2018’in en iyi albümleri – 3

0 Posted by - 22 December 2018 - KÖŞE YAZISI, LİSTE

“Biz bu yıl neler dinlemiştik, neleri beğenmiştik” şöyle bir göz atmanın ve yıl sonuna kadar bu köşede hatırlamanın zamanı geldi. Kişisel ve sırasız bir liste yaptım. Gerçekten severek dinlediğim albümleri yazmaya çalıştım. (2018’İN EN İYİ ALBÜMLERİ 1, 2018’İN EN İYİ ALBÜMLERİ 2)

“Pronounced McGee”- Mk.Gee

Los Angeles’da çalışmalarını sürdüren genç ve tanınmamış prodüktör Michael Gordon’ın bu yıl yayınladığı uzunçalar albüm. Gordon gitaristlikten gelen sonradan kendini ev yapımı lofi müziklere adamış “yalnız” takılan bir müzisyen. Müziğinde gitar arpejlerini bol efektli kullanıp bir “dream” atmosferi yaratmayı başarıyor. Ancak bana kalırsa asıl hüneri ne gitar tonları, ne de kullandığı synthe’ler. Asıl dikkat çeken, mesela “You” gibi şarkılarda kullanmayı tercih ettiği, ancak meraklı kulakların kapabileceği “swing” hissi. Swing, cazda ritim anlayışının hafifçe kişiye özel olarak ve bir estetik bütünlük içinde sallanması demektir. Melodiniz, ritimin köşelerine tam oturmaz, hafifçe gecikir ya da erken gelir. Bu icracı için büyük bir ustalık gerektirir. Tamamen insani bir dokunuştur. Gordon’ın müziği tatlı tatlı sallanıyor. “Swing” ediyor. Kes yapıştır mantığını da çok yerinde kullanan bir albüm. İyi ve çeşitli müzik dinlemiş genç bir nerd’ün ev stüdyosunda yarattığı bu hayal aleminde dolanmayı sevdim ben bu yıl .

“Both Directions at Once: The Lost Album” – John Coltrane

6 Mart 1963 günü McCoy Tyner, Jimmy Garrison, Elvin Jones ve John Coltrane, (yani Coltrane’in 1962’den, 1967’deki ölümüne dek birlikte çaldığı klasik quartet) New Jersey’deki The Van Gelder Studio’da bir araya geldiler ve birkaç saat boyunca takıldılar. Henüz 1964 tarihli, şimdi artık bir caz bestseller’ı olan “Love Supreme”i kaydetmemişlerdi ama müzikleri o noktaya doğru gidiyordu. O gün yapılan kayıtlar yıllarca ortaya çıkmadı. Burada çalınan besteler gizli saklı kaldı. Ta ki Coltrane’in karısı Juanita Naima Coltrane’in ailesinin arişivinde ortaya çıkana kadar. 90 dakika boyunca bu dört büyük müzisyen sanatlarını icra ediyorlar. Bize de bu mucizevi tarihi yolculuğa çıkıp oraya ışınlanmak ve bu ortamın tadını çıkarmak düşüyor. Siz siz olun babadan anneden dededen kalan emanetlere iyi bakın. İçinden ne çıkacağı hiç belli olmaz.

“Indigo” – Wild Nothing

New York’lu indie müzisyen Jack Tatum, “Gemini” ve “Nocturne” ile hayli yükseğe taşıdığı indie pop standartlarından bunları izleyen iki albümle deneysel yerlere çekmiş ve açıkçası yolda biraz kaybolmuştu. “Indigo”, “Gemini” çizgisine dönüş anlamına geliyor. Tatum’un müziğine ustalıkla yerleştirdiği hemen kulağı yakalayan melodiler, kirli gitar tonları, bol ataklı canlı davul performansı onu benzerlerinden ayırıyor. Hatta insanın duyunca hemen tanıyacağı bir tarz oluşturuyor. Lo-fi garaj sound’unu ve rock estetiğini ‘80’ler pop ruhuyla birleştiren albümler az değil. Ama bunu işinin ehlinden dinlemek isteyenler için 2018, 11 yeni şarkının geldiği şanslı bir yıldı.

“Lost & Found” – Jorja Smith

Son bir buçuk iki yıldır takipte olduğum genç isimlerden biri Jorja Smith. Britanyalı R&B vokali henüz 20 yaşında. İlk uzunçalarında bu alemlerde geçici olmayacağını kanıtlıyor. Yeni nesil R&B prodüktörlüğü, minimal soundların tercih edildiği bir alana dönüştü. Elinizdeki vokal iyiyse, onu fazla allayıp pullamaya da gerek kalmıyor. Jorja Smith, büyük İngiliz vokallerinden Amy Winehouse gibi retro değil. Amerikalı yaşıtı meslektaşları kadar hip hop odaklı da değil. Bu iki trendin dışında kalarak bile orijinal olabilmek mümkün. Smith albümde dansa çok fazla girmeden, romantik baladlara ağırlık vererek ilerlemeyi tercih etmiş. Güçlü yanı da bu. Onu dinlerken insan bütün güçlü siyah kadın vokalleri şöyle bir hatırlamadan geçemiyor. Bana kalırsa bu yıl dinleyebileceğiniz en iyi kadın vokal albümlerinden biri.

“Sparkle Hard” – Stephen Malkmus & The Jicks

Çok sevdiğim aile dostumuz Mimi teyzenin meşhur lafıdır: “Hep aynı şeyleri giyiyorum ve ara ara moda oluyorum.” Açıkçası bu cümle bazen müzikte de pek çok şeyi anlatıyor. Stephen Malkmus Pavement ile ‘90’ların grunge döneminde çıkış yakaladı. Ardından uzun süre demode kabul edildi. Yeni ekibi The Jicks ile 2003 tarihli “Pig Lib”i yaparak yeniden gündemi yakaladı. Ardından uzunca bir süre müzik sektörü revival’lar, düet furyaları, ‘80’lere, ‘90’lara dönüşler yaşayarak kendini canlı tutmaya çalıştı. Derken işte aradan geçen yarım düzine albüm ve onlarca şarkıdan sonra Stephen Malkmus 2018 yılında “Sparkle Hard” ile yeniden karşımızda. Öyle bir tarzı ve besteciliği var ki, çizgi ve estetik aynı, gitar sound’u, vokaller aynı ve bugün her zamankinden daha güncel duruyor her şey. Bu yıl dinlediğim en düzgün rock albümlerinden biri bu. Malkmus çok özel bir besteci.

Mehmet Tez – Milliyet

*Kapak görseli: Jorja Smith

No comments

Leave a reply