Sıla meselesi ve belediyeler

1 Posted by - 16 August 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezSıla Yenikapı mitingine katılmadı diye cezalandırılıyor. “Demokrasiden yanayım, darbelere karşıyım” dediyse de dinleyen yok. Hedef gösterilmenin bu ortamda ne kadar ciddi sonuçları olabildiğini biliyoruz. Umarız Sıla’nın başına tatsız bir iş gelmez.

Ancak aslında geldi bile. Belediyeler Yenikapı mitingi hakkındaki tutumu dolayısıyla Sıla’yı cezalandırmaya ve yaptıkları konser anlaşmalarını iptal etmeye başladı. Ne Sıla’ya ne de herhangi başka birine, özgür bir birey olarak düşüncesini ifade ettiği için uygulanan mobbing kabul edilemez. Ancak bu hadise çok farklı bir sorunu da gündeme getiriyor.

Türkiye’de müzik sektörü, bizzat yapım şirketleri ve meslek kuruluşları tarafından bazen bilgisizlikten bazen de dar bir çevrenin kısa vadeli yüzeysel hesapları dolayısıyla kötü
yönetilerek bitirildi.

Ardından PKK terörü, cihatçı terör geldi. Bombalarla birlikte salonlar iyice boşaldı, sonunda bütün konserler, festivaller bir bir iptal olmaya başladı. Albüm satılmayan bir ortamda yerli sanatçıları ayakta tutan sponsorlardan sağlanan gelir de iyice azaldı.

Ancak bir 10 yıl geriye gidersek sorun aslında sponsorluk ilişkilerinden başlıyor.
Çünkü bir konseri seyirci değil sponsorlar finanse etmeye başladığından beri sanatçıların bağımsızlığı ortadan kalktı. Sponsorla anlaşamayan, sponsorla iyi geçinemeyen, sponsora katkı sağlayamayacak, imaja uymayan sanatçılar ortadan birer ikişer kayboldu. Küçük çaplı konserlere devam ettiler.

Sponsorluk elbette çok gerekli ve bence kültür sanat faaliyetleri açısından kutsal denebilecek, olmazsa olmaz bir müessese. Değerli sponsorlar yazdıklarımı daha iyiye ulaşmak adına yapıcı bir eleştiri olarak algılamalı.

Bizde çoğu marka sponsorluk müessesesini sadece konserleri satın alıp seyirciye bedava davetiye dağıtmak olarak dar anlamda algıladı. Bu yanlış uygulama konserleri seyircinin gözünde değersizleştirdi.

Biletix’in ilk yıllarında o zamanki müdür Ali Abhary ile yaptığım bir röportajı hatırlıyorum, istatistiklere göre konserlere giden her üç kişiden birinin davetiyeli olduğu bilgisini vermişti. Bu rakam dünya ve Avrupa sektörlerine göre çok yüksek. Bugün birçok konser, istisnalar hariç, artık bırakın bileti, bedava oldu. Genele vurursak her üç kişiden sanırım ikisi davetiyelidir.

Bu anlattığım son yılların hadisesi. Bugün artık sektör daha da zor durumda. Üç beş yapım şirketi dijital platformlardan toplu para alma yoluyla kendi durumunu kurtarıyor belki ama bu gelir sanatçılara ve sektöre pek dağılmıyor.

Kimse konsere gitmiyor, kimse albüm satın almıyor, e bu sektör nereden para kazanacak? Belediyeler sağ olsun. Bugün müzik sektörünün en büyük patronu, sponsorların yerini alan belediyelerdir.

Belediyelerin düzenlediği konserlerin tamamı ücretsiz halk konseri. Yani seyirci ile sanatçı arasındaki bağ iyice kopmuş durumda. Kim çıkarsa bedava diye izlenmekte. Belediyeler de bu anlamda seçici değil. Nasılsa bedava hizmet veriyoruz, biz ne istersek onu dinleyecekler deniyor. Ücretli – biletli konser olsa, seyirciye karşı daha fazla sorumluluk hissedilir, bu tip keyfi kararlar daha zor alınır. Seyirci hayranı olduğu sanatçıyı ve biletini savunur, hesap sorar.

Bizde zaman içinde yapılan hatalar sonucu bu mekanizma kalmadı.

Uzun lafın kısası şu: Sektör zincirleme yanlışlar sonucunda belediyelere teslim edilirse, belediyeler de her türlü baskıyı yapma hakkını kendilerinde görür.

Sıla konserinin belediyeler tarafından keyfi iptali yanlış. Ancak sistem zaten yanlış. Belediyeler keyfi olarak şu veya bu sanatçıyı tercih edeceği gibi yine keyfi olarak konserleri de iptal eder. Her ikisi de yanlış yönetilen ve krizdeki müzik sektörünün habercisi.

(Not: Ben bu yazıyı yazarken bazı belediyeler bu sefer destek amacıyla Sıla’ya konser teklif etmeye başladı. İşte anlatmak istediğim bozuk sistem tam da bu.)

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply