Fatboy Slim ile 10 dakika

0 Posted by - 15 April 2018 - KÖŞE YAZISI, RÖPORTAJ

Geçen hafta sonu Sonar İstanbul kalabalığı arasında biraz vakit geçiren ve ardından sabah ikide Fatboy Slim’le kuliste buluşan birinin notları.

Yürüyen merdivenler bir aşağı bir yukarı özenli festival look’larını gururla taşıyan elektronik müzik meraklılarını sahnelerdeki konserlere ya da serinlemek için bir şeyler içecekleri barlara yetiştiriyor. İyi bir ismin performansı başladığında -mesela ben oradayken Black Coffee başladı- hemen barlar terk edilerek salona hücum ediliyor. Bir şeyler tüketmek ve eş dostla biraz sohbet için en iyi zamanlar böyle zamanlar. Saat sabah 02:00 suları ve Zorlu PSM’deki kalabalık ve izdiham, Versace for H&M satış sabahında kapılar açılıyor düzeyinde. Partiye, kafa dağıtmaya, biraz olsun her şeyi unutup dans etmeye ne kadar ihtyacımız varmış.

Benim gibi 2000’lerin başından bu yana İstanbul’da festival takip edenler için elbette anıların canlandığı bir andı. Bir elektronik müzik festivalini açıkhavada binlerce kişi arasında dans ederek yaşamanın ne kadar harika bir deneyim olduğunu hatırlayıp eski festivalleri ve zamanları dedeler gibi yadettik tabii. Bira kuyruklarından ve tuvaletlerin pisliğinden biraz fazla şikayet etmiş olduğumuzu fark etmek suretiyle konuyu “Güzel günlermiş, inşallah şimdiki nesiller de yaşarlar”a bağladık. Tam konu “Senin çocuk kaç aylık oldu”lara geliyordu ki rakınrolumuz bozulmasın diye salonlara dağıldık.

Sonar, açıkçası topladığı kalabalıkla bana umut verdi. İkinci gece kısıtlı bir süre katılmama rağmen bu enerjiyi hissedebildim. Son yıllarda iyice kabuğuna çekildi insanlar. Ama şunu söyleyebilirim, sanırım zor bir dönemin sonuna gelindi. Sonar şunu gösterdi. Hâlâ hayat var. Umutsuzluğa kapılacak bir durum yok. Sabahın bu saatlerinde, bugün 55 yaşında olan Fatboy Slim ile iki çift laf edecek olmanın heyecanı sardı. Ne de olsa adam tanıdığımız en eski DJ’lerden biri. ‘80’lerden itibaren 30 yıldır kulüplerde müzik yapıyor, dans müziği icra ediyor ve bugün pek çoğunu ezbere bildiğimiz bir sürü hit parçanın da sahibi.

– Yeni parçalar veya yeni bir albüm var mı yolda?

Hiç düşünmüyorum. En azından yakın gelecekte böyle bir planım yok.

– Neden?

Çok basit, halimden memnunum. Şu anda beni harekete geçirecek heyecanlandıracak bir şey yok. Hayatımın böyle bir dönemindeyim. Mutlaka yeni müzik yaratmak zorunda değilsin. DJ’liğin en güzel yanlarından biri bu. Ben şu ara çalmayı seviyorum. Bu bile çok fazla zamanımı alıyor zaten.

– Kariyerinizin başlarında neler sizi heyecanlandırıyordu?

Sekiz yaşındayken Donny Osmond’ı görmüştüm. Deri ceketiyle şarkı söylüyordu. İşte ben de onun gibi olmalıyım dedim kendime. Sonra ben 14 yaşındayken, yani tam zamanında, punk rock geldi. Ve ben punk dinlemeye başladım. Bana şu hissi vermişti: Bunu herkes yapabilir, illa mükemmel bir müzisyen ya da virtüöz olman gerekmez. Kuralları yıkabilirsin ve bu güzel bir şey. Punk’ı o yüzden çok sevdim. Beni gaza getiren en önemli şeydi. Ben Beatles, glam rock ve punk ile büyüdüm. Zamanla hip hop ortaya çıktı ve ona sardım. Daha sonra house geldi ve kendimi en rahat orada hissettim çünkü kafamdaki her şeyi bir araya getirebileceğim bir imkan sunuyordu bana. Sanırım müziğin altın çağlarından birinde büyüdüm, bunun için şanslıyım.

– İki çocuk sahibi bir aile babası olmak ve süperstar DJ olmak. İkisi bir arada nasıl yürüyor?

Çok kolay. Hayatından yeni albüm endişesini ve kayıt yapma zorunluluğunu çıkarınca bir sürü boş zamanın oluyor. Cuma ve cumartesileri çalıyorum. Haftanın kalan kısmında ailemleyim. İyi bir babayım. Ama bu tamamen kayıt yapmamamla ilgili bir şey. Yeni albüm hazırlasam, stüdyoya girsem, videolar çeksem, turneye çıksam bunların hiçbirini yapamam. Sanırım şu anda mutlu olmamın nedeni bu.

– Kulüp kültürü zaman içinde nasıl değişti biraz bunu konuşabilir miyiz?

Bana kalırsa kulüp kültürü değişmedi. Makineler değişti. Teknoloji değişti. Kültür hâlâ aynı. Genç insanlar kafa dağıtmak, seks yapmak ve bir süreliğine de olsa her şeyi unutmak, kendilerini kaybetmek istiyor. Bu noktada değişen bir şey yok. Rock’n roll her zaman bu demekti ve müziklerdeki mesaj da buydu. Şimdi günümüzün kulüp müziklerinde bu mesajı doğrudan bulamayabilirsin. Ama mesela şu an arkada çalan Black Coffee’yi izledim az önce. Müthiş ritimlerle seksi bir müzik yapıyor ve neticede insanlara mesajı bu şekilde aktarıyor. Bir zamanlar rock’n roll’un yaptığı gibi genç insanların çok temel ve ilkel dürtülerine hitap ediyorsun. Bu değişmiş değil.

– Devamlı yenilenen bu genç dinleyici kitlesiyle iletişiminiz nasıl?

Gayet iyi. 30 yıl sonunda sanırım artık her şey şurada (işaret parmağını kafasına
doğru tutuyor).

– Yeni müzikleri nerede keşfediyorsunuz?

Bana çok fazla kayıt yollanıyor. Bunlardan çok verimli yararlanabiliyorum diyebilir miyim, aslında hayır. Her birine ortalama 5 saniye ayırabiliyorum. Haftanın iki gününü yeni müzikler bulmaya ayırıyorum. Takip ettiğim DJ’ler ve arkadaşlarım olan müzisyenler var. Plaklara bakıyorum. Teknoloji ve internet bana o kadar çok imkan sunuyor ki istediğim ihtiyacım olan her şeye kolayca ulaşabiliyorum. Bir şarkının chorus bölümünü alıp istediğim altyapının üzerine yerleştiriyorum ve bunu yapmak birkaç saatten fazla sürmüyor. Eskiden günlerce araştırmam ve orijinal kayıt bulmam gerekirdi.

– Çalmadan önce kitleyi nasıl tartıyorsunuz?

İşte internetin senin için yapamayacağı şeylerden biri. Net bir cevabım da yok açıkçası. Biraz sezgi. Biraz detayları incelemek. Biraz da deneyip nelerin işe yaradığını bulmak. Burada daha önce birkaç kez çaldım her biri farklı deneyimlerdi. İnsanların müziklere ve ritimlere verdiği tepkiler her şeye göre değişebilir. Elimin altında çok fazla şey bulundurmak isterim bu yüzden. Çalmadan önce kitleye bakıp bu geceyi geçirecek doğru silahlara sahip miyim diye kontrol ederim. Doğru silahların olmazsa bir savaşı kazanamazsın.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply