UÇAKTA CEP TELEFONUNUN ÖZGÜRLÜKLE NE İLGİSİ VAR?

2 Posted by - 04 September 2014 - KÖŞE YAZISI

mtezBiz özgürlüğü bayağı yanlış anlıyoruz. Saç, sakal, kılık kıyafete indirgemişiz özgürlüğü.
Geçenlerde Ahmet Hakan “Memurlara saç sakal serbest olsun” dedi. Hürriyet anket açtı. Saç sakal serbest olsun diyenler önde gidiyormuş.
İyi güzel, bence de serbest olsun, ben de milletimizin bu teveccühüne çok sevindim de bizde özgürlükler sanki daha çok şekilde. Saç, sakal, giyim kuşam, başörtüsü…
Sanki milletler için bir özgürleşme skalası var ve sıra daha diğer özgürleşmelere gelememiş gibi bir durum. Özgürleşme piramidinin hep en altındayız.
İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, anadilde eğitim, eğitimde öğrencinin doğru dürüst bir sınavla üniversiteye kayıt yaptırma özgürlüğü, üniversitede düşünce ve hareket özgürlüğü, Alevilerin ibadethanelerine ibadethane deme özgürlüğü, gençlerin kendi hayatına karar verme özgürlüğü, sevişme özgürlüğü…
Şehirde nefis parklarda yürüme, zaman geçirme özgürlüğü, TOKİ’siz yapılaşma özgürlüğü…
“Kapalı” başörtülü bir kadına da; mini etek giyen, “kapalı” olmayan bir kadına da yaşam özgürlüğü…
Mesela Onur Yaser Can’ın polis zorbalığı ve şantajıyla intihara sürüklenmesinin hesabını sorabilme özgürlüğü.
Tecavüz edilen kadınların tecavüz çocuklarını doğurup doğurmama kararını kendilerinin verme özgürlüğü…
Biliyorum, daha unuttuğum çok başlık var.
Ama yok, uçakta cep telefonuyla konuşabilmek daha önemli bir özgürlük. Konuşulmasın, bir de orda dır dır çekmeyelim yazdık. Bir feryat bir feryat.
Nasıl böyle yasakçı olabiliyor muşum? Bu kafayla çok zormuş…
Devlet dairesinde saç sakal, uçakta telefon serbest; filmler, kitaplar, insanlar, fikirler yasaklı oldukça ben ne anladım özgürlükten?

Davasızlar ne yapsın?

AKP’nin davası var. “Davamız” diyorlar başka bir şey demiyorlar.
AKP’nin bir önderi de var. Malum. Liderimiz önderimiz diyorlar, peşinden gidiyorlar.
Kürtler? Onların da bir davası ve bir ulu önderleri mevcut. Önderlik ne derse o. Kendimi düşünüyorum mesela. Benim bir davam var mı?
Benim bir davamın olması şart mı?
Temel insan haklarına, evrensel özgürlük normlarına, demokratik kurumlarca konmuş yasalara inanmak… Sayılır mı?
Çevreye duyarlı olmak, çocuklarımıza özgür, yozlaşmamış, harap olmamış, insanların birbirini davalardan güç alıp kitlesel olarak katletmediği, sürmediği, ötekileştirmediği, eziyet etmediği, köşeye sıkıştırmadığı bir dünya bırakmayı arzulamak, bunun için çalışmak…
Bunlar dava olur mu? Olmuyor.
Dava dediğin kendini dayatacak. Dava dediğin farklı sesleri susturacak.
İşin içinde senin davan oldu mu başka davalar elbette önemsizleşecek.
Ulu önderler ve davaları olsun, her seçimde bunları oylayalım…
Yani, ya bu davaları güdelim ya bu diyardan gidelim.

Köprüde ‘intihar’ trafiği var, vapurla geçin!

Köprüde vatandaş intihara kalkışmış. Parmaklığın kenarında yaşam ile ölüm arasında. Polis memuru olay yerine sırtını dönmüş selfie çekiyor. Olay oldu, herkes bunu konuştu. İyi de birader, bütün bu vicdan muhasebesi içinde bir sürü insanın trafikten yakınmasına ne demeli? “Köprüde intihar girişimi var, trafik kilit, vapuru ya da metroyu kullanın!” Aman siz geç kalmayın da…
Trafik tıkanıp da “Yok yok, bu çok uzun sürmez kazadır” dediğinde “Oh neyse!” diye rahatlayan bencil bir millet olduk. Belki ağır bir kaza, belki birileri öldü…
Aman sen gideceğin yere yetiş de…
Duyarsız polisin selfie çekmesini eleştirelim ama bu duruma da kayıtsız kalmayalım isterseniz…

No comments

Leave a reply