RÖPORTAJ // Replikas: “Kendi kültüründen etkilenmek korkulacak bir şey olmaktan çıktı”

0 Posted by - 29 April 2012 - RÖPORTAJ

Replikas bundan on yıl önce “Köle Doyuran”la çıktığı yolculukta, bugün Türkiye, müzik ve ‘bağımsız’ kelimeleri yanyana geldiği an ilk akla gelen isim. 10 yıllık tarihinde tali yollara girmekten çekinmeyen, bu yol nereye çıkar diye düşünmeden müziğini her yeni albümle bir adım öteye taşıyan ekip, son albümüyle köklerine dönüyor.

70’li yılların müzik tarihimize en derin katkıyı yapabilecekken sadece meraklısının takipçisi olarak kaldığı Anadolu Pop akımının en marjinal, en yenilikçi parçalarını tekrardan yorumlayan Replikas, belki de kendi başarılarının da müsebbibi olan ustalara bi nevi saygı duruşunda bulunuyor. “Biz Burada Yok İken” isimli 11 adet kabına/kalıbına sığmayan Anadolu Pop yorumunun yer aldığı albüm, Replikas’ın yeni kuşakları kendi coğrafyamızın kültürüyle barıştırma düsturunda geldiği son nokta denilebilir. Albümü dinledikten sonra akla gelen ilk cümle ise net: “Görev başarıyla tamamlandı”.

>>Karaburun Festivalinden bu yana gündeminizde olan bir projeydi Anadolu Pop yorumlarından oluşan bir albüm yapmak, fitili ateşleyen ne oldu?

Burak: Aslında ilk Gökhan Akçura’nın fikriydi bu. Biz Karaburun Festivalinde çalacağımız dönem bir set Anadolu Pop şarkılarından çalın, bir set kendi şarkılarınızdan çalın diye bir teklifte bulunmuştu. Bizim zaten çaldığımız parçalar vardı repertuarımızda Anadolu Pop şarkılarından. Bunu biraz genişlettik ve ilk tohumlar böylece orada atıldı diyebiliriz.

Selçuk: Sonrasında prodüksiyona dönüşme aşamasında, diğer albümlerde olduğu gibi bir süreç işlemedi. Diğer albümlerde kendi şarkılarınız hazır oluyor ve bir şekilde adımlar atılıyor. Biz bir liste oluşturduk ve plak şirketlerinin kapısını aşındırmaya başladık; böyle bir şey yapacağız ilgilenir misiniz diye. Orada bize yeşil ışığı yakan Ada Müzik oldu. Ada Müzik’in katkısı büyük, onların sayesinde birçok şarkıya izin alınabildi ve yine onların sayesinde büyük ölçüde bu albüm hayata geçti.

>>Alınamayan şarkılar da Ada Müzik ve Bülent Forta gibi bir isime rağmen alınamadı diyebiliriz o zaman. Bilmeyen kalmadı pek herhalde, ‘Denizaltı Rüzgarları’nı alamadınız. Benim özellikle sizin tornanızdan nasıl çıkacağını merak ettiğim bir parçaydı.

Orçun: Okay Temiz bizim eskiden beri çok sevdiğimiz bir isimdi; Ta Sevda grubundan beri. Oriental Wind, bütün solo projeleri, Ergun Şenlendirici ile yaptığı işler her türlü detayını bildiğimiz sevdiğimiz bir müzisyendi. O yüzden işin çok detayına girip sulandırmak istemiyoruz ancak şunu söyleyebiliriz; kendisi bu şarkıyla ilgili başka bir projesi olduğunu ve ilk görüşmeler yapıldığı esnada bir iletişim hatası yaşandığını belirtti. Onun dışında istediğiniz her parçamı çalabilirsiniz dedi. Ama biz bütün işi bitirmiştik bile, başka şarkılık bir durumumuz yoktu, albüm bitmişti artık. Biraz da vakti yoktu herhalde, ben Replikas’ın nasıl bir amaçla müzik yaptığını, bizim duruşumuzu, ticari kaygı taşımadığımızı, ki onun da çok karşı çıktığı bir şeydir ticari yaklaşımlar, belirttim kendisine. Bizi anladı diye düşünüyorum ancak bir şekilde gerçekleşemedi bu birliktelik.

>>E dinleyemeyecek miyiz hiç “Denizaltı Rüzgarları”nı?

Selçuk: Konserlerde çalıyoruz, o konuda bir kısıtlama yok. Onun dışında bir de “Canım Kurban” da albüme dahil edemediğimiz parçalardan biri. O da alamadığımız parçalardan. Onu da çalıyoruz konserlerde.

>>Şarkıları seçerken bir araştırma süreci oldu mu yoksa sevdiğiniz, bildiğiniz parçalardan mı seçtiniz…

Orçun: Biz ta 94’te girdik o araştırma dönemine, sahaf sahaf dolaşıp arıyorduk dönem plaklarını. Şu anda olduğu gibi de internetteki yaygın paylaşım ağı da söz konusu değildi. Ya da son beş altı senedir yaşandığı gibi yurtdışından gelen bir etkiyle trend haline de dönüşmemişti. Sadece ilgilenenler takip ediyordu bu işi. Biz de sahaflara giderek araştırıyorduk. Her şeyin başlangıcı olarak ise tabi ki Erkin Koray’ın ismini anmalıyız. Onun elektronik türküleri, o dönem yaptığı işlerden etkilenerek yola çıktık ve yavaş yavaş araştırmaya başladığımızda Apaşlar, Ersen ve Dadaşlar gibi isimleri keşfetmeye başladık. Bu albümün listesini oluştururken o dönem keşfettiğimiz ve bizi etkileyen, grup müziğini geliştirmiş, Anadolu Pop’un ve rock’un başlangıcı olmuş en yenilikçi, en marjinal parçaları kullanmayı amaçladık.

Selçuk: O döneme dair bazı sanatçılar var; mesela bu albümden aklıma Barış Manço örneği geliyor aklıma spesifik olarak. Çok fazla parçası var. Aradığınız, bir şeyler katabileceğiniz şarkıyı bulmak da zor olabiliyor. Aklımızda olan bir parçasını seçip kayda girdiğimiz vakit denedik denedik olmadığını gördük. Sevmek ayrı bizim ona bir şey katmamız ayrı bir durum, o yüzden tekrardan başka şarkı seçtik. O noktada bütün şarkılarını tekrar gözden geçirdiğimiz, incelediğimiz, bir süreç oluştu.

>>Albümün güzel sürprizlerinden olan “Panayır Günü” de evvelden beri çaldığınız bir şarkı mıydı?

Selçuk:
Kaç yılıydı hatırlamıyorum ama bir Melih Kibar projesi söz konusuydu. Melih Kibar besteleri çeşitli sanatçılar tarafından seslendirilecekti. Bu proje bize geldiğinde biz o şarkıyı seçmiştik. Zaten plak elimizdeydi, ki herkeste aşinadır melodisine.

Burak: Bu süreç baya eskiydi çünkü ben daha gruba dahil değildim ve bu parça kaydedilmişti de ben miksine gelmiştim.

Selçuk: Biz bir kayıt yaptık, Melih Kibar’a dinletme fırsatımız da oldu. Kendisi yaşıyordu o zaman. Dinledi ve bir anda anlatmaya başladı; ilk bestesi olduğunu ve bu yorumun çok hoşuna gittiğini belirtti. Bu kayıt değildi tabi dinlediği, o dönem yaptığımız bir başka kaydı dinlemişti. O şarkıyı yayınlayamamıştık çünkü proje rafa kalkmıştı ve şarkı bizim için bir yerlerde duruyordu hala. Bu yeni albümle birlikte gün ışığına çıkmış oldu böylece.

>>Geçtiğimiz “Zerre” albümünde davul kayıtlarını Gökçeada’da bir hapishanede gerçekleştirmiştiniz. Bu kayıt sürecinde herhangi bir atraksiyon var mı?

Barkın: Bu projenin kendisi bir atraksiyon olduğu için orada öyle bir yük almayalım dedik. Zaten, takdir edersiniz ki masraflı bir projeydi ve prodüksiyon estetiği olarak da stüdyo işi olsun istiyorduk. O yüzden daha değişik bir lokasyona gitme ihtiyacımız olmadı. Ne çok retro ne çok modern ikisinin garip bir karışımını ihtiva eden bir sound istiyorduk, bu da ancak stüdyoda çıkardı. Modern bir stüdyoda çalarken eski enstrümanlar kullandık. Gitarlar, amfiler bizden yaşlıydı, davul için özel bir set hazırladı Orçun ve o iki durumu böyle dengeledik.

Burak: Bir önceki albüm gibi deneysel mikrofonlama tekniklerini yansıtacağımız bir proje değildi bu. o yüzden stüdyoda yapmayı tercih ettik.

>>Sosyal medyada her konuda anında tepki geliyor. Sizin dinleyiciniz öyle değil ancak herkes her konuda konuşuyor artık ve bir de bizde değerlerine dokundurtmama tedirginliği vardır, ne olup bittiğini anlamadan türkülere ne yaptınız böyle diyen olmadı mı?

Barkın: Bunlar yanlış anlaşılmış şeyler. Biz bir türkü albümü yapmadık. Bunlar yanlış eleştiriler.

Selçuk: O yüzden de bizim pek ciddiye alabileceğimiz bir eleştiri olmuyor bu. Ancak bu sosyal medya durumlarına girersek, bazı sosyal mecralarda öyle bir kümelenme olmuş ki ismini vermeye gerek yok; orada sanki herkese söz ‘geçiriliyor’. Hiçbir şey beğenilmiyor gibi bir eleştiri bombardımanı var. Onlara yeri geldiği zaman yanıt da veriyoruz. Birçok yanlış anlaşılmanın temelinde de insanların CD’yi fiziksel olarak almamasından kaynaklandığını düşünüyorum. O CD’nin içerisinde sunulan bilgi de en az albümde hazırlanan şarkılar kadar değerli. Çoğu insan sadece şekilci bir biçimde dinleyip, kim bilir youtube’dan bakıp “aa türkü bu bir şey katmamışlar” noktasında eleştirince maalesef o eleştiri bizim ortaya koyduğumuz şeyin altında kalıyor bizim için kriter olmaktan uzaklaşıyor.

Orçun: Bu konuda en ekstrem örnek şu oldu bence; ortada bir bok atma kültürü dediğiniz gibi zaten var, şöyle bir şey oldu: Ada müzik albümün 15’er saniyelerini koydu kendi web sitesine, bunu dinleyip albüm çok kötü olmuş, şöyle şöyle olmuş, böyle böyle olmuş diye yazan adam çıktı. O noktaya kadar da biz gidemiyoruz. Onun görevi o çünkü diyoruz, geçiyoruz.

Selçuk: Hep kötülerden bahsettik. Diğer yandan genele baktığımızda iyi karşılık aldığımızı söyleyebiliriz.

>>Kartonetteki ön yazının ve şarkıların tarihini anlatan yazıların sahibi Murat Meriç’le birliktelik nasıl gerçekleşti?

Barkın: Murat Meriç zaten bizim dostumuz, geçmişe dayanan bir tanışıklığımız var. 2007 Karaburun’la ilgili güzel bir yazısı da vardı kendisinin. Proje aktive olduğundan beri bir yazının yer alması, CD’nin bir kitapçıkla var olması düşünülüyordu. Orada da doğal olarak otomatikman onun adı geçti ve Murat Meriç’le yapıldı bu iş. Sağolsun hem genel bir bakışla hem de seçilen şarkılar üzerinden verdiği bilgilerle bizim için projenin olmazsa olmazı, hayati bir noktasını tamamladı diyebiliriz.

Orçun: O ön yazı olmasa bu albüm yarım kalırdı diyebiliriz. Albümün arşivsel değerini ortaya çıkaran tek unsur diyebiliriz kitapçık ve Murat Meriç’in yazısı için. Onun da hayatını adadığı bir konu olduğu için çok güzel bir birleşme oldu diye düşünüyoruz.

>>Albümün ilk konseri aslında Eskişehir’deydi ancak lansman konseri İstanbul’da gerçekleşti. Salon’daki konser nasıl geçti?

Barkın: Keyifliydi bizim için, her zaman stresli geçer bu albüm tanıtım konserleri ama ilgili bir kalabalıkla dinamik bir şekilde çaldık diye düşünüyoruz. Neredeyse yazdan beri ilk İstanbul konseriydi o yüzden de bir özlem vardı. Yaklaşık iki saat çaldık herhalde yine.

Selçuk: Herkeste bu konsere dair bir ürperti vardı. Uzun zamandır çalmamış olmamızın da etkisi vardır tabii.

Burak: Yeni bir albümün lansmanı olduğu için her şeyin mükemmel olmasını istiyorsun onun tedirginliği vardı biraz. “Zerre”nin lansman konserini hatırlıyorum ben orada da öyleydim. Her şeyin mükemmel olmasını istiyor insan ilk konser olunca.


>>Albümdeki tüm konuklar yer aldı mı konserde?

Orçun: Maalesef Cahit Berkay gelemedi rahatsızlığı sebebiyle. Son dakikada yaşadığı ufak bir sağlık sorunu sebebiyle katılamadı bize. Pek ciddi bir şey değildi ancak o gün katılabilecek durumda değildi. Onun dışında Ece Özey, Tunçay Korkmaz, Salih Nazım Paker bizimle sahnedeydi. Salih Nazım Paker, “Denizaltı Rüzgarları”nda katılmıştı bize albümde yer alamayınca parça, şu an gizli konuk diyebiliriz onun için.

>>Anadolu Pop akımına baktığımız vakit Türkiye müziğinin popülerleşmiş en yaratıcı, kendi müziğini üreten, geleceği aydınlatabilecek akımı diyebiliriz. Türkiye’nin karışık siyasi gündemi sonrasında darbe vs. tüm bu kültürel yaşam bıçak gibi kesildi bir anda. Bu kayıp yaşanmasaydı Türkiye’de farklı bir kültür gündemini tartışıyor olabilir miydik sizce?

Orçun: Bu bilinen bir konu aslında. Aklıselim herkes bunun böyle olduğunu düşünür herhalde. Anadolu Pop için bitiş darbeden daha erkenden başlıyor. Belirtmek de lazım o dönem kendi içerisinde Anadolu Pop olarak anılmıyor zaten. Moğollar’da güzel bir örneği var bunun, biz Taner’in, Ayzer’in, Cahit’in müziğini yapıyoruz, kendimiz nasıl hissediyorsak onu üretiyoruz, bireysel işler yapıyoruz derler. O dönem Erkin Koray’ın dediği gibi uzayda bir elektrik hasıl olmuş ve bir şeyler gerçekten yaşanmış. Darbenin yaşantının her noktasında olduğu gibi müzik ve kültür yaşamında da büyük etkileri olduğu bir gerçek. Aslına bakarsanız askeri bir müdahalenin olmadığı ülkelerde de yozlaşma yaşandı. 90’lar kendi içinde grunge gibi güzel bir akım yaratmış olabilir ancak büyük ölçüde yozlaşma getirdi. Şu anda o kültür kaybını kapamaya çalışıyoruz. Arayı kapatıp devam etmek istiyoruz. Geçmişe eğilimin sebebi de bu olsa gerek. Herkes neler yaşandığını o dönemlerde merak ediyor ve keşif başlıyor. Şu anda da o açığı kapatmak için güzel işler yapılıyor denilebilir.

>>O aranın kapatılabilmesine katkı sağlayabilecek güzel isimler bu ara bolca var gibi geliyor bana, ne dersiniz?

Barkın: Ne kadar kuvvetli bir akım oluşur bilemeyiz ama en azından kendi coğrafyanın kültüründen etkilenmek korkulacak bir şey olmaktan çıktı 2000’lerden sonra. Düşünüyoruz öyle bir ergenlik geçirdik ki kendi kültürüne ait olan her şey tamamen itici, karikatürize bir durumdaydı. En azından o durum yok oldu. Diğer yandan da illa ki kendi yeşerdiğin kültürden etkileneceksin diye bir şey yok tabii farklı işler yapan da çok güzel müzisyenler çıkıyor. Hepsi özgün mü değil mi orası tartışılır ama sonuçta 15 senelik bir açığı kapatmaktan söz ediyoruz. Daha da iyi bir noktaya gelecek Türkiye’de müzik. İzler taşısın ya da taşımasın orijinalliği koruması önemli ve herhangi bir iz taşınılmasından da gücenilmemesi önemliydi o atlatıldı nihayet.

Selçuk: Bu döneme değişen müzik sektörü açısından bakarsak; internet ve paylaşım gibi meselelerle de çok derinlemesine girmeye gerek yok durumlar ortada, başkalaşmalar söz konusu oldu. Herhalde 90’larda 2000’lerin başında mekan sahipleri daha çok televizyona yönelirken yani orada yer alabilen gruplara müzisyenlere şans tanırken, aslında şu an gördüğümüz kadarıyla sosyal mecralarda ne dönüyor, insanlar ne dinliyor, radyolarda ne çalıyor, belki de en çok hangi müzikler paylaşılıyor gibi parametreler kullanılmaya başlandı. Böyle bir şeye dönünce de müzik dinleyicisinin istediği müziğe ulaşması için aradan medyanın ortaya koyduğu ana akım tercihler, kriterler, kulvarlar ortadan kalkıyor gibi. Siz klibiniz olmasa da on binler tarafından takip edilen bir grup olabilirsiniz bu olumlu bir gelişme. Çok bariz bir şey var ortada kimse artık albümden para kazanamıyor hatta albümü kendi cebinden yapıyor, tv’ye çıkmak için üstüne para veriyor gibi durumlar söz konusu. Bütün bu başlangıçta bizim de hoşumuza gitmeyen süreç yön değiştirir oldu. İnsanlar daha direk ulaşır oldular ihtiyaç duydukları şeye. Eğer bununla beraber müzik endüstrisi de gelişirse
kimin ne dinlediği çok daha net bir şekilde anlaşılırsa daha geniş kitlelere ulaşılabilir. Dediğin gibi bir akım doğar mı bilmiyoruz ama iyi işler olabilir kısacası.

Orçun: İşte bu noktada Peyote gibi bir yerin olması önemli gibi geliyor bana. O tür mekanlarda inceden gelişiyor gibi. Peyote 98’den beri bu işi hakkıyla yapmaya çalışıyor, biz de başından beri oradayız ve böyle bir akımdan söz edilecekse Peyote’nin katkısı şüphesiz konuşulmalı. Onun dışında bu süreç ne kadar özgün grup bırakacak bize zaman gösterecek tabi ki. Ama şu söylenilmeli en azından bir süredir insanlar kendi müziğini üretmek, ana akımın dışında kalmak ve belli sınırlarla kendini çerçevelemeden üretmeye çalışıyor o mutluluk verici bir şey. Sürekliliği ne kadar olacak kimler kalıcı olabilecek göreceğiz.

Selçuk: Kalıcılık konusunda da aslında bunları nasıl arşivleyebileceğimiz sorunu çıkıyor ortaya. Mesela 70’ten bugüne kalan her şey fiziki materyal dahilinde, plaktır, kitaptır. Ama bugünden yarına ne kalacak belli değil. CD de ortadan kalkınca insanlar neye nasıl ulaşacaklar bilmiyoruz. Eninde sonunda o bir müzik parçası da olsa internetin bir yerinde duran bir dosyaya dönüşecek. O sebeple birçok iş yapılsa da bugün belki de somutlaşmadığı için bu bilgi kirliliği içerisinde kaybolup gidebilir.

>>CD pek ısınabildiğimiz bir format olmadı zaten galiba… Ama bu daha kötü, bazen bir gün gelecek bu kirlilik içerisinde aradığımız hiçbir şeye ulaşamayacağız korkusu sarıyor insanı…

Selçuk: Evimde bilgisayarda CD player’ım bozuk, arabadaki de atlaya atlaya çalışıyor. Altı tane albümümüz var, herhalde bir CD player alıp bir kenara koymamız gerekiyor bizim. On sene sonra da dinleyebilmek için.

Burak: Bu paylaşımın getirdiği korkutucu şeylerden biri de, mesela bu dosya paylaşımı ile tanımadığınız bir grup indiriyorsunuz, hiç dinlememişsiniz, elinizde bir materyal ya da official bir şey olmadığı için size ulaşan şeyin ne kadar orijinaline yakın gelip gelmediğini hatta onun o olup olmadığını bilme şansınız olmayabiliyor. Elinize geçen veri ne kadar manipülasyona uğramış, size ulaşırken bir kayba uğradı mı, ismi yanlış yazıldı ya da biri bambaşka bir şey yazdı adını hiçbir fikriniz yok. Orada bu ağların iyi yanları olduğu kadar çok fazla sor işareti barındırdığı ortaya çıkıyor. Bilinçli yaklaşılması gereken bir durum.

Orçun: Bu noktada tekrar albüme dönersek, kartonetin önemi ortaya çıkmış oluyor. Gerekli bilgiye en net şekilde ulaşıyorsun, bir türkü yorumu değil de kimden yorumlandığını dahi öğrenip, üstüne o dönemde ne yaşandı biraz fikrin oluyor. Yoksa bir şeyler eksik kalacak her zaman. Biraz da onu kırmak için böyle bir kapakçık çıktı ortaya. Eski model bir iş yapıyoruz aslında ve o yüzden tarihsel anlamda eksiklik kalmaması lazımdı, bunu da kartonet çözdü herhalde.

>>Peki kayıt demişken, albümü plak olarak yayımlama fikri var mı?

Barkın: Var, var tabi ki. Bu albüm plak olarak da yayınlanacak.

>>Bundan sonra Replikas için sırada ne var peki? Bildiğimiz kadarıyla bir EP var ilk adımları atılmış?

Barkın: Biraz ümitsizleşmeye başlamıştık bu Anadolu Pop albümü için, o dönemde girişmiştik bu EP’ye. Hazırlamaya tam başladık iki üç hafta geçti elimizde biraz materyal vardı, üzerinde çalışıyorduk ki, bu albüm için kayıt süreci tekrar hayata geçti. Şimdi bir süre konserler olur herhalde kafamızı kaldırdığımız ilk anda da bu EP süreci devam eder diye düşünüyoruz. Tam olarak nereye gidecek müzikal olarak bilmesek de ezber bozma durumlarına girmek istiyoruz. Şarkı yazma, enstrüman kullanma konusunda bir sıfırlanmak istiyoruz. Bu EP’de bize araç olacak herhalde.

Selçuk: Yenilenmek istediğimizden ayrı bir konsantrasyon sürecine ihtiyacı var o aşamanın. Şu an konsantrasyon hala bu albüm üzerinde baya bir yordu bizi bu süreç. Şimdi bir konserleri verelim, tadını çıkaralım durumlarındayız.

>>Son olarak yan projelerinizden bahsedelim bir ufak. Barkın ve Burak, Revire Falls On All’da durumlar nedir, yok mu yeni kayıt?

Barkın: İkinci albüm için biraz başladık ama bu yoğunluk araya girince duruldu tabi ki. Yaza doğru tekrar hareketleniriz herhalde.

Burak: Aslında oturup beş altı şarkıyı bitirdik neredeyse ama tabi araya bu işler girince vakit bulamadık. Ancak yazın vakit ayırabileceğiz gibi gözüküyor.

>>Oichuung’da yeni hastalık var mı ufukta?

Orçun: Bir kabakulak planlıyorum şu sıralar. Olursa haber veririm ben zaten.

No comments

Leave a reply