Pazar albümleri

0 Posted by - 26 August 2018 - KÖŞE YAZISI, ÖNERİ

Zevkler ve renkler tartışılmaz. Bizimkisi farklı kulaklara hitap eden güncel albümler arasında bir pazar yolculuğu.

“Slow Air” – Still Corners

Still Corners’ın insanı hipnotize edip içine çeken müziğinin temelinde Air’vari gitar riff’leri var. Ama İngiliz ikilinin dördüncü stüdyo çalışmasında dikkatli kulaklara yapılan müzikal referanslar bu kadarla sınırlı değil. Pink Floyd’dan Chris Isaak’e, Fleetwood Mac’e insana tatlı rüyalar gördüren, güzel müzikal anıları canlandıran bir albüm bu. Still Corners üzerinde gezeceği toprakları dikkatle seçmiş. Elde ettiği müzikal birikimin hiç acele etmeden tadını çıkarıyor gibi. Bu albümün bir temel mesajı varsa o da sakin ol, acele etme olabilir. Bunu yapanlar için cennetin kapıları ardına kadar açılmış durumda. Haftanın en keyifli en “dinleyici dostu” albümü.

“Hive Mind” – The Internet

Caz, hip hop, R&B üçgeninde gezinen müzisyenler arasında son dönemde galiba en fazla keyif veren The Internet oldu. Dördüncü uzunçalar albümleri yayınlanalı bir ay kadar oluyor ve dinledikçe insanın dinleyesi geliyor. Los Angeles çıkışlı beş müzisyenin klasik soul ve R&B’nin klasik kalıplarını modernize etme çabalarına şapka çıkarmamak mümkün değil. Bu modernize etme, yeniden ele alma işi genellikle hip hop ağırlıklı gerçekleşiyor ya da ana akım popta “diva” vokaller tarafından icra ediliyor. The Internet gibi arada, ortada bir kanal bulabilen ekipler işte bu yüzden ilginç oluyor. İş iyi enstrümancılar tarafından kotarılınca da ortaya şahane sonuçlar çıkıyor. Özellikle “bağırmayan vokal” bulmak bugün neredeyse imkansız gibi. Güçlü vokallerin hünerlerini gösterme yarışına dönen albümlerin verdiği yorgunluğu da işte ancak böyle albümler alıyor.

“Ordinary Corrupt Human Love” – Deafheaven

Metalciler için yeteri kadar metal değil, indie gençlik için de fazla metal. The Guardian’da okuduğum makalede Deafheaven’ın müziği bu şekilde anlatılmış. Bir dezavantaj gibi duruyor değil mi? Ama değil. Çünkü tam da bu nedenle iki türün klişelerinden bağımsız değerlendirilebilecek bir ekip. Ben shoegaze metal (blackgaze) demeyi daha uygun bulurdum. Belki post-metal. Janr tartışmaları bir yana karşımızda şahane bir post rock albümü var. Aşk dediğimiz şeyi eşeleyip kurcalar, bunu yaparken hayli hoyrat davranırken bir yandan da epik gitar tonları, brutal vokaller, nefis davul atakları, bunlara tezat akustik geçişlerle sağdan soldan tokatları indiren bir albüm. Zaman zaman 12 dakikaları bulan yedi şarkıdan oluşan son derece etkileyici bir çalışma.

“Astroworld” – Travis Scott

Scott’ın albümüne katkıda bulunan isimler listesi hayli uzun. Drake, Frank Ocean, The Weeknd, Pharrell Williams, John Mayer, James Blake, Tame Impala, Stevie Wonder diye gidiyor. Kimi vokaliyle kimi prodüktör olarak albümün müzikal çeşitliliğine katkıda bulunuyor. Albümü ilginç kılan şey en başta bu isimlerin getirdiği müzikal perspektif. Scott’un anlattığı hikayeler kişisel meseleleri etrafında gelişiyor ve çoğu zaman derdini vurucu biçimde dile getirmeyi başarıyor. Ama albümü ilginç kılan kesinlikle bir dizi hip hop dışı unsuru başarıyla bu dünyaya ve müziğine katmış olması. Bu Travis Scott’un üçüncü albümü, ama ilk kez bu tip bir deneyime girişiyor. Eleştirmenlerin ve müzik basınının her yıl aradığı ve bulduğu “yılın en başarılı rap albümü” galiba belli oldu.

“Thank You For Today” – Death Cab For Cutie

Ağustosun en iyi pop albümü Death Cab’den geldi. Yani bir rock grubundan. “Something About Airplanes” ya da “Trancatlanticism”i dinlediğim günleri hatırlıyorum da garip geliyor. Death Cab giderek hafif hafif hissettirmeden popa evrildi ve bu yeni değil. Ama bu albümle sanırım rock/pop rock çizgisinde yepyeni bir yere oturuyor. Romantik ve duygusal Ben Gibbard vokallerindeyse bir farklılık yok.

Mehmet Tez – Milliyet

*Kapak görseli: Travis Scott

No comments

Leave a reply