Lokalin çöküşü

7 Posted by - 29 May 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezSon 15 yılda “global”e karşı yüceltilen “lokal” yani “yerellik”, artık anılarda kalan içi boşaltılmış bir kavramdan ibaret. Dünyanın her şehrinde yerellik denen kavram tıpatıp aynı şekilde ortaya çıkarsa burada artık bir “yerel”den bahsedilebilir mi?

Hafta sonu İsveç’te, Stockholm’ün Södermalm mahallesinde geziniyorum. Sağda solda okuduklarımız, eş dost tanıdıktan kulağımıza gelenlere göre burası turist kaynayan şehir merkezinden daha “lokal” bir yermiş.

Metrodan çıktık, önce bir sürü üçüncü nesil kahveci. Aynı Moda, Karaköy, Cihangir, Nişantaşı… Tuğla duvar, ahşaptan enteresan şekilli sandalye, dev masa, bank, ölü fare rengi doğrama ya da duvarlar, sakallı, dövmeli, “değişik” saçlı garson adamlar ve kadınlar, kahve içen, köpekli (tercihen golden retriever, yoksa küçük köpeklerden bir tane) lokal sakinler.

sodermalmkafe3

Bilgisayarlarda çok önemli yazılar yazılıyor, büyük masanın ucunda önemli projeler temellendiriliyor, duvardaki kara tahtada yazan kahve çeşitleri, “lokal” havuçlu kekler ve “lokal” kinoalı salatalar inceleniyor.

Burası Londra mı, Stockholm mü, Moda mı, Cihangir mi belli değil. Manzara aynı.

Az ileride “lokal” bir dükkan var. İçerde hem gömlek hem bisiklet hem daktilo hem lamba satılıyor. Köşede çerçevelenmiş fotoğraflar var. “Lokal” sanatçıdan… Bildiğimiz tasarım dükkanı ama elbette çok “lokal”.

İlerde “lokal” plakçıda yine son derece “lokal” plaklar var. Bob Dylan, Beatles, Fleetwood Mac. Caz reyonunda Miles Davis, John Coltrane. Yeni çıkanlar rafında Beyoncé, Coldplay…

Az ileride köşeyi dönüyoruz “lokal” kitapçı var. Dizi dizi Elena Ferrante’ler, Monocle vitrinde. Havaalanında da aynı kitaplar, dergiler var ama burada elbette çok “lokal” duruyor.

Az ilerde parkın karşısında “lokal” lezzetler var dediler. Yumurta, kruvasan, sosis, jambon, kepekli, çavdarlı birtakım ekmekler…

sodermalmdukkanAz ilerdeki mekanın karşısında hafiften bir kalabalık var. Kokteyl saati gelmiş, içeride 110 BPM sabit ritimli, konut reklamı müziği gibi bir şeyler çalıyor; turuncu çerçeveli gözlüklü, dar ceketli şık adamlar ve kadınlar beyaz şarap içiyor. Bu da son derece “lokal” bir görüntü. Biz de lokale karışalım diyoruz ama askıları siyah, hafif bol pantolonunu beyaz gömleğine doğru iyice yukarı kaldırmış yüksek belli lokal garson rezervasyonsuz alamayacağını söylüyor. Hızla kalabalığın arasına dalıyor.

Hızlıca çıkıp ana caddeye doğru yürürken yıkık dökük lokal bir yerlerden geçerek lokal graffitileri de gördükten sonra İsveç’in lokalliğini öylesine beğendik ki kendimizi yeniden metroya zor attık.

Şehir merkezine yani lokallerin, hipster’ların, yeni nesil “urban” turistlerin hiç sevmediği “turistik”, sıradan yerlere döndük. Kendimize son derece turistik ve hiç lokal olmayan bir restoran bulup Japon turistlerin arasında İsveç mutfağından örnekleri ancak burada tadabildik. Somonlu, ringalı mezeleri, yerel üretim birayı bulduk (çünkü “lokal” mahallede şişelenmiş Brooklyn birası var). Sonunda rahat bir nefes aldım, “İsveç’e geldik sanırım” dedim.

“Lokal” yerler artık bir örnek. Bu saydığım her şey Karaköy’de, Moda’da, Cihangir’de, Bomonti’de gırla. New York’ta, Berlin’de, Milano’da, Barselona’da, Londra’da, Paris’te, Cape Town’da, Dubai’de, Moskova’da, Kopenhag’da, Oslo’da da manzara aynı. Lokallik aynı.

Stockholm’de yaşayan İsveçli ve Türk dostlarımıza gözlemlerimizi aktarınca aynı hisleri paylaştığımızı fark ettik.

sodermalmkafe

Önceden işçi mahallesi olan Södermalm 2000’ler itibarıyla “gentrification” (soylulaştırma) dalgasından nasibini almış. Öğrenciler, okur, yazar, çizer tayfası, yaratıcı kesim buraya yerleşmeye başlayarak önceleri çok güzel bir alternatif kültür oluşturmuş. Ancak sonra işler değişmiş. Sermaye ufaktan girmiş. Her yer Wayne’s Coffee mesela. İsveç’in Starbucks’ı. Ardından bu süreci yaşayan her mahallenin başına gelen buranın da başına gelmiş. Kiralar artmış, zaten pahalı olan Stockholm’ün bir de en pahalı yerlerinden biri olmuş burası. Asıl sakinler ve ilk gelenler artık fiyatlara dayanamadığından dört-beş yıl önce şehir dışındaki mahallelere taşınmaya başlamış.

sodermalmkafe2

Mahallede bugün parası olan hipster’lar, zengin ailelerin bohem çocukları, ajanslarda çalışan bir kesim, alternatif “dokunuşları” seven beyaz yakalılar, hâlâ bu lokalliğe para yetiştirebilen bir-iki sanatçı kalmış.

Şimdi aynı şeyler Hornstull denen bir sonraki metro durağı ve çevresinin başına geliyormuş. Bizim arkadaşlar “Liljeholmen’de şimdilik iyiyiz, en azından burada kiraları karşılayabiliyoruz” dediler (Bu da İsveç’te dert, tasa, sorun yok diyenlere gelsin).

Sizi bilmem ama ben bundan sonra bilmediğim bir şehre gittiğimde lokal mokal aramam. Çünkü lokal artık yeni global olmuş. Beni en turistik yerlere, müzelere, Japon turistlerin otobüslerle akın ettiği hiç lokal olmayan lokantalara emanet ediniz.

Mehmet Tez – Milliyet

2 Comments

  • zeynep 29 May 2016 - 21:23 Reply

    Çok güldüm yazıyı okurken, vallahi haklısınız Kadıköy de böyle cafelerle dolup taştı. Kara tahta üzerine rengarenk süslü harflerle menülerin yazıldığı bir cafe daha görürsem kendimi Sarayburnu’ndan denize atacağım.

  • Celal Erdoğdu 30 May 2016 - 13:17 Reply

    Şimdilerde, globalleşme trendi ile gerçek lokallerimize tü kaka diyoruz, beğenmiyoruz. Orda konum paylaşmıyoruz, ama esasında o kültür ve alışkanlıktan geliyoruz. Ne kadar hızlı bir dönüşümü kabul ettik merak ettiğim bu. Popüler olan çay kahve evleridnden birisini ararken Karaağaç Edirne’de, bir de gördükki o eski yapının için yıkmışlar birleştirmişler ve “moderen café” yapmışlar. Çay istedik geldi, bulanık bir dere suyu renginde iade ettik. Madem kahvecisiniz kahve istedik, kahve de geldi o da yarım bir tad ile. Maksat çay-kahve satmak da değil artık. Kiraya ortak etmek sadece, dekorasyonun çekiciliği ile?

  • Leave a reply