Melankolik dans mümkün

1 Posted by - 28 July 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezThe Avalanches ikinci albümünü yayınladı. 2000 yılındaki “Since I Left You”dan izler taşıyan “Wildflowers”, içinde plak çıtırtısı ve melankolinin eksik olmadığı, ses, melodi, ritim ve efekt sample’larıyla inşa edilmiş 22 şarkılık sofistike bir kolaj.

The Avalanches “Since I Left You” ile müzik televizyonlarını ve radyoları fethettiğinde, yani grubun ilk albümü yayınlandığı sıralarda (“Since I Left You”, 2000) iPod yoktu, Apple Music yoktu, Spotify yoktu, müzik ve stream kelimeleri yan yana gelmemişti, dijital devrim yaşanmamıştı.

İnsanlar, korsan bile olsa hâlâ CD, DVD kullanıyordu. Yazıcıoğlu İş Hanı’nda, şehrin “çoğaltmacı” ekonomisinin kalbi olan muhtelif kırtasiyelerde hâlâ 50’lik, 100’lük kutu kutu boş CD satılıyordu. O dönem alınıp kullanılmamış, bir işe yarar diye 2000 yılından beri beş ev dolaşmış bir kutu boş CD’yi daha geçenlerde çöpe attım. CD sürücüsü olmayan bilgisayar üretilecek deseniz muhtemelen size deli gözüyle bakardık o yıllarda.

Wildflowers2000 yılında ana akım olabilmiş ekletktik yapıdaki pop albümü azdı çünkü müzikte eklektik denen renk ve çeşitliliğe insanlar (sanatçılar) ancak kişisel tecrübeleriyle yani yaşayarak erişebilirdi. Sample yapmak o sesi arayıp bulmaya, plağını elde etmeye ya da gidip elde mikrofon orijinalinden kaydetmeye bakardı ve her babayiğitin harcı değildi. Mesai isterdi.

Şimdi elinizin altında her tür müzik var. Karıştırmak, eklemek, çıkarmak, kesip biçmek kolay. Bakış açınız, birikiminiz ve yeteneğiniz varsa, iyi bir internet bağlantısıyla evden çıkmadan her şeyi yapabilirsiniz. (Düşündüm de düzeltiyorum, Starbucks internetiyle bile yaparsınız.)

The Avalanches’ın ana akım dışı (ama hit şarkı da üretebilmiş) albümü bu açıdan kimilerine göre bir devrim niteliğindeydi. Nick Hornby’nin “31 Songs”unda yer alan ve kendisinde değişik duygular yarattığını söylediği şarkılardan biri, sample estetiğini yücelten “Frontier Psychiatrist” idi ve kendi çağında bir ekol yarattığı söylenirdi.

Melbourne çıkışlı mütevazı ama zamanının ötesinde bu grubun ikinci albümü “Wildflower” 16 yıl sonra geçenlerde geldi. Dünya şimdi çok farklı.

The Avalanches’ın şapkadan tavşan çıkardığı ve şaşırttığı dönem geride kaldı, şimdi sihirbazlık sıradan hadise. Peki bugün elemanlar ne yapmaya karar verdiler?

16 yılın ardından ilkiyle aynı yolda ilerleyen bu albümü değerlendirirken hangi kriterleri dikkate alacağız? Öncelikle kulaklarımızı ve kalbimizi. Ve elbette teknik konuşmak gerekirse, bu albümdeki isabetli estetik tercihleri.

The Avalanches 16 yıl sonra, sample’ladığı ses, melodi, ritim ve efektleri kullanarak oluşturduğu yepyeni bir kolajla karşımızda. Tek tek şarkılardan değil, bir bütünden söz ediyoruz. Plak çıtırtısının eksik olmadığı bu bütün, dozunda bir melankoli ve öfori arasında savrulup duruyor.

Artık unuttuğumuz albüm konseptini zaman içinde The Avalanches unutmamış. Bize bu albümde birbiri içine geçen şarkılar ve ara bölümlerle anlatıyor bunu. Biçimsel açıdan tek bir anlatının bölümlerini dinliyoruz (“Frank Sinatra”nın remiksini saymazsak toplam
21 şarkı var) ve bundan çok da memnunuz.

Albüm hiphop, electronica, disco, funk, swing gibi türler ve alt türleri arasında geziniyor. Kendisine has bir dünya oluşturuyor. “Bizimkisi sample dünyası” gibi bir durum.

2000 yılındaki “Since I Left You”ya bu albümde “Because I’m Me” karşılık geliyor. İlk albümdeki “Frontier Psychiatrist”in devamı sanki biraz “Frank Sinatra”da, biraz “Going Home”da.

“The Wizard of Iz”de dub sularına girilmiş, “The Noisy Eater” bugüne kadar içinde “Come Together” olan en acayip şey olabilir.

“Harmony”, “Kaleidoscope Lovers”, albümün genel duruşunu iyi yansıtan şarkılar. “Live a Lifetime Love” günümüz hiphop müziğini kullanan şarkılardan.

Ama en şahane bölümler az önce sözünü ettiğim 1-1.5 dakikalık ara bölümler. Hepsi sample harikaları ve popüler kültürün 10 yılları arasından özenle süzülüp seçilmiş belli ki.

Melankolik dans müziği pekala mümkün. Hatta zamanın ruhuna da pek uygun. The Avalanches ikinci albüm için 16 yıl bekledi. Biz dinlemek için o kadar beklemeyelim.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply