Siyaset ve yalnızlar

2 Posted by - 23 January 2018 - KÖŞE YAZISI

“Britanya’da yalnızlık bakanlığı kuruldu” haberiyle Kaybedenler Kulübü II’nin fragmanını izlemem aynı saatlere denk geldi. Kulağımda Mete Avunduk’un “Çok yalnızım” diyen sesi, internette gezinirken Simon Kuper’in makalesine rastladım. Financial Times’taki köşesinde o da şu soruyu soruyor: “Yalnızlık ve mevcut siyasi çıkışsızlık arasında bir ilişki olabilir mi?

İnsanlar yalnız olmayı çoğu zaman “single” yani bekar olmak olarak algılıyor. Ama istatistiklere göre doğru dürüst arkadaşı, iş arkadaşı, yakın aile dostu olmayan da çok fazla insan var. Yani yalnızlık sadece “bekar” olmak değil. Yalnızlık, bayağı yalnız olmak, yapayalnız olmak anlamında. Ve yalnızların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Yalnızlık siyasette de var. Siyasi partiler onları temsil etmede işe yaramıyor. Küçük topluluklar, gruplar, kulüpler bile işe yaramıyor. Yalnız bireyler geleneksel siyasetle yönetilemiyor.

Yalnızların en yakın dostu televizyon ve internet. Buralardan manipüle ediliyorlar. Yalnızlar sayıca çoklar, ama yalnızlar. O yüzden artık iyiden iyiye örgütlü azınlıklar ve azınlıktaki fikirleri yönetiyor dünyayı. Akıl almaz bulduğumuz, bu kadar da olmaz artık denilen her şey normalleşiyor ya. İşte bu fenomen bu şekilde açıklanabilir.

Yalnızlar siyasette şöyle kullanılıyor. Partiler devamlı güncel krizler yaratarak onları avlamaya çalışıyor. Normalde herhangi bir dava için motive edilemeyen bu isimleri renklerine bağlamak için ikilikler, siyah beyaz cepheler yaratıyorlar. Bu şekilde siyasi tercihi kolaylaştırıyorlar. Evet, hayır. Onlar ya da biz.

Mesela Brexit ve Trump’ın seçilmesi Kuper’in görüştüğü siyaset bilimcilere göre böyle olaylardı. Trump’a halk desteğinin seçimden hemen sonra yerlere düşmesi, Brexit’e desteğin referandum sonrası kaybolması bu şekilde açıklanabilir deniyor.

Yalnızlar krizlerde kullanılıyor. Sonra akılları başlarına geliyor ama çok geç oluyor. Kriz insanları telaşla seçime zorladığından siyasetçilerin en sevdiği şey. Kuper İngiltere ve ABD’de olan biteni anlamaya çalışıyor yazısında.

Bana tanıdık geldi. Batı bize hiç bu kadar benzememişti galiba.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply