Şiirlerle, şarkılarla…

4 Posted by - 13 November 2016 - KÖŞE YAZISI

mtez20. yüzyılın en ilham verici sanatçılarından şair, besteci ve şarkıcı Leonard Cohen’i, son albümünde ifade ettiği “o büyük yolculuğa” uğurladık.

Leonard Cohen 21 Ekim’de yayınlanan son albümü “You Want It Darker” vesilesiyle New Yorker dergisine verdiği ve yaşlılıkla ilgili pek çok sağlık sorunuyla boğuştuğu belirtilen röportajda şöyle diyordu: “Ölmeye hazırım.”

Üzgün değildi. Aksine mizahi bir yaklaşımı vardı. 82 yaşında “Bu belki de son albümüm” dediğinde sevenleri çok şaşırmadı. Aslına bakarsanız Cohen, 2008’de uzun bir inzivadan sonra yeniden sahnelere dönüp turneye çıkmaya karar verdiğinde bunun bir veda turnesi olduğunu anlatmıştı herkese. Konsere çıktığında, “Siz beni hayatım boyunca dinlediniz, size hak ettiğiniz biçimde anlamlı bir şekilde veda etmek istedim” diyordu.

2012’de Berlin’de ön sıralardan izlediğim Cohen konserinde hakim olan duygu da tam buydu. En genç insan 60’larındaydı, daha yaşlı kimileri bastonla, kimileri yardımcılarıyla gelmişti ve o sahneye çıktığında birlikte şarkılarını söylerken hepsi 20’lerini yeniden yaşıyordu. Onun 2008’de başlayan ve 2012’ye kadar devam eden turnesi aslında bir kuşağın son toplanması, son büyük partisiydi.

Elbette Cohen her yaştan dinleyiciye sahip ve zamana yayılan albümlerle her dönem yeni hikayeler anlatmasını bilen bir sanatçı. Kanada’da doğup büyüyen, erken yaşta edebiyatla ilgilenen Cohen, McGill Üniversitesi’nde öğrenciyken şiirleriyle ödüller aldı. Lorca ve Yeats’e ilgi duyuyordu, 1956’da ilk şiir kitabı basıldı. Bir söyleşisinde şair olarak geçinemeyeceğini anlayınca müziğe başladığını anlatmıştır. Şarkılarına bu gözle bakmak lazım.

Cohen’in Hydra Adası günleri ayrı bir dönem. Londra’da yaşarken, bir bilet alarak gezmeye geldiği Yunanistan’da kalmıştır. Anlattığına göre Atina’ya indi, Akropol’ü ziyaret etti, Pire’den feribota binerek Hydra’ya ulaştı. 1960 yılıydı, 26 yaşındaydı. Adadan büyülendi. Otomobil yoktu, ulaşım eşeklerle sağlanıyordu. Sahildeki lokantalarda uzo içip balık yiyen insanlar vardı, burası zamanın ötesinde büyülü bir yerdi.

cohen_marianne_hydra

Önce aylık 14 dolara bir ev kiraladı. Ardından annesinden kalan 1500 dolarla buradaki beyaza boyalı evlerden birini satın aldı ve işte bu evde besteler yaptı, günde bir saat elektrik verilen bu adada mum ışığında şiirler, romanlar yazdı.

Hayatının en büyük aşklarından Marianne ile de burada tanıştı. Ona şarkılar yazdı. (Marianne geçen temmuzda hayatını kaybetti. Cohen’den ayrıldıktan sonra yeniden evlendi, çocuk sahibi oldu ve mutlu bir hayat yaşadı.)

Cohen dünyanın tanıdığı en büyük ozan müzisyenlerden biriydi. 60’ların bohem kültürünün temel taşlarından biri olarak Patti Smith, Allen Ginsberg, Lou Reed, Bob Dylan, Joni Mitchell gibi pek çok sanatçı çağdaşıyla (bir kısmıyla arkadaştı) bir kültürel haritanın parçaları gibiydiler.

Cohen 70’lerde dünyaca üne kavuştu. Festivallerde yüz binlere çalma fırsatı yakaladı. 90’larda ise kendini Budizm’de yeniden keşfetti. Uzunca bir süre Los Angeles yakınlarında bir Budist manastırında inzivada yaşadı. Budist keşişi oldu. Sahnelere 2008’de döndü.

“Ben hayatım boyunca çalışmak zorundaydım. Albüm satışlarım hiçbir zaman masraflarımı karşılayacak kadar iyi olmadı. İki çocuğum, anneleri ve benim yaşamımızı sürdürmemiz buna bağlıydı. Sonradan bu bir alışkanlık oldu şimdiyse zevk alıyorum” demişti bir keresinde. Cohen bunu bir fazilet olarak görmediğini daha çok bir gereklilik olarak algıladığını belirtiyor.

Cohen bir dönem şahane işler yapıp bununla yetinen biri olmadı. 21 Ekim’de yayımlanan “You Want It Darker” en güçlü albümlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Bas bariton sesi, kendine has yorumu, tarzı ve şarkılarıyla hep hatırlanacak.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply