RÖPORTAJ // BABA ZULA: “GERÇEK SANATÇI, GERÇEK OLMAYAN SANATÇI AYIRIMINI ZAMAN ACIMASIZCA YAPACAK”

0 Posted by - 28 November 2014 - RÖPORTAJ

Alternatif müzik sahnemizin köklü gruplarından Baba Zula, yeni albümü “34 Oto Sanayi” ile geri döndü. “34 Oto Sanayi” Baba Zula’nın en çok söz içeren albümü ve suya sabuna hiç çekinmeden dokundukları bir içeriğe sahip. Ekibin muhalif tavrı bilmediğimiz bir şey değildi, ancak bu kez Gezi’nin etkisiyle yazılmış birden fazla şarkı ve sözünü sakınmayan bir Baba Zula var karşımızda.

baba zula 2

Sizce Gezi Türkiye’de hangi dinamikleri eğiştirdi?
Murat Ertel:
Farkındalık yarattı. Bir sürü insanın, solun savunduğu minimumlarda bir araya gelebildiğini gördük. Sol için hep şunu düşünmüştüm; solda fraksiyonlaşma çok fazla, bu kadar bölünmeyelim de, kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları gibi temel ve belirli noktalarda birleşelim. Siyaset üstü bir şey olması lazım. Bu bizim hakkımız, insanlar bunu hak ediyor. Ben artık gençliğe güveniyorum, içim rahat. Bu birleşmeyi gördük, devamı gelecektir.

baba zula - 3 - albüm kapak - hafif müzik
Levent Akman: Kendi adıma, Gezi’den önce umutsuzdum aslına bakarsanız. Gençliğin bir hareket yapamayacağını, onun üzerine de orta yaş ve üstü sınıfın çaresiz kaldığını, yaşam alanlarımızın darlaştığını düşünüyordum. Fakat bu Gezi’yle kırıldı. Artık ölsem de gam yemem derler ya, öyleyim. Bu bir kazanım. Birlikte olmanın, toplu hareket etmenin ne kadar güçlü bir şey olduğunu gördük. Birçok insana güven geldi ve hayatları boyunca unutamayacakları bir deneyim oldu. Gezi’ye katılan, katılmayan, karşısında duran, ortasında duran, geçerken bakan; kısacası herkesin, tüm toplumun DNA’sına kazındı. Bunu ister kabul edin, ister etmeyin, gerçek destan sokakta yazıldı. Bir süre sonra gerçek destanı kim yazmış görülecek, tarih direnenlerden bahsedecek.

Bu tür toplumsal vakaların üretim süreçlerini nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?

Murat Ertel:
Gerçek sanatçıların etkilenmesi gerektiğini, gerçek olmayan sanatçıların bundan kaçtıklarını, yok saydıklarını, yalakalaştıklarını düşünüyorum. Burada gerçek sanatçı, gerçek olmayan sanatçı ayrımı yapılmalı. Bu ayrımı, yavaş ama acımasız bir şekilde zaman yapacaktır. Ben bunu görebiliyorum, AKP iktidara ilk geldiğinde tavrının zamanla değişeceğini nasıl gördüysem, kimlerin zaman tarafından yargılanıp yargılanamayacağını da görüyorum. Bu parayla şanla şöhretle ölçülebilir bir şey değil. Her şeye sahip olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız. Sanatçının kendi toplumuyla bir ilişkisi vardır, Picasso belki bir tane kurşun atmamıştır ama Guernica’yı çizmiştir. Orada kurşun atan bin tane İspanyol askerinden daha vurucu bir iş yapmıştır.

Levent Akman: Bu bir zemberekti ve 2000’li yılların başından bu yana gerilmeye başlamıştı. 2010 ve sonrasında gittikçe hızlandı ve o zemberek 2013 yılı Haziran ayında patladı. O dağılmadan yayılan şok dalgaları herkesi etkiledi, tabii ki sanatçıları da. Maalesef ülkemizde baskı var, sansür var. Toplumun genelinde olduğu gibi, sanatçılar da özgür değil. İstedikleri düşündükleri birçok sanatsal olayı gerçekleştiremiyorlar, bir otosansür oluşturmak zorunda kalıyorlar. Bazı insanlar şu an açık açık konuşmaktan çekiniyorlar, ancak zamanla eserlerini sunacaklardır.

İlk şarkı büyük ölçüde ‘birisine’ hitaben söyleniyor. Siz bir otosansür uygulamamışsınız.
Levent Akman:
Haklısın, bizim de etkileşimimiz buymuş demek ki.

Murat Ertel: Bilmem, belki de bir aşk şarkısıdır. Aa, niye öyle diyorsunuz, bir kadınla bir erkeğin ilişkisi var ve kadın anlatıyor. Bence böyle.

baba zula 4 hafif müzik

Şarkıların kayıt süreçleri nasıl gerçekleşti?
Levent Akman:
Biz bir albüm çıkardıktan sonra haydi yatalım demiyoruz. Hep birtakım süreçlerin içinde oluyoruz. Konserler devam ediyor, tiyatro oyunları, filmler, kısa filmler geliyor. Bunlar için yaptığımız çalışmalar kayıt altına alınıyor. Sonradan ara ara dinliyoruz bu kayıtları, kimisini orada bırakıyoruz kimisini bir adım öteye taşımaya karar veriyoruz. Albüm için yeterince dolduğumuzda bakınıyoruz ve seçtiklerimize ince makyajlar yapıyoruz. Gezi’den etkilendiğimiz için Gezi’yle alakadar ve en çok söz içeren Baba Zula albümü oldu. Sadece Gezi’yle sınırlamamak da lazım. Misal “Sinek Koca”ya bakarsanız, ülkemizdeki sorunlu kadın erkek ilişkisi üzerine bir şarkı o. Bir sistem eleştirisi mevcut orada da. Ancak, şunu da söylemek istiyorum, bunlar Baba Zula’nın yazdığı ilk muhalif şarkılar değil. Bu 1996’dan beri böyle, “Aşıkların Sözü Kalır”, “Özgür Ruh”, “Galiba Hamileyim”, “İstanbul Çocukları”; bunlar yasaklı şarkılar, TRT’de çalamıyoruz.

Albümde “Ufaklık” diye bir şarkı var, Murat Ertel’in oğluna yazdığı. Bir insanın yavrusuna şarkı yazması nasıl bir duygu?
Murat Ertel:
Çok güzel bir şey, sevdiğimiz insanlara şarkı yazmalıyız. Onlara şarkıdan fazlasını yapmalıyız. Bu dünyada en önemli şey bu; sevmek, birini sevmek, birilerini sevebilmek. Gerçekten sevdiğiniz insanlar, sizi seven insanlar yoksa, bu dünyanın o kadar da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Bunlar dünyayı anlamlandıran şeyler. Sevdiğiniz insanlar için şarkı yapın, ilişki kurun. Biz böyle şeyleri daha önce de yaptık, Abbasağa Parkı’na da şarkı yaptık, orası da bizim sevdiğimiz bir yer, hayvanlara, bitkilere, pırasaya ve hatta sevmeyenlerine bile şarkı yazdık. Hakikaten insanların sevgilerini göstermeleri gerekiyor. Yalnızca nefret ve direnişle de sürmez bu hayat. Bunun içine sevgiyi de katmak lazım. Sevdiklerimizi de katmak lazım, sevişmek de lazım. Yiyip içmek lazım. Hayat önemli, bunu unutmamak lazım. Bir yandan da çocuklarım için direnmem ve sevmem lazım.

baba zula japonya hafif müzik

Japonya’da neler oluyor? Albümünüz ilk olarak orada çıktı ve listebaşı oldu.
Levent Akman:
2007’de Fatih Akın’ın “Köprüyü Geçmek” filmi için orada bir konser vermiştik. Orada güzel bir tepkiyle kaşılaşmıştık. Hafta içi olmasına rağmen çaldığımız salon ağzına kadar doluydu. Sonra o orada kaldı. Geçen sene ise üç dört konserlik ufak bir turne yaptık. Bu sene 5 ayrı şehirde, 6 konser verdik, workshop’lar yaptık. Japonlar albümü ilk olarak orada yayınlamamızı istediler. Albüm çok sevildi orada, en çok satan yabancı albüm sıralamalarında üst sıralara yükseldi. Konserlerimiz kalabalık geçti. Son konser Osaka’daydı, “Türkiye’den bunca yıl içerisinde Barış Manço geldi, şimdi Fazıl Say ve siz varsınız, umarız devamı gelir” dediler.

Peki sizce Japon’lar neden sevdi sizi?
Levent Akman:
Özgünlük. Biz taklit etmiyoruz. 1996’dan beri hep kendi şarkılarımızı çaldık, hiç başkalarının şarkısını çalmadık, farklı bir şeyler yapmaya uğraştık. 90’larda sanat ve müzik sektörü şimdikinden çok daha zordu. Kendi kültürüne yabancılaşma pompalanıyordu. 92-94 civarında “Türkçe sözlü rock yapılır mı?” diye seminer düzenlenmişti. Ciddi ciddi tartışılıyordu bu. Neyse ki geçtik o günleri ama daha yürüyeceğimiz çok yol var. Bizim ülkede müzik sektörü ve sanat çok yavaş gelişiyor. O dönemde elektrikli saz çalmak, darbuka kullanmak, kaşık çalmak, 9’luk 5’lik 7’lik ritimler çalmak vs. bunlar ayıplanan şeylerdi. Yıllar sonra birisi şöyle demişti, “Eskiden biz sizin konsere gelirdik, göbek atardık. Çıkınca ne yaptık deyip, utanırdık”. Bunda utanılacak bir şey yok, bu senin kültürün. En ufak bir dans ritmi çalınınca bizde oynanır. Bu normal bir şey, neden utanıyorsun. Bu şartlardan geldik bu günlere. Yılmadık ve inandığımız yolda devam ettik. Japonlar da bunu gördü bence.

70’lerde Türkiye’de Erkin Koray’dan tutun Okay Temiz’e çok güzel işler vardı ama Darbe’yle önü kesildi. Siz 90’lardan bu yana o ruhu yeniden canlandırmak için uğraşıyorsunuz ve bu yavaş yavaş bir akıma dönüşüyor. Ne dersiniz?
Levent Akman:
Doğru diyorsun, ama dedim ya, çok yavaş ilerliyor. Biz isterdik ki bundan 10 sene önce bizimle mukayese edilen gruplar olsun. Birbirimizden etkilenelim, birbirimizi kıskanalım. Ama olmadı ne yazık ki… Bir iki şey görüyorsun, aradan bir sene geçiyor, bitmiş, yok artık… Bu da bir süreç belki de. Dedim ya, Gezi büyük umut verdi; onu yaptık, bu da olur diyorum artık.

Yeni nesilden sevdiğiniz isimler var mı?
Levent Akman:
Adamlar diye bir grup var onları çok seviyorum. Sözleri özellikle ilgimi çekiyor. Gaye Su iyi şeyler yapıyor, güzel yolda. Yasemin Mori var.

baba zula 5 hafif müzik

Bilgi akışının çok hızlı olduğu günlerden geçiyoruz, müzisyenler için artı gibi gözüküyor ama manipülasyon çok fazla ve güzel üretimlerin kaybolup gitme ihtimali büyük risk değil mi?
Levent Akman:
Nehir büyüyor ve akış hızı da artıyor. Burada iş müzik severlere kalıyor. Çok araştırmak, çok dinlemek gerekiyor. Teknoloji freak’ler için dert değil bu. Onlar ulaşmak istediğine kolayca ulaşıyor. Sorun bunun genele yayılamaması. Kaybolma riski yüksek dediğin gibi, özellikle ülkemizde insanlar araştırıcı olmadığı için sorun arz ediyor. Herkes ne sunulursa, pompalanan neyse ona yöneliyor. Hala televizyondan müzik dinleniyor. Ancak, dijitalleşmenin bir açıdan iyi olduğunu düşünüyorum. Dijital ortamda fiziki albümler satmayınca, konser veren gruplar ön plana çıkmaya başladı. Çünkü albümler satmayınca, gruplar para kazanamıyorlar ve ne kadar çok konser verirlerse o kadar iyi. Yine kapital bir düzen ama müzik piyasasının lehine olduğunu düşünüyorum. Ak koyun kara koyun belli oldu. İyi konser veren iyi çalan gruplar daha çok çalmaya, seyirciyle daha çok buluşmaya başladılar. Buluşulan kitlenin de doğru kitle olduğunu düşünüyorum.

Teşekkürler kısmında Can davulcusu Jaki Liebezeit’ın ismi geçiyor hikayesi nedir?
Levent Akman:
Çok severiz kendisini, dostumuzdur. Mükemmel bir müzisyen ve çok iyi bir insan. 2002-2005 arasında Köln’den iki müzisyenle birlikte grup kurduk. Yılda 15 gün onlar, 15 gün biz gittik. K34 grubun adı; K Köln’ün, 34 İstanbul’un plakası. Köln’de konserler vermeye başladık. Sonra konserlerimizden birine Jaki geldi, çok beğendi, bizimle çalmak istediğini söyledi. Türkiye’ye de geldi, birlikte kayıtlar yaptık, konser verdik. Hala görüşüyoruz, Japonya’dan önce bir Almanya-İsviçre turnemiz oldu, Köln konseri esnasında stüdyosunda vakit geçirdik.

Sırada ne var, Baba Zula’nın gündeminde?
Levent Akman:
Konserler var. Çeşitli öğrenci filmleri, tiyatrolar ve kısa filmler için müzik hazırlayacağız. Yeni albüme klip çekmek isteyen arkadaşlarımız var belki bir iki temas çıkar. Ardından 2016’da 20. yılımızı kutlayacağımız için özel bir şeyler yapmayı planlıyoruz. Asıl olay ise, Aralık’ta albüm plak formatında satışa sunulacak. En büyük hayallerimizden biriydi.

Berk Sayan

*Bu söyleşinin kısa versiyonu BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

4 Comments

  • BU HAFTA NE YAPSAK // 20 ÖNERİ | Hafif Müzik 12 January 2015 - 14:32 Reply

    […] Baba Zula @ KadıköySahne // 14 Ocak Çarşamba Anadolu’ya özgü sesleri psikedelik etkisi altında yorumlayan Baba Zula, KadıköySahne’de çalacak. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz Baba Zula röportajı için şöyle. […]

  • BABA ZULA’NIN YENİ KLİBİNİ İZLEYİN: “BAŞKA BİR ALEM” | Hafif Müzik 07 May 2015 - 13:04 Reply

    […] Oto Sanayi” albümü ertesinde Baba Zula ile gerçekleştirdiğimiz röportajı şuradan […]

  • BABA ZULA’NIN YENİ KLİBİNİ İZLEYİN: “BAŞKA BİR ALEM” 07 May 2015 - 18:31 Reply

    […] Oto Sanayi” albümü ertesinde Baba Zula ile gerçekleştirdiğimiz röportajı şuradan […]

  • İstanbul’da #BuHaftaSonu Nereye Gitsek, Ne Dinlesek, Ne İzlesek? [23-29 Eylül] – Yemek.com 23 September 2015 - 10:33 Reply

    […] hafifmuzik – babazula […]

  • Leave a reply