FARAZİ: “Rap bugün eskiye göre çok daha kulak dostu”

0 Posted by - 30 March 2019 - RÖPORTAJ

Türkçe rap’in başarılı beatmaker’larından Farazi: “Aklımın erdiği zamanlardan beri rap dinliyorum. Sanırım ilk defa kalite olarak güncele bu kadar yakında duruyoruz ama içerik ve vizyon sorunlarımız var”

“Gerek piyasa şartları, gerek dinleyici alışkanlıkları sebebiyle albüm yapmanın zorlaştığı, bilhassa tercih edilmediği bir dönemde, tüm içeriği, sound’u, konu ve konseptiyle yine bir bütün olarak hazırlanmış bir albüme imza atmak benim için oldukça önemli” diyerek Farazi, aslında sadece parçası olduğu 90 BPM ekibi imzasını taşıyan “Şehir FM” albümünü değil, müziğe yaklaşımını da açıklamış oluyor.
Türkçe rap son dönem çok dillendirilen yükselişini ön planda olan MC’ler kadar kendine has tarzları ve müzik kültürleriyle çalışan beatmaker’a da borçlu. Müziğe yeni bir seviye ve kalite getiriyor, otijinal altyapılarıyla müzik birikimlerini ve kültürlerini rap’e yansıtıyorlar. Türkiye’deki pek çok değerli beatmaker arasında Farazi şu anda hem parçası olduğu 90 BPM’in “Şehir FM” albümü, hem “RUSTIQUE” isimli kişisel enstrümental EP çalışması hem de Amerikalı rapçi Chuuwee ile ortak işi “iLL” ile radarımızda bu hafta.

“Şehir FM” albümü hakkında neler anlatmak istersin?

Albümün tüm vokal kayıtları ve aralardaki çeşitli seslendirmeler geçen albümde olduğu gibi 90 BPM’de kaydedildi. Albüme başladıktan belli bir süre sonra konsept konusundaki eksikliği fark edip uzun bir süredir aklımda olan radyo üzerinden bir hikaye anlatma düşüncesinde hemfikir olduk. Ülkenin en iyi beatmaker’larından üçü, ülkenin en iyi MC’lerinden dördü aynı grupta olunca bu konuda pek bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Bu albümde Savai de MC olarak yer alacağı için Rap vokallerden ziyade önceki albümde eksiğimiz olan nakarat kısmında bize yardım edebilecek İdil Meşe, Kutay Soyocak, Da Proff gibi farklı disiplinlerden vokallerle çalıştık. Onların dışında tabii ki her zaman yanımızda olan Kamufle ve Ağaçkakan da eklenince albüm tamamlanmış oldu. Sonucunda ortaya çıkan işten oldukça memnunum.

90 BPM projesinin yolculuğu hakkında ne söyleyebilirsin zaman içinde nasıl değişti nereye geldi senin bakış açından?

Başta sadece birlikte takılmaktan, birbirinin müziğinden hoşlanan insanların ortak bir stüdyo kullanma fikri olan 90 BPM, zaman içerisinde kalitesiyle, duruşuyla saygı gören, kitlelere derdini anlatabilen bir grup haline dönüştü. Tüm bu süreçte beni en çok mutlu eden nokta her şeyin doğal olarak gelişmesi oldu.

“iLL” adlı yeni bir kayıt paylaştın, bilgi verebilir misin?

Chuuwee ile 2016 yılında kurduğum Deadly Habits Music’in ortağı da olan Hollanda menşeli plak şirketi Below System Records aracılığıyla tanıştık. Bir süredir beraber çalışma fikrimiz vardı. Öncelikle, “iLL” de dahil olmak üzere, benim daha önce yayınladığım enstrümantal albümlerdeki okunmamış beat’ler üzerine bir kaç parça kaydetti ve ardından bunu bir albüme çevirmeye karar verdik. Bu yıl içerisinde yayınlayacağımız bu albümün adı “Low Level iNTELLIGENCE” olacak. Chuuwee dışında yine BSR aracılığıyla Los Angeles’tan Trizz ile bir single yayınlayacağız. Sanırım Nisan ayında dinleyicilerle buluşacak. Bunlar dışında doğu yakasının iki efsanevi ismiyle albüm yapma ihtimalim var. Biri için çalışmaya başladım hatta.

“RUSTIQUE” albümünün hikayesi nedir, nasıl çıktı?

Geçen seneye kadar hiç “sıfır” bir enstrümantal albüm yayınlamamıştım. Bunu yaparken trendi takip eden bir şey olsun istiyordum. Trap dinlemeyi seviyorum ama şu aşamada pek sık yapabileceğim bir tür gibi gelmedi bana. Ben de lo-fi sound’lara yöneldim. Hem yapı itibariyle tarzıma yatkın, hem de aktardığı duygu açısından hoşuma giden bir tür. Bu konuda çalışmaya başlamamın ardından ilk solo albümüm diye adlandırabileceğim “CRAFT”ı yayınladım. Yaz temalı bir albümdü ve hem çevremdeki tepkiler hem de dinlenme sayısı beni tatmin edince bunun bir de kış versiyonunu yapmak istedim. “RUSTIQUE” de böyle ortaya çıktı.

“10 sene geriden geliyoruz demişsin” eski bir röportajında. Şu anda nasıl görüyorsun Türkçe rap ve alternatif müzik arayı kapatıyor mu?

Aklımın erdiği zamanlardan beri rap dinliyorum. Sanırım ilk defa kalite olarak güncele bu kadar yakın duruyoruz ama içerik ve vizyon sorunlarımız hala mevcut. Bunlar da zamanla aşılacaktır. Bu ilerlemede kitle iletişim araçları ve yeni medyanın rolü çok büyük. Daha da birbirine yaklaşan insanlık bütün dünyayı kapsayan devasa bir metropol yarattı. Bu da sizi üretici olarak her zaman günceli yakalamaya, hatta yapılmamış olanı yapmaya çalışmaya itiyor. Genel alternatif müzik piyasasına baktığımızda da pek farklı bir durum olduğunu sanmıyorum.

Türkçe rap’in giderek daha büyük bir dinleyici kitlesi tarafından ilgi görmesini neye bağlıyorsun? Rap mi değişti, seyirci mi?

İkisi birden. Az önce de bahsettiğim küreselleşme ve şu an tüm dünyada rap’in moda olması, bunun hem müzisyen hem de dinleyici tarafındaki etkileri zincirleme faktörler. Bir de plak şirketlerinin bu ışığı görüp yatırımlarını artırması açıkçası hepimizin işine geldi. İyi müzisyenler, iyi tanıtımlarla dinleyicilere ulaşıp kendilerini ifade edebiliyor. Dinleyici açısından bakacak olursak, insanlar burada da iyi örneklerini duyunca dinlemekten veya dinlediğini belirtmekten çekinmiyorlar artık. Önceden insanlar bu müziğe kısıtlı olarak erişebiliyordu. Bir de üzerine bir iki tane ana akım görsel işte “yo”, “ye”, şakaları yapılınca dinlediklerinizi “guilty pleasure” olarak adlandırılabiliyordunuz. Ayrıca rap müziğin genel olarak yumuşamasının da bu artışta etkisi var. Önceden daha karmaşık, sert parçalar ön plandayken şu an biraz daha rafine, eğlenceli ya da sound olarak daha kulak dostu parçalar üretiliyor.

Müzikal açıdan köklerin nerede? Bugün yaptığın müziğin referansları hakkında neler söyleyebilirsin?

İlk dinleyip etkilendiğim albüm Cartel’in meşhur çıkış albümüydü. Hala daha sound olarak Türkçe yapılmış en iyi albüm olduğunu düşünüyorum. Açıkçası Türk/doğu ezgilerini kullanmayı pek sevmiyorum ama o dönemin davul dizilimleri, loop anlayışı beni oldukça etkiledi. Yıllar sonra yurtdışındaki müziğe de ulaşma imkanımız kolaylaşınca olduğu gibi ABD 90’lar hiphop aleminin içine daldım ve hala çıkamıyorum.

Birlikte çalıştığın isimlerden sende en fazla iz bırakanlar hangileri oldu?

90 BPM öncesinde kendi evinde, kendi halinde rap müzik altyapıları yapan bir insandım. Stüdyoda o insanlarla girdiğim etkileşim ve geçirdiğim beş yılın ardından artık kendimi müzisyen olarak adlandırabiliyorum. Özellikle Da Poet’in bana bu konuda çok büyük katkıları oldu. Bir nevi ufkumun genişlemesini sağladı diyebilirim.

Beat oluştururken nasıl bir çalışma tarzın var, ne tür bir yöntem izliyorsun?

Sample-based bir müzisyen olduğum için genellikle iş sample’ı bulmakta bitiyor. İstediğim sesi yakaladığımda çoğu zaman kafamda beat tamamlanmış oluyor. Bazen de davul programlamayı yapıp üzerine uyacak sesleri bulmaya çalışıyorum. Bu yüzden zamanımın % 90’ı şarkı dinlemekle geçiyor. Enstrümantal olarak yayınlayacaksam çoğu zaman ilk yaptığım gibi bırakıyorum ama üzerine rap yapılacaksa önce ana loop’u gönderiyorum. Ardından parça vokallerine göre tekrar bir aranje süreci oluyor.

Gelecekte sanatsal ve estetik açıdan nereye doğru giderken görüyorsun kendini?

Daha da sadeleşeceğimi düşünüyorum. Farklı dallarda bir sürü örnek vermek yerine kendi bildiğim türde mükemmelleşmek ve basitleşmek istiyorum. Son yaptığım işler de bu bahsettiğim duruma örnek olabilir.

“90 Günleri” serisinin hikayesinden bahsetmek gerekirse neler anlatabilirsin?

“90 Günleri” stüdyoyu kurduğumuz günden itibaren yaptığım beatleri kapsayan bir seri. Çoğunlukla üzerine okunmuş şeylerin olması dışında daha bir albüm havası katması için hiç yayınlanmamış beatlerimi de eklemiştim. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda o dönem neler yapmışız diye hem kendime hem de dinleyicilere bir günce bırakmak istedim. Yeterli materyal biriktikçe devam etmeyi düşünüyorum.

Türkiye’deki alternatif müziğin yabancı ortamlara açılabilme ihtimalini nasıl görüyorsun?

İşin enstrümantal/prodüksiyon kısmında kesinlikle yabancı ortamlarda karşılığımızın olduğunu düşünüyorum. Grup Ses Beats bunun için çok iyi bir örnek. Türkçe sözlerle bu işin pek başarılı olamayacağını düşünüyordum ama yıllar önce Ceza, şimdiyse Ezhel bu durumun dille değil yarattığı his ve kaliteyle alakalı olduğunu bir kez daha hepimize gösterdi. Hedeflerimizi belirleyip iyi müzikten ödün vermememiz gerekiyor. Yaptığınız hiçbir şey boşa gitmiyor. İyi müziğin er ya da geç bir şekilde hak ettiği değeri gördüğüne inanıyorum.

İstanbul alternatif müzik sahnesinde bir ekol ya da sound olabilir mi? Veya sence oldu mu? Bu konudaki düşüncelerin neler?

Bana oluşması zor geliyor. Bahsettiğiniz şey etkileşim sonucunda olacak bir şey ve bizim alternatif sahne içerisindeki etkileşim hayli kısıtlı. Genelde ahbap çavuş ilişkisi üzerine kümelenmiş gruplardan oluşan bir alternatif müzik camiasından söz ediyoruz. Herkesin beslendiği yer farklı, etkileşimleri farklı olunca ortaya da bir sürü farklı ekol çıkıyor. Bunun da kısa bir süre içerisinde değişeceğini çok sanmıyorum.

Şu anda gündeminde ne var?

Bahsettiğim ABD’li MC’lerle ortak projeler var ama asıl gündem yine 90 BPM’den Sorgu’yla birlikte kurduğumuz Anti-Kahraman grubunun albümü. “Şehir FM” gibi yine temelleri önceden oluşturulmuş bir albümdü ancak önceliği 90 BPM’e verdiğimiz için geçici bir süre askıya almıştık. Yakın zamanda Venüs Müzik Stüdyoları’nda yeniden albüm kayıtlarına başlayacağız. Onun dışında Sorgu’nun eski grubu Dramelodi Project’in diğer MC’si Kodes Kahra ile ortak bir albüme başladık. Onu da sene sonuna doğru tamamlamayı düşünüyoruz. Geçen yaz yayınladığım “CRAFT” benzeri enstrümantal bir EP vermeyi de düşünüyorum.

Yakın zamanda bir Farazi V Kayra albümü görünüyor mu?

Bir ara acaba single yapar mıyız diye konuştuk ancak pek üzerinde durmadık. Şu an hepimiz kendi işlerimizle meşgulüz. Yakın gelecekte de herhangi bir proje gözükmüyor.

Mehmet Tez, Milliyet 2019

No comments

Leave a reply