Erol Büyükburç: “Biz seretonin kuşağıyız, siz adrenalin”

0 Posted by - 13 March 2015 - RÖPORTAJ

“Erol Büyükburç 50’lerden bu yana dönem dönem farklı türler ve şarkılarla gündeme gelmiş bir sanatçı. Ben yıllar öncesinin gece hayatını, müzik alemlerini sordukça o da anlattı da anlattı ama elbette hepsi buraya sığacak gibi değil. Galiba bir kitap yazacak Büyükburç. Yazsa da biz de bir dönemin perde arkasını okusak.”

Eylül 2010’da kendisiyle Milliyet için yaptığım röportajın girişine bu paragrafı yazmışım. Kitabını yazamadı. Ama hatırladığım kadarıyla masasının üstü notlar, defterler, projelerle doluydu. Son yıllarında pek faal değildi Büyükburç ama emekliye ayrılmış gibi bir hali de yoktu. Her an yeni planları olan, Türk popüler müziğine büyük katkılar sağlamış, hala da kendi meşrebi ve vizyonu doğrultusunda yeni katkılar sağlamanın peşinde olan heyecanını yitirmemiş bir müzik insanı ve bir pop yıldızıydı. O ilk erkek pop yıldızıydı belki de.

Röportaj o dönem gerçekleştirilen Ana Pop adında bir nostalji konseri projesiyle ilgili yapılmıştı. Sorulara takılmayın yanıtlara odaklanın.

*Ana Pop diye bir şey yapılacağını duyunca ne düşündünüz?

Geçmişini bilmeyen geleceğini oluşturamaz diye düşündüm. Bugüne kadar ihmal edilmiş bir konunun gündeme gelmesi diye düşündüm. Gençlerin bir zamanlar neler yapıldığını anlaması lazım. Ben her zaman ustalarıma saygı duydum. Onların da ustaları tanıması gerekir. Çok faydalanacaklardır.

*O zamanın müzik anlayışı genç nesile hitap ediyor mu?

Zorlamamak lazım. O zamanın çizgisi bugünle karşılaştırılmaz. O zamanki müzik romantizmin yansımasıdır. Şimdikiyle farklı değerlendimek lazım.

*En çok ne farklı şimdi?

Bizim zamanımızda baladlar vardı (dans şarkıları). Romantik şarkılar vardı. Bunları dinleyen insanın vücuda seretonin salgılar. Yani mutluluk hormonu. Şimdiki kuşak seretonin değil adrenalin seviyor. En önemli fark budur. U iki (U2) ya da Metallica’yı dinleyince vücuda zararlı adrenalin üretiyorsunuz. Biz balad dinlerken yüzümüzden mutluluk akardı.

*Kendi kuşağınızı daha mı şanslı görüyorsunuz?

Siz sabırsız kuşaksınız. Hemen iki tane soru bir tane yanıt yalap şap salla gitsin. İnan bana böylesiniz. Alınmayın ama dolmayı yapıyorsunuz içine pirincini koymuyorsunuz. Biz seretonin kuşağıyız. Elbette daha avantajlıydık.

*Çok eleştiriyorsunuz yeni nesli…

Alınmak yok. Şimdi insanlar tek boyutlu. Benmerkezci. “Benden başkası yok” diye düşünüyorlar. Başkalarıyla ilgilenmek yerine sadece kendilerinin olduğu bir dünyada yaşamayı tercih ediyorlar. Kendi dünyaları dışında bir vizyonları yok. Biz öyle değildik. Bak sana şemayı yapayım. Adrenalin artı boşvermişlik sizin kuşak. Seretonin artı başkalarını düşünmek bizim kuşak. Yaşam koçları da bunları anlatıyor herhalde insanlara…

*Erol Bey siz de “her şey eskiden daha iyiydi” diyen klasik insanlardan mısınız?

Hayır ama o zaman bireysel çabalarla yapılan şeyler vardı. Orkestrası, müziği, sözü, vokali özel ve bireysel çabalardı. Şimdiki ortam yavaş yavaş oluştu. Dünyada olan biteni çok yakından takip etmek gerekiyordu. Gündemde olan şarkıları alıp yorumlamak gerekiyordu.

erol2
“Sezen Aksu ve ekibi müziği yıllardır tekeline aldı”

*Dünyayı nasıl takip ediyordunuz?

İnternet yoktu tabii. Çok zor ediyorduk. Önceleri 78’lik taş plaklar vardı. Mesela Frank Sinatra LP’si geliyor, İngilizcemizle tercüme etmeye çalışıyoruz veya bilen birilerine çevirtiyoruz. Bir de şarkı ve nota kitapçıkları vardı Amerika’da. Onları bulurduk. Notalar gelir fotokopiyle çoğalır. Bugünkü hiçbir şarkıcıda uluslararası şarkıları takip etme ve repertuar yapma kaygısı yok. Şimdi bu mutfağı ele geçirmiş bir grup var. Sözel dokusuyla ezgisiyle, aranjörüyle bir grup bunlar. Bu grup müziği yönetiyor. Bunlar içerisinde bilindik duyulan isimler çok.

*Kimleri kastediyorsunuz?

Sezen Aksu gibi, Şehrazat gibi. İşi tekeline almış insanlar bunlar. Rant için bunu devam ettiriyorlar ve halkın çabuk algılayacağı motifleri kullanıyorlar. Kuşkusuz güzel şarkılardır ama hep birbirine benziyor, kopya ve yansıma şarkılar. Makamlarıyla ezgileriyle. Renk yok, çeşit yok. Bireysel çalışanların duruşu başka. Teoman mesela kendi tarzında şarkılar yapıyor.

“Tarkan göbek havasını bırakmalı”

*Tarkan’ı nasıl buluyorsunuz?

Tarkan’ın kendine has şarkılar bulmakta zorlandığını tahmin ediyorum. Kendini ayakta tutabilmesi için doğru şarkıları okuması lazım.

*Bu son şarkıları doğru değil mi?

İlle “Şıkıdım” yolundan gitmesine gerek yok. Oradaki o göbek havası kimliğini bırakıp başka türlü şarkılar da söyleyebilir. Renklenebilir. Onun için daha iyi olur.
Serdar Ortaç, Kenan Doğulu kendine has besteleri biraz daha fazla yapabiliyor. En azından kendi yollarına gidiyorlar.

*Beğendiğiniz birileri var mı?

Şu anda en güzel, en güçlü yol rock’çıların yolu, hip hop’çıların yolu. Kendi özgür kimliklerini yansıtıyorlar ve arayışlarını sürdürüyorlar. Biraz da piyasaya uyarak yapıyorlar. Çeşitlenme ve renklenme böyle başlayacak.

“Beni o zamanın entelektüel gençleri izlerdi”

*Sahneye ilk çıktığınızda muhakkak sizi de eleştiriyorlardı. Nasıl eleştiriler almıştınız?

Benim arayışımda yeni şeyler bulmak kaygısı vardı. Kendi bestelerimi yapıyor, halk müziği şarkılarını aranje ediyor, İngilizce ve başka dillerde şarkılar söylüyordum.
Benim farklı tarzlara gitmem hayranlarımı şaşırtıyordu, ama alıştılar. Bir tarzı seven diğerine geçişimi yadırgayabiliyordu başta. Eleştiri buydu.

*Neden bu kadar çok şeyi yapmaya çalıştınız? Tek bir şey yapayım dağılmayayım demediniz mi?

Pek çok arkadaşımız o dönem bunu yaptı. Mesela Metin Ersoy kalipso söyledi. Rock’a veya, başka yönlere kayan arkadaşlarımız oldu. Ben daha farklı hareket ettim.
Galatasaray’da Karavan vardı. Ben ilk orada başladım.

*Neresi Karavan?

