleyen de o. Kaldırımda yürürken arkandan kornaya basan motorun üstündeki de o. Yani biz. Hepimiz aynı partinin insanıyız.
Hoşgörü, anlayış, empati, demokrasi, özgürlükler, saygı… Herkesin dilinde bunlar. Herkes çok duyarlı. Herkes çok hassas. Siyasette farklıyız falan da gerçek hayatta hepimiz aynıyız, kimse kusura bakmasın.
Peki, hangi ara, neden, nasıl bu kadar düşüncesiz olduk biz?
(“Düşüncesiz” yerine siz dilediğiniz sıfatı koyabilirsiniz.)

Rakı tokuşturarak savaşa giden Kuvayımilliyeciler
“The Water Diviner”daki (Son Umut) enteresan sahnelerden biri rakıları tokuşturup türkü söyleyerek savaşa giden Kuvayımilliyeciler’in olduğu sahneydi. Gerektiğinde tekbirle saldıran, ama rakısını da içen Kuvayımilliye fikrini yakın tarihe bakış açısından “yeni” buldum. Tarihçiler doğrular mı bilemem.
Bu arada Russell Crowe da rakısını içiyor kuvvacılarla ve “Kim bu Mustafa Kemal” diye soruyor filmde Yılmaz Erdoğan’a. Yanıt şu: “Türkiye’nin geleceği.” Pek manidar.

Bingöl’e soru
Siz türkücüsünüz daha iyi bilirsiniz. Halk müziğimizde ezilenin, garibanın değil de güçlünün yanında duran, onunla empati kuran türkü var mı? Bir tane okur musunuz? Hem öğrenmiş oluruz halk edebiyatımızın meşrebini…

Türkvizyon
Eurovizyon’a katılmayı bıraktık. Şaibeli diye. Onun yerine Türkvizyon’a katıldık. Söz Sinan Akçıl, beste Sinan Akçıl, jüri üyesi Sinan Akçıl. Ne güzel şey şaibesizlik.

Merak ediyorum
Barış süreci başarıyla sonlansa, savaş tamamen bitse, memleketin dağlarında çiçekler açsa, kalplere barış ve huzur gelse… Ve olur ya, Nobel Barış Ödülü bizim barışa verilse… Gidip alacak mıyız, yoksa objektif değil bu diye geri mi çevireceğiz?

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply