PAZAR RÖPORTAJI // SOAKED: “Ne şiş yansın ne kebap durumlarını sevmiyoruz”

0 Posted by - 04 March 2012 - RÖPORTAJ

2011 sonunda yayımladıkları albümleri “Aftermath” ile dikkat çeken Soaked’la muhabbet ettik…

Soaked aslında 2003’te Balamir Nazlıca’nın evde kayıt yaptığı bir müzik projesi olarak hayata geçmiş. Gelişim sürecinin ardından 2009’da bir grup olarak profesyonel anlamda üretime başlamış. Şu iki yıla, bir adet EP, bir albüm ve iki tane de video klip sığdırmışlar. Bunun dışında gerçekleştirdikleri onlarca canlı performans, İstanbul turnesi kıvamında geçen peşi sıra konserler furyası ise cabası. Bu yoğun tempoya dayanamayan ve gruptan ayrılanlar olmuş bu arada. Sonunda grubun çekirdek kadrosunu oluşturan Balamir Nazlıca, Hatice Arıcı ve gitarist Emrah Akar’ın yanına davulcu Emir Celt’in de katılımıyla grup nihai haline ulaşmış.

Soaked, kendini synth-pop icra eden bir grup olarak tanımlıyor. Depeche Mode, Duran Duran, New Order gibi grupların stilinin ve tabii ki Ian Curtis’in bariton vokallerinin etkisi müzikte hemen kendini belli ediyor. Ama son tahlilde Soaked, bu grupların hepsinden çok daha bağımsız bir müzik yapıyor, farkını hissettiriyor. O fark Soaked’un kısa süreli bir proje olmayacağının habercisi.

Grubun ikinci videosu, In Light grubun ilk EP’sinde yer almıştı.

Soaked temelleri 2003’te atılmış ancak son iki-üç senedir aktif olarak ürettiklerini paylaşan bir proje. Neden bu kadar uzun sürdü Soaked’un halka arzı?

Balamir: Aslında çok bilinçli, organize bir durum değildi sürecin bu kadar uzaması. Tek başıma başladım, evde besteler yaparak. O dönemde çalıştığım insanlar oldu zaman zaman ancak müzik enerji işi, sadece “hadi bir araya geldik müzik yapalım” değil. İnsanın aşık olduğu müzisyenle çalışması gerek bir yerde. 2009’da çıkacağız, süper olacak diye bir şey yoktu kafamızda, Hatice ve Emrah’la tanıştıktan sonra gelişti her şey diyebiliriz.

Hatice : Biz internet üzerinden tanışmıştık Balamir’le ve aynı sokakta oturduğumuzu farkettik. Görüştük, piyano ve vokal ile daha sakin bir şeyler yapacaktık. Soaked Balamir’in projesi olarak hep vardı. Sonra işler gelişti. Biz soaked olarak hep birlikte müzik yapmaya başladık.

Balamir: Bir şeylerin oturması için vakit geçmesi gerkeiyor zaten. Bir grubun soundunu oturtmak için belli bir süre geçmesi gerekiyor. İyi ki 2003’te çıkarmamışız bu albümü diyorum, bu pişme süreci bize fazlasıyla yaradı.

Kayıt sürecinden bahsedecek olursak; nasıl geçti sizin için o dönem, parçaları nasıl seçtiniz 2003’te yaptığın parçalardan var mı mesela albümde? Ya da kayıt sürecinde ortaya çıkan parça var mı?

Balamir: 2003’ten kalan “Seasons” var. Seasons’ın bir sürü versiyonu var zaten. İlk şarkılardan olduğu için üzerinde defalarca oynadığımız parçalardan biri o.

Emrah: Forward’a albüm kayıt sürecinde çıktı diyebiliriz. Forward eski bir parçaydı ama öyle bir hale geldi ki Forward’ken Morward oldu. (gülüşmeler) En rock tınlayan parçayken en ağır elektronik parça oluverdi.

Balamir: Çok acayip tecrübelerden geçtik kayıt sürecinde. Bir ton şey öğrendik. İkinci albümde bunların hepsinin artılarını göreceğiz. Kayıt aşamasında birlikte çalıştığımız ekibe de ayrıca teşekkür etmek lazım. Hepsi albüme bir şeyler kattı. Kayıt süreci çok farklı yerlerde gerçekleşti ve herkes solo olarak girdi kayda. Sonlara doğru bir araya gelmeye başladık. Yaptıklarımızı birleştirdik ve eksileri artıları konuşarak düzeltmelere gittik. Bir yıl kadar uzun bir süreçti ve bazı aksaklıklar da yaşadık. Vokal anlamında sıkıntı yaşadık bir ara.

Hatice: Kolayına hasta olmayan ben üç ay boyunca tüm kayıt süreci hastaydım. O yüzden de işler biraz aksadı. Bir daha kışın asla kayda girmem bunu öğrendim. Şükür ki Macallan’ımız vardı bir tane, Balamir’in bir dostu İskoçya’dan getirmişti o hayatımızı kurtardı.

Balamir: Kayıt sürecimize dair en dikkat çekici ayrıntılardan biri de kayıt süreci esnasında davulcu değişikliği yaşadık. Bir kaç istediğimiz yeniliği davulcumuz Emir ile hayata geçirdik.

Emrah: Biz kayıt sürecinde bir de şunu gördük. Bazı şeyleri tecrübe etmeden öğrenemiyorsun. Bu kayıt süreci bizim zihnimizi fazlasıyla açtı. Şimdi bana sorsanız Aftermath’i bir daha kaydederim çünkü insan o süreçte öğrendikçe daha farklı fikirler ediniyor ve onu uygulamak istiyor. Artık ikinci albüme…

Albümde hiç cover yok, hiç türkçe şarkı yok. Bu Türkiye standartlarında çok cesurca bir hareket. Siz ne dersiniz.

Balamir: Bence Türkiye şartlarında bu delilik demek.

Hatice: Bu işlerin formülü var değil mi artık. Şarkıya iki tambur ekle ya da aradan bir darbuka göster. Biz sevmiyoruz böyle ne şiş yansın ne kebap durumlarını. Hem İnglizce sözlü synth pop yapacaksın hem de dinlensin diye türlü takla atacaksın. Ne gerek var, biz ortaya koyduğumuz ürüne bu şekilde değer kazandırmak isteyen bir ekip değiliz.

Balamir: Bizi bazen sırf tarzımız yüzünden samimi olmamakla suçlayanlar oluyor. Bana komik geliyor asıl samimi olanın bu olduğunu düşünüyorum ben. Senin gönlünü almak için cover koymamışım, türkçe söylememişim en içten şekilde, içimden ne geliyorsa sanatımı icra etmişim. Bunu nasıl samimiyetsizlikle itham ediyorlar anlamakta güçlük çekiyorum. Biz bu müziği böyle icra ediyoruz, yalan dolan yok biz de.

Albüm beklediğiniz ilgiyi gördü mü peki?

Balamir: Ben tatmin olmadım. Ama daha yolun başındayız tabi. Müzik işi dışarıdan görüldüğü kadar temiz, kolay bir iş değil. Belli bir penetrasyonunuz yoksa ancak bir yere kadar yürüyebiliyorsunuz. Biz her şeyi kendimiz yapıyoruz. Besteledik, kaydettik, tanıttık vs. Albümden önce çok daha pozitif bakıyordum bu mevzulara, çok çalışırsan ve iyi bir iş koyarsan ortaya insanlar sahiplenir gibi geliyordu. Ama işin içine girince mevzunun öyle olmadığını yavaş yavaş görüyorsunuz. Bir işin ivme kazanması için birilerinin sizi itelemesi, reklamınızı yapması lazım. Kitlelere ulaşmanın yolu ne yazık ki sadece ana akım medyadan geçiyor. Çünkü o hep söylenegelen Facebook’tan milyonlara ulaşıyorum dediğin şey büyük yalan. Orada da artık bir filtreleme sözkonusu, “hop, selam, günaydın” diyorsun ve gönderdiğini zannettiğiniz insanların %18’ine ancak ulaşıyorsunuz. Ben, Soaked olarak ulaşmamız gereken kitlenin çoğuna ulaşamadığımız kanısındayım. Ama ümitsizlik olarak anlaşılmasın bu sözlerim. Hakettiği değeri göreceğine inanıyoruz Soaked’un. Eğer bu ülkede ingilizce sözlü synth-pop yapılacaksa bu işin adamları Soaked olacak.

Soaked Babylon performansından.

Soaked’un işin görsel tarafını da önemsediğini biliyoruz, yeni planlar var mı?

Balamir: Sahne performanslarımızda VJ’lerle çalışmaya devam ediyoruz yaptığımız müziği görsellerle beslemek bizim için vazgeçilmez bir şey. Ne yaptığımız ortada, bir konserimize gelen, internetten bizi takip eden herkes görselliğe verdiğimiz önemi biliyor. Biz her zaman bizimle beraber çalışabilecek arkadaşlar arıyoruz. Farklı fikirlere açığız, kendi sanatını icra etmek isteyen, sahneye bir şey yansıtmak isteyen, mapping yapmak isteyen fikri hür herkese açığız. Bir de şöyle bir şey planlıyoruz. Muhtemelen bu albüm için iki video klip çekeceğiz. Onun dışında sekiz ayrı minik minik videolar hazırlıyoruz. Hepsini yakında Soaked’a ait kanallardan göreceksiniz.

Kimlerden etkilendiniz, müziğinize gözle görünür olarak yansımasa da sizi besleyen, ilham kaynağı olan isimler kimler?

Balamir: Leonard Cohen, Nick Cave, Depeche Mode, Sting bunlar benim küçükken dinlediğim, dinleyerek büyüdüğüm isimler. Mesela New Order keza onalra da büyük saygı duyarım. Beni etkileyen isimler bunlar. Özellikle Cohen ve Cave söz yazmayı öğrendiğim isimler olarak nitelendirebileceğim isimler. Sözlere önem vermelesin, sallapati olmaz, söyleyecek bir şeylerin olmalı. Bunların yanında son keşfim ise M83, hastasıyım onların.

Hatice: Siouxsie and the Banshees’i çok severim. Nina Hagen benim için tanrıçadır sahnede bu kadınlar gibi devleşmeyi isterim. The Cure da çok severim.

Emrah: Queen ve Pink Floyd benim için değişmez isimler. Kimsenin önüne geçemeyeceği topluluklar bunlar. Enstrümanını sevdiğim isimler arasında ise yeni gitaristlerden Andy Timmons’ı, Greg Howe’u beğeniyorum. Bu aralar bir de Electro Deluxe’e taktım. Funk-fusion takılıyorlar çok iyi gidiyor.

Müziğe ulaşırken hangi yolu tercih ediyorsunuz?

Balamir: Ben artık o mp3 indirme kafasından çıktım. Artık gerek kalmadı bilgisayarını mp3 çöplüğü haline getirmeye. Spotify kullandım geçen gün bir arkadaşımın account’u üzerinden hasta kaldım. Uzun zamandır gördüğüm en güzel internet buluşu diyebilirim. We Are Haunted diye bir blog keşfettim oraya da takılıyorum arada.

Hatice: Ben eski kafa devam. CD’mi alıyorum takıyorum müziksetine. İnternetten ise Grooveshark kullanıyorum sıkça, ben de torrent çılgınlığından vazgeçtim artık.

Emrah: Musicdiscover diye bir programı kullanıyorum ben. Senin dinlediklerin üzerinden yürüyerek farklı şeyler öneriyor. Orada takılmak hoşuma gidiyor.

MP3 satın alma fikri size mantıklı geliyor mu?

Balamir: İnternetteki her şeyin bedava olmasının gerektiği inancı insanalara yerleşmişken bana çok mantıklı gelmiyor o yolu seçmek. Müzisyenlere destek vermek konusunda tabi ki satın alınmalı ama basılı olanı almak her zaman daha mantıklı. Satın alınan şeyden bir katmadeğer bekliyor insan ve müziğin, sanatın ona kattığı şeyi ölçemiyor çoğu kez. Eline kartoneti almak o açıdan da mutlu ediyor insanı. Ben o kartonetleri defalarca hatmettiğimi bilirim. Benim için hala değerlidir albüm almak.

Son olarak, ilkinin dumanı üstünde daha ama ikinci albüm fikri ne durumda?

Balamir: Şu an ikinci albüm için ne istediğimizi çok iyi biliyoruz. 5-6 tane parça hazır. Ben de besteleme süreci, oturup bekleyeyim de ilham gelsin şeklinde değil, bir disiplin işi olarak yürüyor. Makine gibi üreteceksin içinden güzeli seçeceksin. O yüzden besteler yavaş yavaş şekilleniyor. Canlı performanslarımız yeni albüme olan bakışımızı değiştirdi. Elektronik etkileşimin daha az olduğu bir albüm olacak gibi. Farklı bir yerden beslenecek.

Emrah: Gitarın biraz daha ağırlıklı olacağı daha dinamik davulların olduğu bir albüm olacak diyebiliriz.

Balamir: Elimizde bütçe olsa yaylılarla da daha manyak şeyler yapmak isteriz ama kurtarmıyor :) Zaman biraz daha geçsin diye bekliyorum. Çünkü bayağı kurdum kafamda, ne olacağı, edeceği her şey dönüp dolaşıyor. İkinci albümde düşürmeyeceğiz ritmi, Soaked güçlenerek gelecek.

FacebookFlipboardShare/Bookmark

1 Comment

  • RÖPORTAJ // SOAKED: ARTIK NEŞELİ, SADE VE DAHA DUYGUSAL MÜZİK YAPIYORUZ | Hafif Müzik 13 January 2015 - 13:22 Reply

    […] ile tanımıştık. Grubun kurucusu Balamir Nazlıca ve ekibin geri kalanı ile o dönemlerde bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Balamir, Amerika’ya taşındı. Bu sebeple Soaked grup formundan […]

  • Leave a reply