BİR JAN AKKERMAN RÖPORTAJI…

0 Posted by - 24 September 2013 - RÖPORTAJ

Hollanda Kraliyeti Büyükelçiliği desteğiyle 26 Eylül akşamı Jolly Joker İstanbul’da, 27’sindeyse Ankara’nın gözde mekanlarından IF’te vereceği konserleri fırsat bilip, 70’li yıllardan bu yana önce grubu Focus’la kaydettiği progresif rock’ı caza yakınlaştıran albümleri, ardından da farklı türlerde marifetlerini sergilediği solo çalışmalarıyla müzik tarihinin mühim gitaristleri arasında gösterilen Jan Akkerman’la sohbet ettik.

Jan_Akkerman_-_TopPop_1974_09

1960’dan beri müzik yapıyorsunuz. Böylesi uzun bir kariyere sahip olmanıza rağmen, Türkiye’de ilk kez konser vereceksiniz.

İlk defa geliyor konser teklifi.

Peki bugünlerde bir Jan Akkerman konserinde neler duymayı beklemeli müzikseverler?

Fusion. Hayatımın büyük bölümünde yaptığım gibi… Ve tabii Focus şarkıları da. Focus’a ayrılmış bir bölüm halinde.

Focus’un büyük çıkış yakaladığı günlerde, 1973 yılında daha çok popüler müzikleri konu eden İngiliz Melody Maker dergisinin anketinde ‘dünyanın en iyi gitaristi’ seçilmiştiniz. Sürpriz miydi sizin için?

Hayret etmiştim. Beklemiyordum böyle bir ödülü. Ben sadece insanlara müzik yapmak için oradaydım böyle çılgın bir ödül için değil. Hala da pek önemsediğim söylenemez. Ama beni özgür kıldığını da itiraf etmeliyim. İstediğim müzisyenle, istediğim gibi müzik yapabilmemi sağladı. Öte yandan grubum Focus’a da müziğe devam etme imkanı sağladı. Bir de benden sonra gruba alınan her gitariste benden daha iyi olduğunun ispat etme imkanını.

Kariyeriniz boyunca başka ödüller de aldınız. Ama bunlardan biri diğerlerinden epey farklı; Hollanda Kraliyeti sizi şövalyelikle onurlandırdı.

Hiç beklemiyordum. Demin söylediklerim bu konuda da geçerli. Ama Kraliçe Beatrix gibi güzel bir hanım size bu payeyi veriyorsa, kabul etmeme şansınız yok.

Focus, ülkemizde klasik rock gruplarını takip edenler tarafından bilinen, özellikle caz ve rock’ı buluşturan gruplardan biri olarak hatırlanan isimlerden.

Doğru hatırlanıyor. Hala da aynı şeyi yapmaya devam ediyorum. O zamanlar Brainbox ve Focus adı altındaydı, şimdi kendi adımla.

Focus’tan 1976’da ayrıldınız. Focus halen Thijs van Leer liderliğinde müziğe devam ediyor. Siz de ayrıldığınızdan bu yana birkaç kez tekrar katıldınız gruba ama pek iyi sonuçlanmadı, değil mi?

2-3 kez denedim. Bir keresinde sırf o zamanlarki menajerim Focus’u hiç izlememişti sahnede ve bir araya gelmemizi çok istiyordu. Diğer seferindeyse birlikte stüdyoya girdik, kayıt yaptık. Hem o CD, hem de çıktığımız turne felaketti. Üçüncü defa… o zaman ne oldu hatırlamıyorum bile. Tek bildiğim, tekrar bir araya gelmeyi katiyen istemediğim.

Gitar dışında Lavta da çalıyorsunuz. Bu ‘tarihi’ enstümana ilginiz nasıl başladı? Nasıl oldu da lavta, Jan Akkerman’ı diğer gitaristlerden farklı kılan şeylerden biri haline geldi?

Bir gün ailem beni Amsterdam’daki Hollanda Devlet Müzesi’ne (Rijksmuseum) götürmüştü. Gördüğüm her on tablodan birinde mutlaka lavta vardı. Aşkın sembolü olarak kullanılmıştı. Yıllar sonra grubum Focus’la Londra’da yaşarken Julian Bream (klasik gitar ve lavta ustası İngiliz müzisyen) sayesinde tekrar aklıma düştü. British Museum’da bu enstrümana ayrılmış bölümde aldım soluğu. Gizlice, orada sergilenen nota arşivinin fotoğraflarını çektim. O fotoğraflardan Eski İngilizce’yle yazılmış metinleri sökmeye çalıştım uzun süre. Halbuki piyasada lavta üzerine yazılmış pek çok kitap bulmak mümkünmüş, sonradan öğrendim. Neyse… işte böyle başladı lavta maceram.

Okuduğuma göre 2 yaşındayken piyano öğrenmişsiniz. Hemen birkaç yıl sonra da ilk elektrikli gitarınıza sahip olmuşsunuz. Biraz fazla erken değil miydi?

Çalmayı öğrendikten sonra ben de nasıl ilgim olduğunu anladıklarını sordum anneme. Emeklemeye başlar başlamaz evdeki bebek piyanoya –gerçekten küçüktü çok- kadar gider, elime geçirdiğim bir kaşıkla ona vurmaya başlarmışım. Tam anlamıyla Rock’n’roll! Gerisiniyse müzik dergilerinin abartma kabiliyetine borçluyuz.

Bach ve Bartok, büyük hayranı olduğunuz iki klasik besteci. Günümüz besteci ve sanatçıları arasında hayranlık duyduğunuz isimler var mı?

Büyük ustaların hala söyleyecek çok şeyi var. Ama bir taraftan Ümmü Gülsüm de dinliyorum. Doğu kaynaklı modern müzikleri de. Ritim yapıları müthiş. Aklıma gelmişken; Atlantic Records’u kuran Ahmet Ertegün’ü tanırdım. Abisi Nasuhi’yi de. Muazzam insanlar, fevkalade müzikler…

Sırf soyadınız benziyor diye kanun kaçağıyla karıştırıldığınız bir turne anınız varmış, merak ettik…

Grubumla birlikte Hindistan’a gitmiştik. Ülkeye girişte gümrük memuru benim herhangi bir sabıka kaydım olup olmadığını sormuş ses mühendisim Neil’e. O da beni işaret ederek, “evet, epey sabıkalı kaydı vardır” demişti. Tabii kastettiği kaydediğimiz plaklardı.

No comments

Leave a reply