MUTLAK SAHTE

0 Posted by - 26 April 2015 - KÖŞE YAZISI

mtezÜsküdar Belediyesi’nin Kabe maketini görünce Umberto Eco’nun sanat üzerine denemelerinde analiz ettiği “mutlak sahte” kavramını hatırlamadan edemedim.

Umberto Eco “Günlük Yaşamdan Sanata” isimli kitabında Amerikan popüler kültürü ve gerçeklik algısı üzerine gözlemlerini yazar. Amerika’da gerçek olarak kabul edilen her şey aslında süper sahtedir. Ve sahtesi o kadar iyidir ki gerçeğinin yerini alır.

Amerika’da özgünlük önemsizdir. Daha doğrusu özgünlük bir şeyin kendisinde değil, sahtesinde aranmaktadır. Sahtesi görkemli olan bir şey anında arkeolojik değer muamelesi görür ve 20 yıl önce inşa edilmiş bir kulübe bile eğer kayda değer bir sahtesini ürettirecek ve sergilettirecek sağlam bir hikayeye sahipse anında tarihi sıfatını kazanır.

Örneğin Paris’te Louvre Müzesi’nde bulunan “La Joconde (Mona Lisa)” tablosu küçük, görkemsiz, eski bir resimdir. Bu tablonun dev boyutlarda yeniden üretilmişi yanında eskisinin ne önemi vardır ki? Piramitler çok güzeldir ama çok uzaklardadır. Oysa Las Vegas’takiler de çok görkemli, eğlenceli ve elimizin altındadır.

Kamuoyunda yankı uyandıran bir cinayetin işlendiği evin müzeye çevrilmesi ve cinayetin burada gerçeğinden daha görkemli ayrıntılarla yeniden yaratılması bir tek Amerika’da olabilecek bir şeydir.

Eco’nun bu tip örneklemelerinin doruk noktası Da Vinci’nin İsa’nın son yemeğini resmeden meşhur “The Last Supper / Son Yemek” isimli eserinin üç boyutlusuna rastladığı bir yol üstü müzesidir. Burada İsa ve havarilerini görmek şöyle dursun üç boyutlu halleriyle inceleyebilir, Eco’nun deyimiyle İsa’nın poposunun şeklini bile görebilirsiniz. Bu üç boyutu canlandırma tamamen sahtedir ama o kadar iyidir ki gerçeğini ezer geçer ve size özgün eserden daha fazlasını sunar.

Hani bir laf vardır ya taklitler aslını yaşatır diye. Amerika’da asıllar taklitlerini yaşatır. Sahtenin önemi asıl olandan fazladır.

Los Angeles’ta film stüdyolarını gezerken meşhur filmlere dair kullanılan aksesuar ve maketlerin “gerçeklerinin” sergilenmesini de buna benzer bir gözlükle okuyabiliriz.

“İşte ‘Jaws’ filmindeki köpekbalığı bu” dediğinizde olay karmaşıklaşıyor; sahte, gerçek, kurmaca birbirine karışıyor. Elinizdeki sahte, süper görkemli bir gerçeğe dönüşüyor.

Eco Amerika’nın kökleri binlerce yıl eskiye giden bir tarihi olmadığından kendine bu tür bir tarih oluşturma ihtiyacından söz eder.

İyi de bizim derdimiz ne? Bizim inanılmaz zengin bir tarihimiz var. Miniatürk’ü, Kabe maketini nasıl açıklayacağız?

Mazhar Alanson Hindistan’dan yeni dönmüş, röportaj yapıyoruz. “Nasıl etkilendiniz mi Hindistan’ın manevi ikliminden?” diye sordum. “Ne etkileneceğim, adamlar fiberglastan tanrı yapmış, karşısına geçip ibadet ediyor” dedi.

Binlerce yıllık Hint kültürü ve tarihi, fiberglas, “Son Yemek” tablosunun üç boyutlu versiyonu, “Jaws”ın gerçeği ve maket Kabe. Buyrun pazar pazar siz çıkın işin içinden…

Mehmet Tez – Milliyet

1 Comment

  • Mehmet 26 April 2015 - 11:04 Reply

    O kabe maketini, hacca gitmeden once ,ozellikle yasli gruplara, yapilmasi gerekenleri ogretmek amaciyla konulmustur seklinde aciklayabiliriz. Rica ediyorum kucucuk bir arastirma yapin.

  • Leave a reply