O zamanın entelektüel gençleri oraya giderdi. Şimdiki Ara Güler’in kafesinin sokağının girişindeydi. Yıktılar o binayı. Çok iyi gidiyordu ama bana yetmedi.

*Neden?

Ben sosyeteyle de buluşmak istiyordum. Menajerim Arif Hanoğlu’na dedim ki “Arif Abi ben sosyeteyle de buluşmak istiyorum. Ne yapmam lazım?” Beni Reşat Kulüp’e soktu Küçükparmakkapı’da. Orası doldu taştı. Üçüncü etapta da halka daha fazla açılmak istedim. Okul konserleri yapmaya başladık. Ardından da gazino dönemi geldi.

*En iyisi gazino dönemi gibi söylediniz sanki…

Çok büyük bir olaydı. Cumhuriyet gazinosu vardı. Kazablanka vardı. Gar Gazinosu, Lunapark, Maksim. Ajda ve benim dışında bizim tarzımızda müzik yapan hiçbir sanatçı Maksim’e mazhar olmamıştır. Bizim kuşak sanatçıların İstanbul’daki eğlence hayatının çeşitlenmesinde faydası çoktur. Gece kulüpleri bizim zamanımızda oluştu. Pavyonlar gece kulüplerine dönüştü. Orta ve üstü sınıfın eğlenmeye gittiği yerler oldu buraları. Hemen ardından da Gazino coşkusu başladı. Ona göre de yeni bir repertuar gerekiyordu.

“Türküleri İngilizce okumak istiyorum”

*Bugün Google’da adınızı aradığımızda jüri üyeliği yaptınız programdaki tepkiniz çıkıyor ilk olarak. Televizyonda bu programa katılmanın artıları eksileri ne oldu?

Orada tabii bizim söz hakkımızı yok etmek istediler. Ben de bunu insan hakları açısından düşündüm ve itiraz ettim.

*Çok büyük tepki gösterdiniz ama…

Bırak benim yaşımı, başımı, bir abileri olduğumu, o tip bir platformda söz hakkı vermemek gibi bir terbiyesizliği kabul edemedim. Kim olsa kabul edemez. Orada dikkat edersen hiç küfür yok, hakaret yok. İtiraz var. Sinirlilik var.

*Sinirli biri misiniz?

Köşemde oturup şarkı üreten bir insanım. Arkadaşlarım gelir konuşuruz. Felsefe yapan biriyim, sinirli değilim. Yaşamımı anlamlandırmaya çalışan biriyim.

*Bu gece ne söyleyeceksiniz?

İki şarkı söyleyeceğim. “Çakır Eminem” ve “Kara Tren”. Bunlar benim Türkülere getirdiğim yorumlar. Bana o zaman Türkçe popa gitmez dediler. Türküler yorumlanmaz dediler. Bunların hepsini söylediler ama tersi oldu. Şimdi Türküleri İngilizce okumak istiyorum.

Terzi “bunları giyersen sana deli derler” dedi

*Sizin kostümleriniz de meşhur.

Herkes siyah beyaz giyiniyor. Erkeklerin kullandığı renkler genellikle siyah ve gri. Ben yeni birşeyler yapmak istiyorum. Gittim en renkli en acayip kumaşları aldım. Ama ne kumaşlar, kırmızı yeşil mavi… Moda dergilerini ne varsa toparladım. Hepsini inceledim. Kadın elbiseleri, erkek elbiseleri. Altı yedi tane ceket ve pantolon tasarladım kafamda. Galatasaray’da Terzi Sabahattin vardı. Adama kumaşları çıkardım, bana baktı “bunları mı giyeceksin?” dedi. Yakayı büyüt, paçayı şöyle yap diye ite kaka yaptık o kostümleri. “Sana deli derler” dedi. Ben de desinlerse “desinler” dedim.

Mehmet Tez
Milliyet, 17 Eylül 2010

No comments

Leave a reply