Yılın en iyi pop albümü

1 Posted by - 29 September 2018 - KÖŞE YAZISI

Christine and the Queens’in yen albümü “Chris” şu mesajı veriyor: Zekice hazırlanmış, zevk sahibi, derinliği olan, ilginç, sıradışı işler de popüler olabilir.

İlginç, zekice hazırlanmış, derinliği olan, azıcık zevk sahibi her şeyin marjinal kabul edilip kenara itildiği bir çağdayız. Bu önyargılı refleks her zaman vardı. Ama günümüzde yepyeni boyutlar kazandı. Daha güncel bir tabirle anlatmam gerekirse, aşağı yukarı bahsettiğim özelliklere sahip şeylere bugün “elit” deniyor. Elitin sözcük anlamını boşverin. Çünkü kimse artık bu anlamıyla kullanmıyor. “Elit” küfür gibi bir şey. Yeni çağın erdemi, ilginç şeylere kulak kabartmak, öğrenmek, gelişmek daha iyiye daha güzele ulaşmak değil. Hep aynı kalmak. Nasıl doğduysan, nerede hangi çevredeysen o çevrede kalman lazım. Sınırları aşmazsan sırtını sıvazlıyorlar. İstenen, takdir gören bu. Ben müzikten bahsediyorum. Konu pop müzik.

Halbuki zeki, ilginç, sıradışı ve popüler olunabilir. Yani “marjinal bu”, ya da “satmaz” demek çok kolay. Garantili. Ama esnaflık gibi. Günümüzün Türk popu gibi. Ne uzarsın ne kısalırsın. Halbuki büyük isimler hep farklı işler yapanlardan çıkmıştır. Sürüden ayrılanlar bu imkanı bulabilmiştir.

Başlangıçta hepsine marjinal dendi. The Beatles’a da “marjinal bu satmaz” diyen oldu. Ahmet Ertegün siyah müzisyenleri stüdyoya sokup kayıt yapmaya başladığında da “satmaz bunlar” diyorlardı. 90’ların başında elektronik müzik kulüpleri yıkarken, “bu satmaz, marjinal bu” diyorlardı. Hip hop 70’lerin sonunda New York sokaklarını yakıyordu. “Üç beş kenar mahalle gencinin dinlediği müzik” diyorlardı.

Yani işin aslına bakarsanız pop müziği yöneten dev firmalardaki karar vericiler –istisnalar- hariç müzikten en az anlayan kişilerdir. Toplumsal dönüşümü, gelen dalgayı görenlerse hep sanatçılardır. Kimi sesini duyrma fırsatı bulur, kimi tanınmadan bilinmeden kaybolur gider.

Sözü burada Christine & The Queens’e ve albümü “Chris”e getirebilirim artık. Fransız müzisyen, şarkıcı ve besteci Heloise Letissier elit bir çevreden gelen (eliti sözlük anlamıyla kullanıyorum) iyi yetişmiş bir müzisyen. Nantes’ta doğdu. Lyon’da tiyatro eğitimi aldı. Bunun etkilerini hem müziğinde hem de kliplerinde görmek mümkün.

Müziğiyle olduğu kadar bedeniyle de kendini ifade ettiğini anlamak çok zor değil. Annesi babası öğretmen. Ona küçük yaştan itibaren iyi müzik dinletmişler. Caz, David Bowie, Klaus Nomi ve daha neler neler. Edebiyatın her türlüsüyle içiçe büyümüş. Ondan bir sanatçı çıkması şans değil. Pop müzisyeni çıkmasıysa bizim için şans. Kafası farklı çalışıyor. Amerikan stüdyolarından çıkmış standart popçulardan değil. Sıradan değil. Zekice yapılmış, ilgi çekici şarkıları var. Kendine has, sürüden farklı.

Letissier bu ikinci solo albümünü bir konsept çerçevesinde gerçekleştirmiş. Buna uygun olarak tipini değiştirmiş. Saçlarını bir Yeni Dalga filmi oyuncusu gibi kesmiş. James Dean’e ya da belki Batı Yakası’nın hikayesindeki bir karaktere benziyor. Belki de “Arzu Tramvayı”ndaki Marlon Brando’ya. Christine, Chris olmuş. Chris karmaşık, rahatsız, asabi, kafasını dikine giden bir persona. Ve onun çevresinde gelişen şarkılar da bu personanın değişik halleri üzerine. 80’ler post-disco estetiği üzerinde gelişen beat’ler, sound’u sırtlayan, aynı zamanda beat’lere kişilik katan synthesizer kullanımı. Tiyatral vokaller. Zaman zaman Kate Bush tadı alacak tecrübeli ve dikkatli müzik dinleyicisi.

“Girlfriend” albümün erken single’ıydı. Bana kalırsa bu yılın en başarılı pop single’larından biri bu. “The Walker / La Marcheuse”a kayıtsız kalmak imkansız. “Doesn’t Matter (Voleur Du Soleil)” bağımlılık yarattı. Açılıştaki “Comme Si” albümün genel estetik duruşunun manifestosu gibi.

“5 dollars / 5 dols”, sadece İngilizce versiyonda bulunan “Feels So Good”, “Stranger/’L’etranger”. Sadece Fransızca versiyonda bulunan “Les Yeux Mouillés” insanı hemen yakalayan şarkılar. Geriye zaten pek bir şey de kalmıyor. Yılın en iyi pop albümüdür. Ticari açıdan da başarılı olacağını tahmin etmek zor değil.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply