Tatil albümleri Vol.1

1 Posted by - 09 July 2017 - KÖŞE YAZISI, LİSTE

mtezBu yaz tatil çantanızda olması gereken albümler desem, çok iddialı olacak. En iyisi bu yaz benim çantamda olan albümleri yazayım.

Bu kalıba bayılırım: “Tatil çantanızda olması gereken albümler.” Eskiden “arabanın torpido gözünde bulunması gereken albümler” listesi yapmışlığım vardır. Bagajdaki beşli CD çalarda bütün yaz durması gereken albümler listesi de yapmış, beş albüme indirmekte zorlanmıştım. Beşli CD çalar nedir diye sorabilirsiniz. Bilenler bilmeyenlere anlatır.

Buradaki ana fikir şudur: “Bütün albümleri yanına alamazsın, bazılarını seçmen lazım ama hangileri?” Bütün mesele kendine böyle yoktan bir sorun yaratıp tatlı tatlı çözmeye girişmekte. Ve elbette pek çok tatlı tatlı yaptığımız şey gibi bu da teknolojiyle tarih oldu. Şimdi tatlı tatlı telefona bakıyoruz.

Zira şimdi yanımıza cep telefonunu almak yeterli. Ki zaten yanımızda. Dolayısıyla hiçbir şey yapmıyoruz. Bu konuda düşünmüyoruz bile. Aklımıza gelince kafayı eğip bir iki tuşa basıyoruz.

“Issız adaya düşsen yanına aldığın üç albüm hangisi olurdu?” sorusu gibi, “Tatilde yanına hangi albümleri alırdın?” sorusu da, mesela kızım Leyla için ileride muhtemelen pek anlamsız olacak. Bütün ıssız adalara imar verileceği, internet uzaydan bütün dünyaya yayılacağı için…

Şimdi ben bu yazının spotunda tatil çantası, albüm, yanımıza albüm almak gibi ifadeleri bilerek kullandım. Bir geleneği yazıda da olsa yaşatıyorum. Benimkisi kamu hizmeti.

Özetle bu yıl yayınlanan yeni müziklerden kendi listemi yaptım, adına da Vol.1 dedim çünkü yaz sonunda, yeni çıkacak albümlerle bir de eylül tatili listesi yani Vol.2 yapmak istiyorum. Belki arada bir ikisi hoşunuza gider.

Şöyle düşünün: Gerçekten yanınıza alma durumunda olsanız, yani fiziki olarak yer kaplayacak, ağırlık yapacak, ağırlığıyla kolunuzu yoracak, bagaj limitini aşarak maddi hasara yol açacak bu albümler sizin için hangileri olabilirdi? İşte o zaman daha zevkli. Yokluk her zaman elde olanı daha değerli, deneyimi daha makbul kılar.

“Migration” – Bonobo

bonobo albumBu albümün adı dünyanın gündemine çok oturan bir kavramı işaret ediyor: Göç, mülteci olmak. Ancak Bonobo (Simon Green) bildğimiz anlamda mülteci sorununu kastetmiyor. Konuyu daha kavramsal olarak ele alıyor ve neticede albümün müzikal açıdan içeriğini gezgin olmak, göçebe olmak şeklinde belirliyor. Kayıtlar sırasında kendi göçebeliğinden bahsediyor. Tepkisini bir sanatçı olarak kendi tarzında sanatıyla veriyor. Albüm ambient electronica alanında yepyeni bir boyut değil. Ama açıkçası aklı fikri dans pistinde olmayan elektronik albümler arasında bu yıl dinlediğim ve hoşuma giden bir albüm. Teknik olarak, işçilik olarak, yani zanaat açısından çok çok başarılı. Kulaklıkla dinleyince detayları daha iyi duyuyor, işin ruhuna daha iyi vakıf oluyorsunuz.

Mutlaka dinleyin: “Bambro Koyo Ganda feat. Innov Gnawa”.

“Funk Wav Bounces Vol.1” – Calvin Harris

calvin harris albumHayatına İskoçya’da ev partilerinde (kendi evinde) DJ’lik yaparak başlayan ve başlangıçta gayet “indie” kabul edilen Calvin Harris, mesafeleri hızla katetti, bugün dünyanın en çok kazanan ve en çok dinlenen DJ prodüktörü oldu. Elbette yolda kafa göz yardı, yuvarlandı, törpülendi, “indie” taraflarını geride bırakıp dünyanın en ünlü (o yaz en ünlü kimse artık) isimlerini remikslemeye, onlarla yaz parçaları yapmaya başladı. Eskiden indie diye dinlerdim, şimdi tam plaj havası ana akım bir şey dinlemek istediğimde “guilty pleasure” olarak, bari en kalitelisini dinleyeyim diye dinliyorum. Albümde Pharrell Williams’tan Katy Perry’ye, Snoop Dogg’dan Ariana Grande’ye kimi ararsanız mevcut. Albümde hoşuma giden, şu ara favori asi kızım Jesse Reyez’in de yer alması.

“Mister Mellow” – Washed Out

washedout albumTatil albümlerimin içinde en taze olanı. 30 Haziran itibarıyla tüm platformlarda dinlenebilen “Mister Mellow” hafif bir albüm. Washed Out’un “chillwave” dediğimiz 90’ların chill out furyasının ardından icat olunan yeni indie müziğinin özelliği, mırıldanan vokaller, synthesizer tonları ve gözleri kısıp hafifçe sallanma hissi yaratan vuruşlar. Öyle ki 12 şarkılık albüm sadece 29 dakika sürüyor. Yani öyle uzatmaca, araları doldurma yok. Tüy gibi. 80’lerin estetik anlayışı desen var, 90’ların chill out sesleri desen var, tropik egzotik melodiler esintiler desen var. Sofistike tatilin yorduğu anlarda imdada yetişir.

Mutlaka dinleyin: “Get Lost”.

“Iteration” – Com Truise

com truise_iterationMümkünse scuba yapanlar ne yapıp edip kulağına versin bu albümü. Şöyle bir tavsiyem var. Bir sualtı kulaklığı edinin. Yeni geliştirilen küçücük, toplam 10 dakikalık oksijen içeren mini tüplerden alın ve 10 dakikalık da olsa balık gibi rahat, hafif hafif dalın suya. İşte size ideal tatil. Ben böyle şeyler yapmıyorum tatilde, daha ziyade yatıyorum. Ama yatarken de şahane bir kaçış. Bulunduğunuz mekanı bambaşka bir dramatik alana çeviriyor. Amerikalı DJ ve prodüktör Seth Haley’nin son çalışmasının ana fikri temeli synthesizer olan bir tür analog hisli müzik geliştirmek. Ben bu albümü dünyadan soyutlanmak için taşıyorum yanımda. İhtiyaç olduğunda camı kırıp düğmeye basıyorum. Güle güle dünya…

Mutlaka dinleyin: “Dryswch”.

“Abysmal Thoughts” – Drums

drums albumDrums’ın müziğinde çok büyük bir coşku ve yaşam enerjisi, sözlerinde insanı ansızın sersemleten bir keder var. Bu kadar neşeli melodiler, zıp zıp ritimler, bu denli şahane bas yürüyüşleri ve yumuşak vokaller. Ama taşa çarpar gibi, kafanızı bir sözcüğe çarpabiliyorsunuz. Bu grubun ilk single’ı “Best Friend” şöyle başlıyordu: “En iyi arkadaşımdın ama öldün.” Bilmem anlatabiliyor muyum… Cümlenin ilk yarısında coşup ikincisinde bir keder tokadı yenebiliyor. Ben Drums’ta bu ikiliği her zaman algılıyorum ve onların 80’ler pop anlayışı üzerine bina ettikleri bu müziğe bayılıyorum. Bu keder / neşe zikzakını da açıkçası heyecan verici buluyorum. Yeni albüm “Abysmal Thoughts” adını Nietzsche’den mi almış yoksa başka bir edebi göndermesi mi var açıkçası tatilde bunlara kafa yoramam.

Mutlaka dinleyin: “Blood Under My Belt”.

“B-Sides and Rarities” – Beach House

beach house albumTatil demek dinlenmek demek ya. İşte bu albümü dinlenmek için yanımda taşıyorum bu yaz. Beach House’un insanı hayallerden bir uçan halıya bindirip diyar diyar gezdiren, Pink Floyd’un “Comfortably Numb”ında David Gilmour’un dediği gibi, ellerini ayaklarını uyuşturan bir yanı var. “B-Sides” grubun ilk yıllarından (2005) bugüne albümlerde yer almayan parçalarına, demolara ve bazı remikslere yer veriyor. İki yeni şarkıdan “Chariot” 2009-2010 arasından, “Depression Cherry” zamanından elde kalanlardan. “Baseball Diamond” da aynı şekilde. Tatilde hiçbir şey yapmadan bütün gün yatan / duran herkese tavsiye ederim.

Mutlaka dinleyin: “Chariot”.

“Ti Amo” – Phoenix

phoenix albumSiz hiç tastan kahve içen Fransız gördünüz mü? Fransızlar evlerinde sabah kahvaltısında kahvelerini şık, mini mini kahve fincanlarından, en son model tasarım mug’lardan, ya da üzerinde “bonjour” yazan bardaklardan falan içmezler. Tastan içerler. Bizim çorba tası gibi tasın içine az kahve döker, geniş tasta gezdire gezdire soğutur, iki elleriyle tutup ağızlarına götürür, hafifçe havaya dikerek hüpletirler kahvelerini. Kahve tasıdır bu. Avrupalı bazı alışkanlıkların nedenini bilmezsiniz. Sadece öyledir, gariptir, bazen çirkin ve anlaşılmazdır. Phoenix’in müziği de işte Fransızların tastan kahve içmesi gibidir. Neden şurada böyle bir efekt var şimdi? Şu ritim neden öyle? Bu tarz sorular o yüzden anlamsızdır. Fransızlar Anglosaksonlar gibi düşünmezler. Bazı şeyleri sebepsiz işlevsiz de yapabilirler. “Ti Amo” bu açıdan çok Avrupalı bir albüm. Phoenix’in diğer albümleri gibi bir yandan da. Ansızın karşınıza sizi şaşırtan bir şey çıkabiliyor.

Mutlaka dinleyin: “J-Boy”.

“Somersault” – Beach Fossils

Beach_Fossils akbumBu yaz canım indie grup müziği dinlemek istediğinde Beach Fossils’e başvuruyorum. Bu taze albüm (üçüncü uzunçalar) Brooklyn’li ekibin gitar, davul, bas temelli müziğinin en kristalize olmuş halini yansıtıyor. The Sea and Cake’in nakaratsız, vurgusuz, tamamen atmosfere ve sound’a dayalı müziğini hatırlatıyor bu albüm ve sırf bu yüzden bile sempatiyle yaklaşıyorum. Şarkıların hiçbiri klasik şarkı formatında, pop kalıplarına uygun düşen işler değil. Bu açıdan “manşet” atmaktan ziyade atmosfere yönelik bir çalışma yapılmış. Albümün bir bütün halinde hissedilip ele alınması istenmiş.

“The Weather” – Pond

pond albumBu yazın dikkat çekici işlerinden biri Avustralyalı Pond’un “The Weather” adlı albümü. Tame Impala gitaristinin yan projesi son yıllarda dünyaca üne kavuşan grubun kardeşi gibi. Perth şehrinden çıkan müziklerin hepsi birbirini andırıyor. Sadece yedinci albümünü yayınlayan Pond, Tame Impala’nın ilk demoları tadında. Daha garaj sound’u, daha ham. Ve zaman zaman pop tadında, zaman zaman hard rock sound’unda olabiliyorlar. “Colder Then Ice” gibi bir dans pop parçasından iki şarkı sonra saksafonlarla caza göz kırpan “Zen Automotion” başlayabiliyor.

Mutlaka dinleyin: “Paint Me Silver”.

Mehmet Tez – Milliyet

FacebookFlipboardShare/Bookmark

No comments

Leave a reply