MÜZİK SEKTÖRÜ NASIL KURTULUR?

0 Posted by - 06 September 2015 - KÖŞE YAZISI

mtezHerkes başlıktaki soruyu soruyor, kimse cevabı bilmiyor. Belki soru yanlış. Belki doğru soru “Artık müziğe ihtiyacımız var mı?” Apple Music’i yöneten Jimmy Iovine’in bu konuda ilginç saptamaları var…

Manhattan’ın göbeğinde, 1290, Avuenue of Americas adresinde yer alan 45 katlı gökdelen 51 ve 52’nci caddeler arasındaki bloğu tamamen kaplar. 1963 yılında inşa edilmiştir. Tam “Mad Men” dizisindekine benzer karakterlerin gerçekten dünyaya hakim olmaya başladığı yıllardır bu yıllar ve binanın içine girerseniz bu dizidekine benzer mekanlar görürsünüz. Biraz hayal gücüyle, koridorlarda, lobide, toplantı odalarında dolanan Don Draper’ların devrini hayal etmek hiç zor değildir. İş dünyası, corporate yaşam, büyük paralar, büyük fikirler, gelişen işler, büyüyen pazarlar, büyüyen egolar vs… Burada bir tarih yatar.

Bu binanın ikinci katında Wenner Media yer alır. Us Weekly, Men’s Journal ile bilikte dünyanın en önemli müzik dergisi Rolling Stone burada yayına hazırlanır. Geniş alandaki açık ofiste insanlar koşturur, birbirlerine ya da telefonun diğer ucuna bağırıp çağırır, cam bölmelerdeki toplantı odalarında kapak konuları tartışılır, editörler muhabirlerden gelen ellerindeki malları ortaya döker ve dünyanın en önemli müzik dergisi 15 günde bir burada yayına hazırlanır. Müzik endüstrisinin en büyük vitrinlerinden biri olmuştur Rolling Stone yıllardır. Ve müzik endüstrisinin macerasını anlamanın pek çok yolundan belki en kolayı bu dergiyi izlemektir.

2007 yılının karlı bir şubat sabahı saat 10.00’da Rolling Stone’un kurucusu Jann Wenner, New York’taki ofislerinde ikinci katın en sonundaki odasında kocaman yuvarlak masasının başındaydı. Başında derken, bir uçtaki sandalyesinde kaykılmış, ayaklarını da masaya uzatmış, gözleri dışarıda öylece duruyordu.

Kapıyı tıklattım, bana dönerek oturmamı söyledi. O dönem Rolling Stone Türkiye’nin yayın yönetmeniydim. New York’a rutin seyahatlerim oluyordu ve bu seyahatlerde eğer vakit olursa Wenner’dan randevu alıp konuşmak hoşuma gidiyordu. Sıkıntılarımı sordu, anlattım. Dinledi. Kısa bir sessizlikten sonra “Müzik eskiden dünyayı değiştiren bir güçtü. Şimdi sadece eğlence oldu” dedi. “Hepimiz buna uyum sağlamak zorundayız.” Müzik işi iyi gitmiyordu ve benim bu durumu çok net olarak anladığım an işte bu andı.

1967’de San Francisco’da kurulan Rolling Stone 1977’de New York’a taşındığı günden beri her şey, hem dergi hem de müzik çok değişmişti. Wenner bunun farkındaydı. Belki de eski günlerden yadigar yuvarlak masasını muhafaza ederek geçmişteki günleri yaşatmaya çalışıyordu bir şekilde.

Wenner New York ofisinde Bono'yla

Wenner New York ofisinde Bono’yla

2007 yılıydı. Stream platformları yoktu, yasal download bugünkü düzeye gelmemişti. Müzik basını da dahil sektör internet üzerindeki yeni dünyaya uyum sağlamaya çalışıyordu. Albümler satmıyor, korsan tavan yapıyordu. Konserler sektöre para getirmeye başlamıştı ama bu durum yetersizdi. Kimse dergi okumuyor, müzik dünyayı değiştiren, genç kuşakları derinden etkileyen bir şey olmaktan çıkıyordu. Derginin de bir şeyler yapması lazımdı.

Kimse müziğin yeni dünya düzeninde nereye doğru gittiğini bilmiyordu. Koskoca Jann Wenner bile sadece bu kadarını söyleyebiliyordu işte. Belki de ne yapması gerektiğini biliyordu ancak bunu yapmak hiç hoşuna gitmiyordu.

2008’de derginin klasikleşmiş boyutunu küçültme kararı aldılar. Büyük resimli geniş sayfalar gitti, firesi az (yani kağıt ve maliyet açısında daha hesaplı) yeni boyut geldi. 2009’da Rolling Stone, San Francisco’daki içinde artık sadece üç kişi çalışan ofisini kapattı. Nedeni artık orada tam zamanlı personel çalıştıracak kadar iş çıkmamasıydı. Kurulduğu yerle arasındaki son bağ da yok oldu böylece. Ardından dergi küçülmeye gitti. İnternete ağırlık verirken muhabir sayısını azalttı.

Jann Wenner Rolling Stone'un ilk yıllarında San Fransisco ofisinde

Jann Wenner Rolling Stone’un ilk yıllarında San Fransisco ofisinde

İyi haber pahalı bir şeydir ve kimse okumuyor, onun yerine Youtube’da kedi videosu izliyorsa, zarar edersiniz. Nitekim bugün de kriz devam ediyor. Wenner Media geçen temmuzda 40 kişiyi birden işten çıkardı. Yani personelini yüzde 10 azalttı. Yani dergiyi kapatmamak için ne gerekiyorsa yapıyor Wenner ama bir türlü olmuyor.

