ÇALIŞIRKEN DİNLEMEK İÇİN 6 ALBÜM

6 Posted by - 04 December 2014 - KÖŞE YAZISI, LİSTE

mtez

“Konsantrasyon klasikleri: Derin düşünmek ve odaklanmak için müzikler” adında bir albümle karşılaşınca oturup “derin düşündüm” ve kararımı verdim…

İnsanlar ikiye ayrılır. Çalışırken müzik dinleyebilenler ve dinleyemeyenler. Kimi çıt çıkmasın ister, kimi mutlak sessizlikte nefes bile alamaz, sıkıntıdan patlar. İlla ya televizyon açık olacak ya radyo. Ya da fonda bir şeyler çalacak.

“Çalışırken çıt çıkmayacak”çıları tanırım. Müzik dinlerken başka bir şey yapmayı müziğe saygısızlık addederler. “Ben müzik dinlerken başka bir şey yapamıyorum ki, bütün notaları hissetmem lazım ama benim” derler. Ve ardından şu gelir: “Şimdi şunu kapatabilir miyiz?”

Ne bütün müzikler her notasını duymak isteyeceğimiz kadar iyi
ne de buna zaman var. Ayrıca hepsinin yeri ayrı. Biz de oturup gözümüzü kapatarak müzik dinleyebiliyoruz. Hatta nota nota bile hissediyoruz. Diğerine engel değil ki.
(Bence bunu söyleyenler aslında fazla kibirli. Karşılarındakini ezmek için “müzik dinlerken başka bir şey yapamıyorum” kartını çıkarıyorlar. Aramızda kalsın.)

Ben lisedeyken heavy metal ya da hard rock dinleyerek ders çalışırdım ama bu tamamen benim sorunum. Çünkü müzik dinlemekten çok “cool” olmaya çalışıyordum ve odamda en “cool” olduğum anlarda annem kapıyı aralayıp “yemek hazır” deyince dünyam başıma yıkılıyordu. Ben o müzikleri ders çalışılacak cool ortamımı yaratmak için kullanıyordum. Salonda portakal soyarak televizyona bakan ebeveyniniz olduğu fikrinden bir an için uzaklaşınca başka bir âleme ışınlanıyor ve orada ders bile çalışabiliyordunuz.

Üniversitede kendimi kitaplara ve müzik dinlemeye adamıştım. Saatlerce caz ve klasik dinler, tuğla gibi postmodernizm kitaplarını, sosyoloji tarihini hatta karşılaştırmalı anayasa hukukunu altını çize çize okur, ara sıra başımı kaldırıp pencereye doğru uzaklara bakardım. Bu da bekar evimizde bir “şekilli ortam” yaratma çabasıydı. Ara sıra odaya lap diye biri dalar “Evde bir şey yok, ikişer sosisli çakalımmı karşıdan” diyerek bu ortamımı sabote ederdi ama müzikle oluşan şekilli ortamların gücü adına etkilenmezdim.

Müziksiz çalıştığımı hatırlamıyorum. Çünkü amaç olabilecek en hızlı şekilde elimdeki kitabı yutmak değildi. Bu bir yolculuktu ve tadını çıkarıyordum. Bunun gibi klişe halleri severdim. Hâlâ de severim klişeleri, o ayrı.

Sonra gazetede ve dergilerde açık ofis ortamına girince “kulaklığın yeniden keşfi” şeklinde bir aydınlanma yaşadım. Orada kulaklığınız yoksa bir hiçsiniz.
Her şey aceledir. Her gelen bir şey söyler, bir şey sorar, insanlar koşuşturur, söylenir. Ve sizi konuştururlar.
Bu ortamda kulaklığı takıp biraz rock dinlemenin, elektronik müziğin ya da yüzeysel popun hiçbir sakıncası olmaz (üstelik her notayı duyuyor insan kulaklıkla).

İtiraf ediyorum şimdilerde her zamankinden çok müzik dinliyorum çalışırken. Her şeyi dinliyorum. Özellikle yeni müzikleri, yeni albümleri. Öyle şekilli ortamlarım pek yok çünkü müzik dinlemek işim oldu. Yani işimi yaparken fonda müzik dinleyemiyorum. Çünkü zaten müzik dinliyorum. Yani anlatabiliyor muyum? İşimin bu kısmını hiç sevmiyorum ben.

Ama kitap okurken, yazı yazarken, gazete-dergi karıştırırken, internette dolanırken, harita incelerken (evet harita incelemek şeklinde bir zevkim var, özellikle denizci haritaları) yani bunları “çalışmak” kabul edersek, müzik dinliyorum. Gayet de konsantre olabiliyorum. Derin düşüncelere bile daldım birkaç kere.

Sözünü ettiğim albüme gelince… Adı ucuz kişisel gelişim kitaplarını andırıyor. Evet. Yeni başlayanlara klasik müzik tadında. Ve bu albümlerden farklı isimler altında yüzlerce var. Bu yüzden de gayet “uncool” hepsi. Ama içerik “klasik” neticede. Schumann, Bach, Prokofiev, Chopin, Rachmaninov, Ravel, Liszt, Debussy…
Derin düşündürür mü bilemem. Ama ilgileniyorsanız adı “Concentration Classics: Music For Deep Thinking and Focus”.

Şu ara çalışırken dinlemeyi sevdiğim 6 albüm

1- “New Jazz ConceptIons” – BIll Evans: Evans’ın 1956 tarihli ilk albümü. Bence hâlâ “yeni” bu conception’lar / kavramlar. Çok ama çok net, tertemiz bir piyano sound’u.

2- “Lesser Matters” The Radio Dept.: İnsana “Ne güzeldir kim bilir İsveçlilik” dedirten albümdür. The Radio Dept. için o zamanlar (2003) “Smiths’ten sonra gelen en iyi grup” deniyordu.

3- “This Is Stina Nordenstam” Stina Nordenstam: Brett Anderson (Suede) bu albümde vokal yapar. Stina ablamızın kuzeyli buzlu ortamlardan gelen sesi pek narindir.

4-“The Plot Thickens” – Galliano: İngilizlerin şimdi çoktan unutulmuş caz / funk / hiphop ekibidir. 90’larda benim gibi kıyıda köşede kalan müzikleri seven bir grup tarafından dinlenmiş ve sevilmiştir.

5- “Blanket” – Urban Species: Bu albümü en son dinlediğimde Tayyip Erdoğan belediye başkanıydı, Apo yakalanmamıştı, Türkiye’deki alışveriş merkezi sayısı bugünkünün onda biriydi. Severdim.

6- “The Complete Nocturnes (Richard Shuster piano) Gabriel Fauré”: Fauré’nin (1845-1924) piyano eserlerini derleyip toplayan bir sürü albüm var. Bu en yeni çıkanı. Debussy ve Ravel’de de görülen dramatik yapının daha az gösterişli ama daha vurucu olanı sanki.

Mehmet Tez – Milliyet
Fotoğraf: Marilyn Monroe senaryo okuyor. Belki müzik de dinliyordur.

FacebookShare/Bookmark

No comments

Leave a reply