NE OLURDU JOSE MUJICA GİBİ BİR BAŞKANIMIZ OLSAYDI?

0 Posted by - 29 October 2014 - KÖŞE YAZISI

mtezEvet ne olurdu? En kötü ne olabilirdi?
Daha mı mutsuz olurduk? Daha mı güçsüz?
Daha mı fakir? Daha mı cahil? Daha mı az Müslüman?
Komşularla bundan daha mı kötü olurdu aramız?
Barış süreci daha mı çıkmazda olurdu?
Büyüme hızımız mı düşerdi?
Kiralar mı artardı?
Enflasyon bundan yüksek mi çıkardı?
AB’den bundan daha fazla mı dışlanmış olurduk?
Ortadoğu’da bundan daha mı az geçerdi lafımız?
Daha beter tezkerelere mi evet demek zorunda kalırdık?

***

Daha mı çok ağaç kesilirdi?
Daha mı fazla beton dökülürdü?
Cami sayımız mı azalırdı?
Ateist mi olurdu, satanist mi olurdu gençlerimiz?
Başımıza taş mı yağardı?
Taksim Meydanı bundan daha mı çirkin olurdu?
Daha fazla işçi mi telef olurdu ocaklarda inşaatlarda?
Bundan daha yasaklı mı olurdu hayat?
Gözetleme, dinleme, fişleme, adam kayırma bundan daha mı yaygın olurdu?
Esnaf daha mı zor durumda olurdu?
Bankaların mevduat açığı mı büyürdü?
Futbolda durumumuz bundan beter mi olurdu?
Güneş doğmaz mıydı?
Kuşlar ötmez miydi?
Çaylar demsiz mi olurdu?
Sabahları çığlık çığlığa malını öven simitçi artık geçmez miydi?
Boğaz’ın suları Marmara’yla buluşmaz, üzerinde vapurlar düdüklerini öttüre öttüre Sarayburnu’na selam çakmaz mıydı?

***

Ne olurdu yani, başımıza en fazla ne gelirdi Jose Mujica gibi mütevazı, parayla pulla işi olmayan, kredi kartı bile bulunmayan, maaşını fakir fukaraya bağışlayan, sade, kendi halinde bir başkanımız olsa?
Nedir bu bizim ille de güçlü lider sevdamız?
Nedir bu bizim “Masaya yumruğunu vursun aga” ezikliğimiz?
Nedir bizim bu “bölgede süper güç” ihtirasımız?
Nedir bu “Global aktör olacağız” merakımız?
Ne yani Uruguay bizden daha mı mutsuz?
Siz bunu mu demeye çalışıyorsunuz?
Bırakın Allah aşkına…
Ne oldu o fakir ama onurlu gence?
En azından birbirimizle bu kadar kanlı bıçaklı olmazdık belki…

Cahili yuhalamak

Kobani nerede bilmez bu cahil diyor. AKP’li il başkanları alkışlıyor…
Bütün AKP’liler bir anda kültür insanı oldu. Yeni Başbakan’ımızla bir dönüşüm geçirdiler. Hepsi epistemolojik çalışmalara başladı. Weber okuyor, Horkheimer analiz ediyor, Bourdieu didikliyor, Meclis’te oturum aralarında Gilles Lipovetsky’nin “Hypermodern Times”ını karıştırıyorlar…
“Türkiye’nin komşularını say” deyince “Mısır, Afganistan, ABD” diyen halkımızı cehaletten kurtarmak için seferber oldular hep birlikte cahil yuhalıyorlar…
İlerleme dedikleri bu olsa gerek.

Gelince geldi diyorlar, gittiğini kimse haber vermiyor

“Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.”
Özgürlük yani kendi ifadesiyle hürriyetten bahsediyor Ahmet Hamdi Tanpınar (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 1961). Bugün de aynen devam üstat. Sadece onu ileri demokrasi diye pazarlıyorlar bu aralar…

İlahi diyanet!

Camilere çocuk bahçesi yapılacakmış. Amaç çocukları camilere çekmekmiş. İlahi diyanet, çocuk bahçesine giden çocuk mu kaldı? PlayStation’cı, Starbucks, Waffle’cı, McDonald’s falan açın siz oralara. Aslında durun durun, en garantisi her camiye bir AVM. Bakın nasıl geliyor çocuklar akın akın…

Mehmet Tez, Milliyet, 28 Ekim

FacebookFlipboardShare/Bookmark

No comments

Leave a reply