Bunları neden anlattım? Çünkü bu, eski dünyayı temsil ediyor. Eski müzik sektörü, eski değerler… Müzik dünyayı değiştirirken bu sistem işliyordu. Şimdi dünyayı teknoloji değiştiriyor ve müzik bunun bir parçası olduğu oranda hayatta kalabilecek. O yüzden bu sistem işlemiyor.

Girişte bahsettiğim ofise 1993’ün eylül ayında giren bir diğer kişi, bu ay Dr. Dre ile birlikte Wired’ın kapağında yer alan Jimmy Iovine’di. O dönem elindeki iki yeni rap’çiyi, Dr. Dre ve Snoop Dogg’ı kapak yapması için Wenner’ı ikna etmeye gelmişti. “Bunlar geleceğin Mick Jagger ve Keith Richards’ı, inan bana” dedi ve ikna etti. Haklıydı. Dünyanın değiştiğini görüyordu ama bugünü hayal bile edemezdi herhalde.

Apple'dan Jimmy Iovine

Apple’dan Jimmy Iovine

Iovine 70’lerden bu yana John Lennon ve Bruce Springsteen de dahil çok önemli müzisyenlerle çalışmış bir müzik insanı. Interscope’un kurucuları arasında (Atlantic ve Warner’ın sermayesiyle kurulmuştu şirket 1989’da). Avukatı, Dr. Dre’yi bir ayakkabı markası kurmaya ikna ederken araya girip hayır kulaklık üreteceğiz diye ikna eden ve ortak olan kişi o. (Rivayet o ki “f.ck the sneakers, let’s make speakers” demiş kendisine.)

Wired dergisinin son sayısına verdiği röportajda yeni kuşağın alışkanlıkları hakkında önemli saptamalar yapıyor Iovine:

-“Müzik keşfetmeyi değil, Instagram’a bakmayı tercih ediyorlar” diyor. Haklı. Eskiden mesela “Smells Like Teen Spirit’i ilk dinlediğiniz anı hatırlardınız. Şimdiki kuşak ilk chat’ini hatırlıyor” diyor.

-“Bugün de pop yıldızları var ama hiçbiri dünyayı değiştirecek güce sahip değil. Etkileri giderek azalan şarkıcılara dönüşüyorlar.” Tam olarak öyle.

-“Gençler artık Jimmy Page gibi gitar çalmaya özenmiyor. Google’ı kuran Larry Page gibi olmaya özeniyorlar.” Aynen bu.

-“15-25 yaş arasındaki biri için müzik ilk sıradaydı eskiden. Şimdi ilk üçte bile değil” diyor ki altına imzamı atarım.

Dolayısıyla artık gençliğin müzikle bir işi kalmadı ki. Giderek sosyal medyada, online oyunlarda, chat’te zaman harcıyorlar. Müzik sadece bu mecraların eşlikçisi konumunda bugün. Kendi başına bir alan olmakta zorlanıyor.

Iovine daha 1997’de Rolling Stone’a şöyle demiş: “Bir çocuk ilk gittiği Kiss konserini ya da Beatles ile ilk tanıştığı anı hatırlamıyorsa belki başka bir şey hatırlıyordur. Mesela ilk Mortal Combat oynadığı günü.”

Devam ediyor ve diyor ki: “İşte bu kuşak şimdi Google’da falan çalışan kuşak. Bilgi paylaşımını çok iyi beceriyorlar ama zevkleri vasat, müzikten anlamıyorlar. Bu da bir etkendir belki müziğin bitmesinde.”

1999’da 35 milyar dolar hacminde olan dünya müzik sektörünün 2014’teki büyüklüğü 15 milyar dolar. Bunu artık geri çeviremezsiniz. Geçmiş olsun. Iovine diyor ki “Yeni Prince, yeni Michael Jackson müzikten çıkmayacak, başka bir sektörden çıkacak. Bunu kabul edelim. Müzik (geniş anlamıyla sanat) ve teknoloji arasında bir köprü kurulmazsa popüler müzik sektörü için bir gelecek yok”.
Müzik için de durum endişe verici.

Müzik sektörü nasıl kurtulur? Kurtulmaz. Ama yeni bir müzik sektörü sıfırdan inşa edilebilir, ediliyor da. Iovine, Beats’i Apple’a 3 milyar dolara sattı. bu işte geleceğin sektörünün ayak sesleri Ayrıca University of Southern California’ya 70 milyon dolar bağış yaptı. “Jimmy Iovine and Andre Young Academy for Arts, Technology and the Business of Innovation” adında bir bölüm oluşturuldu. Burada tam olarak yeni müzik sektörü için insan yetiştirilecek.

İleri teknolojiyle büyüyen kuşak için müzik anne-babaların dinlediği sıkıcı bir şey haline geldiyse sektörü kurtarmanın yolu müziği onların mecralarına sokmak. Ve üzgünüm hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Her şeyden önemlisi popüler müzik belki de bir daha asla “iyi” olmayacak. Ben bugün müzikte “iyi”yi ayırt eden kulakların giderek neslinin tükendiğini düşünüyorum.

Dünya bunları tartışırken bir hatırlatma yapayım: Türkiye’de
Apple Music hâlâ yok. Çünkü Apple 110 ülkeyle anlaşabiliyor, bir tek Türklerle anlaşamıyor. Acaba neden? Biz daha dünyadaki en önemli dağıtım ağlarına entegre olmayı beceremeyen kurumların müziğimizi kurtarmasını bekliyoruz. Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da vizyon olarak, pratik olarak dünyanın çok ama çok gerisindeyiz maalesef.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply