Prince’in ardından…

1 Posted by - 24 April 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezPrince pop müzik tarihinin en yetenekli, yaratıcı ve avangart karakterlerinden biriydi. 80’lerdeki parıltısını ve öncü niteliğini daha sonra kaybetse de iyi müzik üretmeye devam etti.

Seksenlerde yükselen gençlik trendlerini anlamak için bakmanız gereken yıl 1984’tür. Bu yıl içinde inceleyeceğiniz bir-iki albümden biri de Prince’in “Purple Rain”i.

Hayata veda ettiğini öğrendiğimde fark ettim ki aslında Prince’i anlamak için de bakmanız gereken yıl 1984. Bu albüm onun belki en popüler işi. Ama bu, onun aynı zamanda en samimi ve en güçlü albümlerinden biri olduğu gerçeğini de değiştirmiyor (bir diğeri 1993’teki “Diamonds and Pearls” olabilir).

Dünya pop tarihinin en tanınmış şarkılarından bazıları; “Kiss”, “Purple Rain”, “When Doves Cry”, “Let’s Go Crazy” bu albümde yer alıyor. Prince bu albüm sayesinde zirveye çıktı, şöhret oldu ve kariyerinin devamını bu albüm sayesinde getirebildi.

Prince Roger Nelson, 7 Haziran 1958’de Minneapolis, Minnesota’da dünyaya geldi. Babası caz müzisyeni, annesi caz şarkıcısıydı. Adı babasının caz âlemindeki lakabından ve grubundan geliyor (Prince Roger Trio).

Prince müziğe karşı doğal bir yetenek sahibiydi. İlk bestesini piyanoda yaptı: “Funk Machine”. Sonraları şahane gitar, bas, piyano, davul çalmayı öğrendi. Öyle ki gitaristliği Jimi Hendrix ile karşılaştırıldı. Lisede ilk grubunu kurdu: Grand Central.

Her zaman dinlediği müziklere çok özen gösterdi ve kendisinden önceki üstatlara büyük ilgi ve saygı duydu. Çağdaşı müzikleri, popüler işleri hep kendisinden uzak tuttu. Kahramanları arasında George Clinton, James Brown, Miles Davis, Stevie Wonder önemli yer tuttu. 1985’te Rolling Stone’a röportaj verirken muhabire onların şarkılarını dinletmişti. Purple Rain sonrası bu ilk röportajında funk ve rock’ı özümseyen müziğini çok detaylı anlatır.

O dönem şarkılarındaki cinsel çağrışımlar, kendi cinsel tercihleri ve aşk hayatıyla gerçek bir magazin kişisi olmuştu Prince ama bu konuda hiçbir zaman gazetecileri ve yazarları suçlamamıştır.

Prince 1985’ten 1992’ye kadar sekiz albüm yayınladı. Tim Burton’ın “Batman”ine müzik yaptı, “Sign ‘o’ Times” adlı konser filmi sinemalarda vizyona girdi. 1990’larda ise yeni bir dönem başladı. Ekibini değiştirdi, The New Power Generation ile çalışmaya başladı ve “Diamonds and Pearls” albümünü yayınladı. Büyük başarılar elde etmeye devam etti.

1993’te bağlı olduğu Warner ile yaşadığı anlaşmazlık sonucunda adını değiştirdi. Prince gitti, yerine telaffuz edilemeyen bir sembol geldi (Love Symbol). Prince çok fazla albüm yayınlama niyetindeydi, firma ise “Daha az albüm ve kayıt çıkar, bu şekilde değeri düşüyor, ayrıca promosyon yapmakta zorlanıyoruz” düşüncesindeydi. Prince’in firmayı sinir etmek için adını değiştirdiği biliniyor.

Bu durum kariyerini çok etkiledi. Satış rakamları düştü, popülerliği azaldı. Kontratının bittiği 2000 yılından sonra Prince tekrar Prince oldu ama artık eski Prince değildi. Bu tarihten sonra müziği eskisi gibi trend belirleyen bir özelliğe tekrar sahip olmadı.
Çok sayıda ve farklı eğilimlerde funk ve soul albümleri yayınladı Prince. Hatta bazı albümlerini gazetelerle ücretsiz dağıttırdı (“Planet Earth” albümü 2007’de İngiltere’de Mail On Sunday ile ücretsiz dağıtıldı).

Tarzı ve yöntemleri tartışılsa da yardımseverliği hiç tartışılmamıştır. Prince en ünlü olduğu 80’lerde evsizleri doyurmak için onlara yemek verilmesi karşılığı konserler vermiştir. Kendisi de yoksul, orta direk bir ailede büyümüştü. Şöyle anlatmış 1985’te Rolling Stone’a:
“Yoksulluk insanları sinirli yapar. En kötü yüzlerini ortaya çıkarır. Gençken çok hırçındım. Kendimi güvende hissetmediğimden herkese saldırganca yaklaşırdım.” Daha sonra çok zengin olduğu halde paranın şehvetine kapılmamıştır. Şöhretin zirvesinde sisteme rest çeken çok az sanatçı bulabiliriz.

Ona “Cennete inanır mısın?” diye de sormuşlar. “Öte taraf diye bir şey olduğuna inanıyorum. Aynı burası gibi görünen ama farklı bir yer. Gerisini anlatmak istemiyorum, çok kişisel olur” diye cevaplamış.

Prince pop tarihinin en yetenekli, en yaratıcı ve en avagart karakterlerinden biriydi. Gittiği yerde mutlu olması dileğiyle…

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply