Siya Siyabend

3 Posted by - 07 May 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezKadıköy’de tanıdık bir ses: “Siya Siyabend CD’leriiiii!..” Kafamı çevirdim, namı diğer “Bizon Murat” Kadıköy’e gelmiş grubunun CD’sini satıyor. Bir tane satın aldım, yeni şarkıları dinlerken eski Beyoğlu’nu andım.

“CD ne kadar”
“20 lira”.
“Yeni şarkılar mı?”
“Yeniler de var eskiler de bütün katalog burda.”
Bir tane aldım. Teşekkür ettim. Arkamdan “Bilgisayarda açılıyor” diye uyardı. Sonra devam etti: “Evet… Siya Siyabend CD’leri… Bilgisayarda açılıyor…”

Eve geldim, CD’yi açtım: Klasörn adı “Siya Siya Bend-Her Şey”. Bir yandan dinliyorum bir yandan düşüniyorum. Bizon Murat, CD’lerini hep 20 TL’den satıyor. Ne enflasyon, ne hükümetler, ne dış politika ne IŞİD bu gerçeği değiştirebildi. Bundan 10 küsür yıl önce de İstiklal’de 20 milyona satıyordu. Paradan henüz altı sıfır atılmadığı günlerdi. Onları ilk ne zaman gördüğümü ve dinlediğimi hatırlamaya çalıştım. Siya Siyabend’in kataloğunu dinlerken zamanda yolculuğa çıktım.

Yıllar yıllar önce, evvel zaman kalbur saman içinde, kaotik bir şehrin kalabalık ve kaotik bir caddesinde, daha o caddeler sokaklar soylulaşmadan, butik otelleşmeden, biraevleri, lüks lokantalar, shot’çılar ortalığı doldurmadan, bütün bakkallar kafe, bütün çerçeveciler, kitapçılar bar, boş depolar kulüp, esnaf lokataları turistik tatlıcı olmadan önceki zamanlarda bir grup vardı. Sokaklarda müzik yapardı.

Misbah Demircan’ın masaları kaldırmasına en az 15, saç ektirmeye gelen Arap tursitlerin ameliyatlı kafalar ve naylon poşetlerle Beyoğlu’nu turlamaya başlamalarına 20 yıl vardı.
Babylon’u toplam elli kişinin bildiği, Emek’in hala sinema olduğu, Narmanlı Han’daki Deniz’in dükkanına gidilip kitap plak alındığı, İnci pastanesinde profiterol yendiği, caddeyi yeşil ağaçların süslediği, AKM’nin bir deri bir kemik kalmış haliyle polis deposu değil, kanlı canlı bir konser salonu olduğu güzel günlerdi.

Yatırım için Galata’da daire almayı kimse hayal bile edemezdi o zamanlar.
Şişhane’de tapasçı, Yüksek Kaldırım’da tasarımcı, kuledibinde butik kahveci olacak desek dalga geçerlerdi.

Galatasaray’dan Tünel’e yürümenin cesaret istediği zamanlardı ve tam da o taraflarda, sokakta kendilerine has tavırları ve atmosferleriyle müzik yapan bir grup genç görülürdü. Sokakta müzik yapmak bir yana, yürümek dışında bir şey yapana uzaylı gibi bakılırdı.

Siya Siyabend o dönem büyük kalabalık toplar, müziğiyle etkilerdi. Zaman onları hiç değiştirmedi. Ülke değişti, şartlar değişti, iktidarlar değişti, ezilenler değişti, ezenler değişti, İstiklal’in kaldırım taşları onlarca defa değişti, onlar değişmedi. Değişmedi derken ekip değişti, gidenler gelenler oldu. Biraz yaşlandılar, biraz yıprandılar, sokak hayatının izleri yüzlerine daha fazla yansıdı belki. Ama müzikleri ve müzikle ilişkileri hep aynı Siya Siyabend’in.

Onları ölümsüzleştiren hafızalaramızdaki işte bu anılar, o ayrı, ama Fatih Akın’ın “Crossing The Bridge, The Sound of İstanbul”undaki performansları ve mesajları da kendi çapında tarihteki yerini almıştır.

Siya Siyabend 90’lı yıllarda yolu kültür ve sanattan geçen herkesin bir şekilde tanıdığı bildiği bir ekipti. Bir yerlerde muhakkak karşınıza çıkar sizi başka bir aleme götürürlerdi.
İşte yıllar sonra yine bir akşamüstü Kadıköy’de yankılanan Bizon Murat’ın sesi bizi başka alemlere götürmeyi başardı.

Albümü internette falan bulamazsınız. Bizon Murat’ı bulursanız ondan alabilirsiniz. Bir yerlerde karşınıza çıkar…

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply