Yan masa

3 Posted by - 27 December 2016 - KÖŞE YAZISI

mtezYan masada, gözleri uzaklara dalıp gitmiş Atatürk resminin altında beş kadın kafa kafaya sohbette. Genç olanı hararetle anlatıyor, diğerleri öne doğru uzanmış dikkatle dinliyor.

Sigara içilse birer de sigara olacak masada ama yok. Onun yerine rakı var, patlıcan salata, roka domates, beyaz peynir, barbunya pilaki, karides güveç var.

Evet aşırı meraklı komşu gibiyim, farkındayım.

Ama bir: Anında fotoğrafı çekerim ben değerli okurlar. Elimde değil. Bir saniyede şipşak.

İki: Elindeki kadeh kadar olmasa da şu köşede duran kızarmış ekmekler kadar yakınım konuşmacıya. Ne yapayım masalar sıkışık.

Avustralya. Daha genç olan Avustralya’ya gidiyor. Formları nasıl doldurduğunu, nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor.

İlk yıl gelemezmiş yol çok uzak ve pahalı ama ikinci yıl kesin görüşüyorlar. Belki onlar da gelir ziyarete.

Aslında Kanada da kolay kabul ediyor ama Avustralya daha uygun. “Kanada çok soğuk abi…” diyorlar hep bir ağızdan.

Bir diğeri Ankara Anlaşması anlatıyor. Ankara Anlaşması uzmanı olmuş. Londra’ya gidecekler. Elde avuçta ne varsa koyacaklar. Çocuk da orada okula gidecek, bedavaymış okullar. “Burada devlet okulunda kimbilir ne öğretirler çocuğa…”

Kadehler tokuştu. Bir süre Avustralya övüldükten sonra sigaraya dışarı çıkıldı.

Arkadaki masada 8 erkek bağıra çağıra İzmir övüyor. İzmir medeni yer. İzmir güneye yakın. İzmir ucuz. CHP çok çalıştı İzmir’de.

“İzmir’de porsiyonlar da büyük abi,” dedi birisi. “Bir tane alalım paylaşalım olayı İzmir’de yokmuş.” Adeta cennet, cennet.

“İstanbul pahalı da ondan koçum,” değerlendirmesi geldi. “Hayır, İzmirliler daha çok yiyor, diye itiraz etti” bir başkası.

Bir diğeri devamlı telefonda “akşam gelebilirim, ama gelmeye de bilirim” şeklinde bol ‘belki’li bir konuşmada.

Tartışma ortak bildiriyle sonuçlandı. İzmir’e taşınmak lazım, hem medeni, hem porsiyonlar büyük, hem güneye yakın. Kadehler tokuştu.

Sigaraya çıkanlar masaya döndü. Avustralya’ya giden, cesaretlendirici cümleler eşliğinde erken kalktı. Kalanlar sessizce ve efkarla istavritlerini yedi.
İzmirci masa meyveye geçti. ‘Belki’ci telefonda hala kararsız.
“Çinekop çok taze” dedi garson.
Atatürk parmaklarının ucunda duran sigaradan derin, ama bayağı derin bir nefes çekti. Ya da bana öyle geldi.

GEORGE MICHAEL

İlk slov dansımı ‘Careless Whisper’la yapmış insanım ben. George Michael sadece George Michael değildir, demek zorunda kaldım 96’lı elemana. Bastonum olsa aksi aksi yere vurabilirdim “tok tok tok” diye.

“Abi ben yetişemedim ona” dedi. “Neye” dedim. “Slov dansa” dedi.

Bu yeni kuşaklar (en son Z’deydik sonra başa A’ya mı dönüyoruz tam bilemiyorum) çok şey… Nasıl desem. Özetle, giderek üzdün bizi zaman.

George Michael’ın 53 yaşında kalp yetmezliğinden ölmesine mi yanayım yoksa bir sürü insanın “o kimdi” demesine mi kahrolayım. Wham desem, iyice yalnız kalacağım. Slov danstan bahsetmiyorum bile.

Bazı sanatçılar gelecek nesillere kalır bazıları kalmaz. Bazı sanatçılar sadece dönemlerinin aynasıdır. Ne gam. Biz meşhur olup sonra unutulan, genç kuşaklara aktarılamayan sanatçıların da yazarıyız ne de olsa.

George Michael nefis pop şarkıları yaptı, söyledi. Zaman içinde diskoya, funk’a, caza savruldu. Müthiş vokalindan başka müzisyenliğini de herkese kabul ettirdi.

Bilmiyorum size ne ifade ediyor, ya da bir şey ifade ediyor mu değerli okur, ama George Michael deyince ben 80’leri hatırlarım. Ortaokul, lise.

Büyük hayallerle itlik/serserilik arasında gidip gelmeler.

Huzur içinde uyu Georgios Kyriacos Panayiotou. Güzel anılara eşlik ettin, güzel şarkılar armağan ettin. Y’leri Z’leri bilmem, bir X olarak konuşayım, kalbimdesin.

Mehmet Tez, Milliyet

FacebookFlipboardShare/Bookmark

No comments

Leave a reply